Gençliğimizi çürüten deizm değil, istibdattır

Bugün düne hiç benzemiyor. Çok farklı.

Toplumdaki değişimin sürati baş döndürücü. Ve insanlar ayak uyduramıyorlar. En önemli özelliğimiz her şeyden şikâyetçi olmamız, değil mi? Bu şikâyetlerin başında ise, bildiğimiz üzere gençlik geliyor. Kuşak karşılaştırmaları, dinî ve milli değerlerdeki aşırı aşınmalar, iffetsizlik, değerlere ve toplumun sembollerine mantıksızca itirazlar…

Bediüzzaman’ın Allah’ı inkâr fikrinden sonra en fazla karşı durduğu menfi düşüncenin istibdat olduğunu, Risale Nur’u dikkatlice inceleyenler bilirler. “İstibdat” denilince aklımıza genellikle siyasi ve toplumu ilgilendiren istibdat gelir. Ferdin hürriyetlerini, insanî münasebetlerini, harekât kabiliyetini ve keyfe kâfi gelen alanını Peygamberimiz sünnetinde en geniş şekilde izah ettiği halde; eğitimcilerimizin ve terbiyecilerimizin (anne-babalar dâhil) bu hakikatten habersiz olmaları, Türkiye toplumu olarak en büyük eksikliğimiz olmalı. Zira ferdin hürriyet alanını belirleyemeyen milletler, hürriyeti anarşizm ve ahlâksızlık boyutunda yorumlayan Marksist felsefelere oyuncak olurlar.

Bediüzzaman’ın; kişi hürriyetini bilemezse, en hamiyetli idareciyi başına diktatör yapar mealindeki sözünü burada esas almalıyız. Ferdin bu husustaki cehaleti, toplumda daha derin ve rehabilitesi zor sosyal yaralara yol açıyor. Yani cahil ve hukukunu bilemeyen yüz gencin sosyal medyadaki şamataları karşısında, terbiyecilerin veya anne-babaların söyleyecekleri çok şeyin olmadığını düşünüyoruz. Özgürlük adına haksızlıklara ve istibdada itiraz edenlere semavi din karşıtı gizli örgütlerin el attıklarını da biliyoruz. Onları inançlarından, değerlerinden ve geleneklerinden uzaklaştırmak üzere binlerce organizasyonun varlığını inkâr edenler, Türk milletinin karşısında yer alanlar değil mi?

Türkiye’mizin bu günkü siyasi istibdadı 12 Eylül öncesinin istibdadından çok farklı. Müstebitlerin; küreselleşme girişimleri, kapital ile milli demokrasileri devre dışı bırakmaları, sonra yetiştirdikleri özel elemanlarla meclisler üzerinden yasalara ve milli hukuklara müdahaleleri… Önce devleti özelleştirdiler… Sosyal hizmetleri para düşkünü global şirketlere devrettiler. Eğitimden başlayarak önce sağlık, sonra ulaşım, sonra aydınlanma ve ısınma… Ve nihayet gıda… Bizi idare eden hükümetlerin bu dev sermayelerin birer memuru olduklarını yeni yeni anlamaya çalışıyoruz. Bu memur statüsündeki siyasetçilerin ABD’ye, AB’ye, İsrail’e veya bir başka ülkeye beyanlarında atıp-tutmalarının; karşılıklı anlaşmalar gereği olduğunu, neticeden hareketle öğrenmeye çalışıyoruz. Ve bu globalleşmiş çetenin bir taraftan inanmadığı halde Şeriatçılık, diğer yandan Turancılık, beriden komünistlik ve hatta demokratlık şovları da, cehalete boğulmuş gençlerin ufuklarını karartınca; artık gencin ülkenin her değerine veya her kutsalına itiraz etmesi meşru hale geliyor (!)

Global Marksist istibdadın bir memuru hareket eden ülkenin seçim yolu ile gelen siyasetçisi, vazifesi olarak Diyanet’i, adaleti, sağlığı, eğitimi, Üniversite’yi ve daha birçok müesseseyi, torbadan çıkan kanunlarla mecburen zabt u rabt altına alacaktır. Camiden ve mektepten başlayarak siyasi iradenin yanlışlarını, adaletsizliklerini, ayırımcılıklarını, hukuksuzluklarını ve ahlâk dışı muamelelerini gören gençlikte çok kuvvetli bir iman yok ise, elbette siyasi iradenin taraftar göründüğü düşüncelerin karşısında konumlanacaklardır. Yani; bunca yalanı, yanlışı, haksızlığı ve entrikayı, hileyi ve keyfiliği yapanların hürmete, sevgiye, itaate ve itibara lâyık olmadıklarını düşüneceklerdir. Bu noktanın, maalesef gençliğimizin sürüklendiği dehşetli bir netice olduğuna inandığımızdan; Türkiye gençliğinin dinden ve mukaddesattan uzaklaşmasının sebebi olarak siyasi istibdadı görüyoruz.

Gençliğimizin, siyasi iradenin millete gösterdiği dinî ve milli kimliklerinin doğru olmadığını söyleyebilmesi için, cehaleti yenmesi gerekiyordu. Hepimiz biliyoruz ki, kapitalist Marksistlerin 12 Eylül İhtilâli’nden bu yana el koydukları Türkiye’de, diğer milli müesseselerimiz gibi eğitim kurumlarımız da cehalette dibe vurdular. Ne kadar cahil bırakılıp globalist sermayenin medyasıyla şekillense, o denli rahat ve problemsiz idare edebileceklerine inandıklarından; bütün camilerin, mekteplerin, medreselerin, dinî cemaatlerin ve milletin cehaletiyle ve fukaralığıyla mücadele etmesi gereken müesseselerin; ancak yüzde otuz kapasite ile çalıştıklarını her zaman ispata hazırız… İnşaallah bu konuya devam edeceğiz

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*