Marksizmin demokrasiye karşı Truva Atı: Yeşiller

Bu mahmurlaştırılmış siyasî hareketin demokrasiden kaynaklanmadığını, Marksistlerin demokrasiye müdahale için hazırladıkları bir tuzak olduğunu, “YEŞİL NİFAKA DAİR” dosyamızda kısmen ele almıştık.

Konuyu müşahhaslaştırarak, sevgili okuyucularımızın nazarlarına biraz daha yakınlaştırmak istiyoruz. Zira demokrasi düşmanı Marksist ahlâksızların acelesi var. Anlayamayanlar, Almanya’ya baksınlar…

Zihni hazırlık için bir soru ile başlayalım… Dünyanın birbirinden çok uzak şehirlerin sokaklarındaki duvar yazıları… Güney Afrika’da, Sri Lanka’da, Amerika’da, Bolivya, Şili, Peru, Meksika veya URUGUAY gibi Latin Amerika’nın şehirlerinde, İstanbul ve Ankara’nın duvarlarında, Köln-Ehrenfeld veya Berlin Kreuzberg caddelerinde; orada yaşayan insanların konuştukları dillerdeki sloganlardaki maksat birliği bize neyi hatırlatır? İstanbul’un bir semt pazarında tiz sesiyle sebzesini satan Digor’lu gencin boynundaki kolyenin üzerindeki resim dikkatimi çekmişti: CHE GUEVARA… Yalnızca ismini biliyordu, sorduğumda. Sevdiğini söyledi. Başka bir şey de bilmiyordu… Veya Türkiye’nin Doğusundaki Marksist örgütün detay bilgilerine Amerika, İngiliz, Avrupa veya Çin’in en önemli gazete sayfalarından okuduğunuzda ne düşünürsünüz? Elbette dünyanın dört bir yanındaki sokak duvarlarına aynı sloganı yöre dillerinde yazanların, Marksistlerin kahramanı Che’yi mağdur edilmiş halkların gençlerine idol olarak gösterenlerin veya Marksistlerin mağdur olarak yanlarına almaya çalıştıkları halklara yönelik propaganda çalışmalarının dünyamızın bir merkezinde bilgi olarak hazırlandığını, enstitü isimlerinden ve vitrin koordinatörlerinden anlıyoruz. Aynı merkezin bu bilgi / fikirleri küresel düzeyde aynı organizasyonlar aracılığıyla neşrettiğini ve yine Marksizm’in istismar ile propaganda malzemesi olarak kullandığı mağdur halklar, kadın hakları, LGBT veya sodomilik gibi bütün haber/dayanışmanın çok donanımlı, zengin, siyasî desteğe sahip ve iyi yetiştirilmiş elemanlarla donatılmış tek merkezden dağıldığını da anlıyoruz.

Bildiğimiz gibi merkezleri genellikle Amerika/Avrupa’da bulunan bu örgütlerin şahsı manevileri, onları dünyayı adeta zabtetmiş gösterir, dikkatsizlere…

Makalemizde, bu küresel Marksist organizasyonun bir siyasi ayağı olan “YEŞİLLER” hareketine dikkatinizi, önemine binaen tekrar çekmek istiyoruz. Yeşil’in veya çevreciliğin yalnızca bir tezgâh olduğunu, bu tezgâhın arkasındaki Enternasyonal/kapitalist Marksizm’in dünya hegemonyasına koştuğunu dikkatlice inceleyenlerce meçhul değil. Maksatları ne siyasî partidir, ne çevredir, ne devleti ele geçirmektir, ne de menfaat veya savaştır, onların… Onlar (İhtilâlci Marksistler) dünyada olup bitenleri kendi programlarına göre tasarlıyorlar ve sonra merkezden gelen emir, uyarı ve sevk mesajlarıyla “dünya çapında demokrasi ve insanlık karşıtı” mekanizma çalışmaya başlıyor.

Hedefleri kurdukları parti ile iktidara gelmek veya ciddî bir icraatta bulunmak olmadığını söylüyoruz. Büyük çark çalışırken her siyasî parti içindeki diğer elemanlarını aktifleştirerek “ESAS MAKSADA” doğru yürüyorlar. Önemli olan şey, elemanlarının önemli karar ve yöneltme noktalarında bulunması. Genel siyasî çarkların, ihtilalci Marksizm’in dâvâsına ihanet etmemesi… Gerisi tolere edilecek detaylardan oluşuyor.

Bu hareketin vatanı olmadığı gibi, milleti de, dini de, geleneği de, tüzüğü de, bağlı olduğu kanunları da yoktur. Bulaşıcı bir virüs gibi nerede bir insan veya insan topluluğu varsa oraya doğru yayılıyor. Yaşadığımız zamanın bu dinsizlik ve ahlâksızlık vebası, dünyanın bütün millî meclislerine, Birleşmiş Milletlere, AB’nin bütün parti ve birimlerine, Dünyanın bütün ortak kuruluşlarına ve hatta üniversitelere, kiliselere ve ordulara musallat oluyor. Hâlâ dünyamızı bir köy telâkki edemeyenler, Avrupa’daki son gelişmeleri de görmeyebilir. İsviçre Yeşillerinden Lisa Mazzone ile Hollanda Meclisinden Domian Kottier’in Avrupa Meclisleri’nin üzerine çıkarmaya çalıştıkları “İnterfraktionelle LGBT Community“ çalışmasıyla semavî dinlerle çatışan bu ahlâksızlık hareketinin, spor dâhil her yere sirayet ettiğini gözlerimizle görüyoruz.

Yazımızda, yeşillere bürünmüş demokrasi karşıtlarının önemli iki karakoluna bir daha dikkatinizi çekelim mi? Türkiye ve Almanya… Birisi Asya demokrasilerinin, diğeri ise AB veya Avrupa demokrasilerinin anahtarlarını elinde tutuyorlar. Dünya demokrasilerinin yerel halkların dinlerinden, geleneklerinden, insanî değerlerinden ve tarihlerinden alacakları kuvvetle, belki de dünyamızı Cennete dönüştüreceğinden ürken Marksistler, her türlü ent- rikayı kullanıyorlar. Yani Cehennem ehli gibi; savaş, kaos, çatışma, karanlık, nefret, ayrıştırma ve fukaralık projelerini daima kucaklarında taşıyan Marksistler, Türkiye’de HDP ile ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde YEŞİLLER ile bu misyonlarını sürdürüyorlar. Zihninizi dağıtmamak için olaylara, isimlere ve tarihi mukayeselerin detaylarına burada girmeyeceğiz. Fakat itiraz etmek isteyenlere; buradaki her satırın altındaki delil ve belgeleri göstermeye daima zaman hazır olduğumuzu da belirtelim, inşaallah.

Yeşiller veya Marksist Kürtler… Bunların coğrafyalara, kültürlere ve milletlere göre başka başka versiyonları olduğunu da biliyoruz. Meselâ Avrupa devletlerindeki “MİLLÎ DEMOKRASİLERİ” zayıflatmak üzere büyük partilerin kuvvetini “YEŞİLLER” hareketiyle kıran Marksistler’in sebep oldukları; Keşmir, Filistin, Sudan, Moritanya, Somali, Yemen, Mali, Filipinler, Myanmar ve Kafkasya’daki çatışmalı bölgelerdeki halklar arasındaki savaşlar da, bu perspektif ile tahlil edilse, dünya barışına giden yoldaki birçok engeli tanımlamış oluruz. Mahiyeti ortaya konulmuş problemin zor tarafı da çözülmüş oluyor, böylelikle.

Asya veya İslâm Coğrafyası’na demokrasinin ancak Anadolu üzerinden girebileceğini, düşmanlarımız iyi biliyorlar. Milletimizin 12 Eylül ihtilâliyle sokulduğu ve siyasal İslâm’ın yardımıyla devam ettirildiği bu istibdat mengenesini ancak istibdat veya Marksizm’in mahiyetini bilenlerce kırabileceğimizi unutmamalıyız. Üstte ifade ettiğimiz üzere, Avrupa’da Almanya ve Asya’da Türkiye… Yeşil Arksizmin Almanya’daki aletleri bildiğiniz gibi… Muhafazakâr Hıristiyan partinin Neoliberal başkanları Kohl ve Merkel… Müteveffa Kardinal Meisner bu hakikati Köln gazetelerinde anlattığında, tam anlayamamıştım. Yeşillere destek ve Neoliberal politikaları temsil eden o günkü CDU’ya tabelâsındaki “HIRİSTİYAN” kelimesini çıkarmalarını istemişti.

Çok önemli olan şu gerçeğin altını bir kez daha çizelim. Türkiye’deki 5816 ile Almanya’daki “ANTİSEMİTİZM” kanunları da, demokrasi için ayağa kalkmak isteyenleri hem korkutuyor hem de engelliyorlar. Bu kadar inceleme ve araştırmalardan sonra, artık bir kanaate ulaşıyoruz. Bütün bu gerçekleri bildikleri halde YEŞİLLER hareketine rey veren Avrupalılar veya HDP’ye rey veren Asyalılar, ister istemez siyasî münafıklığa düşüyorlar. Demokrasi karşıtı nifak için kurulmuş bir partiye rey vermenin dünya barışına, insanî değerlere, çevreye, kadına, insanî ahlâka da bir saygısızlık olduğunun farkına varıp-varmadıklarını bilemiyoruz.

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. Tebeddül-ü esmâ ile hakâik tebeddül etmez. Komünist Manifesto’yu alıp, işçi sınıfının yerine çevreyi, kızıl bayrak yerine yeşil bayrağı koymakla da Marksist felsefeye sahip olanlar kendilerini kamufle edebileceklerini sanıyorlar. Aslında insî şeytanların libasları değişiklik gösterse de yaptıkları işler itibariyle hemen kendilerini ele veriyorlar.

    Zamın adını fiyat güncellemesi, faizin adını kâr payı yaptığınızda nasıl zam ve faizin hakikati değişmiyorsa; işçiye rağmen işçiden yana, halka rağmen halktan yana, çevreye rağmen çevreden yana görünenlerin de hakikatleri değişmiyor. Masum söylemleri suret-i Hak’tan görünme yöntemiyle bazı kesimleri etkileyebiliyorlar.

    Aslında daha önceki yazılarınızda da defalarca belirttiğiniz üzere, dalalet ve karanlıklar üzerine kurulu bu kör düzenin türlü türlü renkleri var. Ama maksat her zaman insanların hürriyetini kısıtlayıp tek merkezden yöneterek; din, devlet, yasa, aile ve benzeri tüm bağları kopardıktan sonra hakikatte içi boşaltılmış bir mankurtlar ordusunu kendi hırs ve hevesleri doğrultusunda yönetmek. Aynı geçmişte SSCB ve günümüzde Kuzey Kore’de olduğu gibi.

    Üstelik toplumların aile yapıları ve ortak bağları yok edildikten sonra sömürülen şeyler sadece maddi zenginlikleri olmayıp, maneviyatları da tamamen öldürmek amacındalar. Dinleri yer yüzünden kaldırdığınızda ilk ortadan kalkacak olan sevgi, hoşgörü ve adalet gibi kavramlar yerine robotlaşmış yani kolayca yönetilebilen toplumlar kalıyor. Ve böyle bir düzende toplum için faydasız gibi görünen biçare yaşlılar, düşkünler, engelliler gibi toplum sınıflarına yaşama şansı da bırakılmıyor.

    Konu çok uzun. Şimdilik bu kadarıyla yetinmek istiyorum. Böyle mühim konularda çok kıymetli tesbitlerde bulunup bunları da bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim Şükrü hocam.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*