Millet İttifakı’nın programı da, projeleri de milli olacaktır

Millet İttifakı’nın iktidar adayı kanatlarından bir partinin “ekonomik vizyonunu” açıklamasıyla başlayan tartışmaları keyifle izliyoruz.

Çok seslilik güzel bir şey… İlk anda kulakları tırmalar görünse de neticesi güzel. Hem vizyonu, hem vizyondaki aktörleri ve hem de irtibatları konuşuluyor. Kırk senedir beklediğimiz ve özlediğimiz tartışmalar… Yalnız bu tartışmada Cumhur İttifakı, milletin farkına vardığı büyük bir hatanın içine düşmüş görünüyor. Kemal Bey’in millete takdim ettiği isimlerin cemaziyülevvellerini medyasında açıklarken, kırk seneden bu yana millete hiç bir bilgi vermemiş ANAP ile AKP nin geçmişte yaptıklarının milletçe unutulduğunu zannediyor. Generallerin destek ve yardımlarıyla yola giren bu kırk senelik “ kapalı rejimin” hangi karesinin millete gösterildiğini ifade etmeden “Millet İttifakı’nın” üzerine gitmenin daha çok kendilerine zarar vereceğini bilmeden- bazen ahlâkî kuralların da dışına çıkarak—hareket ediyorlar.

Dün ile korkutmanın tesiri artık kaybolmuş. Neoliberal Marksist global güçlerin ittifakında çalışan AKP’nin IMF ile korkutması gülünçlüğünü hangi iktisatçıya sorarsanız aynı cevabı alırsınız: DAVOS’ un koordinesindeki global hegemonyacılar mı, yoksa IMF mi? IMF’nin aktörleri de, işlemleri de, faizleri de ve programları da DAVOS’a göre biraz daha şeffaf değil mi?

AKP hükümetinin teşebbüs ettiği, Malezya ve Almanya hükümetlerinin ise MecKensey organizasyonuyla giriştikleri pazarlıkları biliyorsunuz. Türkiye’nin milli varlıklarını bir fonda topladıktan sonra, bu global tefeci şirketle pazarlık masasına oturan bakanımızı da biliyorsunuz. Daha önce de basında çıkmıştı. Şu anda hapiste bulunan Malezya eski başbakanı ülkesini bu fona satarken, yaşlı ve deneyimli eski başbakan ülkesini dört milyar dolar zarar karşılığında, son anda kurtarabilmişti. Yani, arkasını globalcilerin ittifakına dayamış ve hiç kimseye hesap vermeyen şirketlerle mi, yoksa IMF ile mi, sorusuna; her ikisinin de Allah müstehakkını versin, duasına biz de amin deriz

Kaldı ki; hem ANAP ve hem de AKP hiçbir zaman Londra ve Washington’un emirleri dışına çıkmış değiller. Oradaki global temsilcilerin emir, himaye ve yardımlarıyla Türkiye’yi bu hale getirdiler. 12 Eylül ihtilâliyle başlatılan süreçteki bu iki aktörün küçük bir farkı vardı. ANAP ülkenin geçmişi satmıştı, AKP ise ömrünü uzatan projelerle milletin geleceğini sattı ve hürriyetlerimize Londra mahkemeleri üzerinden ipotek koydu. Bu kadar… Bu hususta Cumhur İttifakı’nın CHP’ den daha şanslı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Merhum Özal henüz başbakanlık koltuğuna oturmadan çok önce , sivil ihtilâlcilerce “ yerli yardımcıları” yetiştirilmişti. Yalnızca üçer aylık iki dönemlik bir rehabilitasyondan geçirilmişti. AKP’ nin bir şansı da teknoloji ile dünyamızın biraz daha küçülmüş olmasıydı. Tayyip Bey’in Amerika’ya gitmesine gerek kalmadı, projeyi hazırlayanlar ve bir zamana kadar taakip edecekler Türkiye’ye gelmişlerdi. Bu hususta millete itirafta bulunan bazı aydınlarımızın beyanları arşivlerdedir.

Kemal Bey’in tanıtımını yaptığı danışmanlarına yönelik Cumhur İttifakı üslubunun Türk milletine yakışmadığını hepimiz biliyoruz. Cumhur İttifakı’nın savunduğu Sultan Abdülhamit döneminde ve daha sonraki zamanlarda hükümetlerde çalışmış ve birçoğu bakanlık seviyesine çıkarılmış “gayr-ı müslim” uzmanın varlığını bazı gazetecilerimiz bilselerdi, elbette yazmazlardı. Dünyamızın globalleştiği ve demokrasinin bütün milletlerin maksadı haline geldiği şu zamanda, insanların dinleri ve ırklarının ihtisaslarına zarar vermeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Kaldı ki; burada halka tanıtılan ekip, Altılı Masa’dan yalnızca bir partiyi bağlıyor. Daha geride beş parti var. Yani istişare ve uzlaşma olacak. Sonra da millet karar verecek. Günümüz Türkiye’sinde olduğu gibi, kapalı kapılar arkasında yalnızca bir kişi karar vermeyecektir.

Millet İttifakı’nın programı da projeleri de hedefleri de milli daire içinde gerçekleşecektir. Zira burada millet karar verecektir. İşte Türkiye’mizin anlaması gereken nokta burasıdır. DAVOS’un kontrol ettiği kapitalin, demokrasimizi engelleme yolundaki rüşvetlere yetmeyeceği kanaatindeyiz. Çünkü demokrasi yoluna girmiş ve oldukça çetin mücadelelere girişmiş onlarca ülkeden sesler gelmeye başladığına göre; Marksist kapitalistlerin güçleri, millet iradelerini hegemonyalarına almaya yetmeyecektir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*