İdrak tutulmaları üzerine

Image
Fizyolojik olarak azalarımızda tutulma olduğu gibi psikolojik duygularımızda da tutulma olur. Boynumuzda, belimizde, elimiz veya kolumuzdaki tutulmaları biliriz. Bacaklarımızda tutulma olduğunda yürüyemeyiz. Kalırız durduğumuz yerde. Organlarımızdaki bu tutulmaya benzer tutuklukları psikolojik âlemimizde de yaşarız. Nutkumuzun tutulmasından, hafızamızın vazifesini yapmamasından veya sinir sistemimizin kilitlenmesinden çokça bahsederiz.

İdrak tutulmasından çokça bahsedilmese de “akıl tutulmasını” çok duymuşuzdur. Bu sahalarla ilgilenenler, meselenin ilmî cihetlerini bildikleri kadarıyla mahiyet ve neticeleriyle eserlerinde izah etmişlerdir. Biz bu çerçevede çok yakından takibe çalıştığımız “idrak tutulmasını” nazara alacağız.

Sizin de çokça şahit olduğunuz idrak tutulmalarına Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde güzel örnekler verir. Meselâ, kırık cam şişelerini elmasa tercih etmek. Dünyayı bilerek ahirete tercih etmeye örnek verir. Meyve’nin Dördüncü Meselesinde ve 23. Lem’a gibi birçok eserinde basit görünümlü muhteşem örneklerle, zihnin üzerindeki “o siyah örtüyü” muhatabını incitmeden kaldırır. Yine cami ve cemaati bırakarak radyolarının başına koşuşturan mütedeyyinlerle ilgili ifadeleri gibi…
İdrak tutulmasını belki mantık tutulması ile de izah edebiliriz. Savunduğu fikrin mantıken geçersiz ve yaşayamaz olduğunu bildiği halde; bazı süslü sloganların yalancı cazibesine kapılarak realitelerden kaçanları görmemek mümkün değildir. Baloncu amcanın baloncuklarını hakikati irdeleyici toplu iğnelerden nasıl kaçırdığını görürüz de, siyasîlerin elimize tutuşturdukları balonlarla avunmaya çalışırız.
Şu son seçimler arefesinde “idrak tutulmasının” ülke aydınlığının canına nasıl okuduğunu kabul etmeyenler, sorulara mantıkî cevaplar aldıklarında, bu tutulmanın farkına varabilirler. Meselâ, cadde ve sokakları dolduran bayrak ve afişlere dünyanın parasını akıtan iktidar partisine bu paraların kaynağını sormamak idrak tutukluğunun neticesi değil mi? Ülkemiz Almanya, Fransa ve İngiltere’den daha zengin değilken, harcamalarımızın oradaki iktidar partilerinin birkaç misli fazla olduğunu bildiğimiz halde muhakememiz soru üretmiyorsa, orada bir tutukluk var demektir.
İstanbul sokak ve caddeleri pankart ve dövizlerle, ana cadde ve bulvarlara bakan binlerce binanın cepheleri milyarlar karşılığında Başbakanın resimleriyle giydirilmiş. Yüzlerce icraat sloganı. Fakat hangisine dokunursanız, aşırı derecede şişirilmiş balon hissi veriyor. Örnekler mi? Fert başına düşen millî gelir meselesi… Yedi yüz liraya çalıştırdığı işçiyi, vatandaşına sattığı dünyanın en pahalı benzinini, gaz ve temel gıda maddelerini hiç hesaba katmadan doğru hesap yaptığını zannediyor.
TOKİ veya yüz binlerce konut… Ülkenin yağmalanmış ve rant haritalarına göre imarlanmış şehir haritalarına bakmazsanız… Her gün deprem korkusuyla uyuttukları İstanbul’a yüzlerce Manhattan ve Hong Kong gökdeleni diktiklerini görmemezlikten gelirseniz… Ayrıca buralardan doğan akıl almaz paraların nerelere aktığını da sormazsanız, herşey toz pembe…
Dış politikadaki saygınlığımız.. Büyük devlet, Yeni Osmanlılar… Komşularla sıfır problem… One minute… Ankara kriterleri… Peki, hakikat nedir? 28 Şubat’ın ekonomi mimarı ve global sermayenin elemanı Kemal Derviş’in koyduğu prensipleri kutsayarak takip eden bir iktidardan fayda beklemek zihnî tutulmanın en şiddetli derecesi olsa gerek… İhracattan bahsediyorlar. Ülkenin Çin ve Hind’i de geçerek “emekçi köleler” diyarına dönüştüğünü görmek isteyenler, büyük şehirlerin izbe mekân ve bodrumlarında kanı ve rengi çekilmiş milyonlara varan gençleri ziyaret edebilirler.
Niyetin halis olması yetmiyor. Türkiye’nin ya topraklarını üst olarak kullandırmak, ya da başka şekillerde dahil edilmek suretiyle yapılan işgal ve operasyonlar sonucu Afganistan ve Irak’ta milyona, Libya ve Yemen’de on binlere varan masum dindarların hunharca katledilmesini bugün için idrak tutulmalarıyla geçiştirebiliriz. Fakat hakikati yazan doğru tarih idrak tutulmasına asla yakalanmaz.
Size son bir soru daha. Bu hükümet AB’ye taraf mı, karşı mı? Sloganlara, beyanlara ve şovlara bakıp cevap verenler, koro halinde “Elbette taraf” diyecekler. 2005 yılında bizimle aynı zamanda AB ile müzakereye başlayan Hırvatistan 35 başlığın hepsini aşmış ve müzakerelerini tamamlayarak AB kapısından girmek üzere… Biz hâlâ ağzımızdaki tek cevizle meşgulüz, yani bir tek başlık açmışız. Zihin tutulması bazılarına “AB Hıristiyan kulübü olduğundan bizi istemiyor” dedirtebilir. O zaman siz de Rahşan Ecevit, Selânikli hanedan mensupları ve ulusalcı Kemalistlerle saf tutmuş olursunuz. Zira onlar; Atatürkçülüğün AB içinde kaybolmasından, milletimizin bağımsızlaşarak demokrasiye kavuşmasından ve Müslümanların din ve vicdan hürriyetine kavuşacaklarından endişe ederek AB’ye karşı çıkıyorlar. İsrailli yazarın modern Kemalizme benzettiği “Erdoğanizm,” Şerif Mardin’in Kemalizmin en büyük başarısı saydığı AKP ve mevcut iktidar partisinin Atatürkçülüğü ortak payda yapma hedefini deklare etmesi hâlâ hakikati bize göstermiyorsa; idrak de, mantık da, zihin de felç olmuşlardır, demektir.
Arzuların fikir yerine ikame edildiği içtimaî atmosferler, güneş tutulmasından kesif “akıl tutulmalarını” maalesef sıradanlaştırıyor. Bediüzzaman’ın Münâzarât, Divan-ı Harb-i Örfî, Sünûhat ve bilhassa Emirdağ mektuplarını okuduğumuzda, toplumun yaşamakta olduğu idrak tutulmalarının yeni olmadığını öğreniyoruz. Bu tutulmalardan, Kur’ân ışığında kaleme alınmış ve ism-i Hakîm’e mazhar eserlerin yardımıyla kurtulabileceğimizi bilvesile belirtmiş olalım.

Image

Benzer konuda makaleler:

2 Comments

  1. Çok kıymetli Hocam,
    Yazınızda bahsetmiş olduğunuz şeyler çok doğru şeyler olsa da sizin gibi Risale-i Nurları çok ciddi okuyup, anlamış ve yaşamaya çalışan ağabeylerimizden böyle siyasi mevzular yerine daha çok iman hakikatlerinden bahsederek, Risale-i Nurları yazılarınızla bir nevi bize mütalaa ettirmenizi isteriz.
    Bu yazınızda beşerin nereden geldik, nereye gidiyoruz ve neciyiz gibi sorularına verilen felsefi cevaplardaki idrak tutulmalarını Risale-i Nurdaki mukni cevaplarla açmış olmanızı okumak isterdim.
    Şu memlekette herkes zaten siyasetle meşgul. İnternette, gazete ve televizyonlarda herkes zaten siyasi meselelerle ilgili yazılar programlar yayınlayarak idraklerin tutulmasına hizmet etmektedirler.
    Sizin gibi kıymetli ağabeylerimizin Risalelerden anladığımız manadaki tutulmuş idrakleri tedavi etmesi daha hayırlı olmaz mı?
    Saygılarımla.

  2. Sayin agabeyimiz bende arkadasa katiliyorum,ve ayrica neden sadece iktidari hedef aldiginizi da bilmek isterim,madem israftan bahsediyorsunuz genel manada daha dogru olmazmiydi,ve ayrica DP yada Dogru yol dlönemlerinde böyle bir elestiri yaptinizmi bilmektee isterim,ayrica birde nedense cift maas alan bazi arkadaslar her alanda mevcut yada biri resmi digeri imam nikahli iki hanim alan dava adamlarina nasil cevap vermeliyiz sizden ögrenebilirmiyim,dünya degisiyor hocam biraz daha genis acilardan bakarak elestiri yaparsaniz daha cok istifade etmis olacagiz Allah in izniyle…..dua ve hürmetlerimle..

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*