Sizde gelişti mi?

Merakınızı fazla zorlamadan hemen nakledelim.

Bir defasında Zübeyir Gündüzalp’i, bir elinde Üstadının çorapları, diğerinde de risaleleri ile gören Bediüzzaman, ona şefkatli bir tokat vurur ve “Sizde Munazzım ismi gelişmemiş!” der.1 Meğer her ikisini de aynı hizada taşıyormuş!

On Birinci Söz’den şu levhayı, temel taşı olması için buraya nakletmeliyiz: “Hayatının sırr-ı hakikati şudur ki: Tecellî-i Ehadiyete, cilve-i Samediyete âyineliktir. Yani, bütün âleme tecellî eden esmanın nokta-i mihrakiyesi hükmünde bir câmiiyetle Zat-ı Ehad-i Samed’e âyineliktir.”2

Bu ifadeyi yine Risale-i Nur’dan bir başka ifade ile mütalâa edelim.

“Hakikî hakaik-i eşya, esma-i İlâhiyedir. Mahiyet-i eşya ise, o hakaikin gölgeleridir.” 3

Allah’ın isim ve sıfatlarının eşya ve hâdiselerdeki keyfiyeti, onların mahiyetlerini gösterirken; mevcudattaki bu mahiyetler de isim ve sıfatları göstermeleri itibariyle bir hakikat kazanıyor. Bunu biraz açarsak şöyle denilebilir: Meselâ, hastalık, her insanda değişik özellikler gösterse de mahiyeti aynıdır ve hastalıktır. Grip virüsünün çeşitlerine göre de bu hastalıklara hüviyet, kimlik ve isim verilerek kodlama yapılmaktadır. Tıp ilmi, bu hastalıklara genel anlamdaki teşhis ve tedavi işlemiyle hastalık hakikati üzerinde iştigal ederken her insan özelindeki hastalıkların az farkla değişik tedavileri ve şifa bulmaları ise mahiyetteki zenginliği, çeşitliliği gösterir. Ne kadar farklı ve çeşitli mahiyetler olursa olsun bunlara şifanın tecellisi şifa veren manasındaki Şafi ismin hakikatinin tecellisidir. Felsefenin Hakîm ismine; matematiğin Mukaddir ismine, tıbbın Şâfi ismine, bütün ilimler, ilim adamları, ilmî başarı ve gelişmeler, evliyaların mahiyet ve hakikatleri gibi her hakikatin dayandığı birer İlâhi isim ve sıfat vardır.4

İlâhî isim ve sıfatların mahlûkattaki tecellisi mahiyet olurken mahiyetin kaynağı olan esma ve sıfatlar ise onların hakikati olur.5

O hâlde insan, hayatı boyunca her hâlinde Allah’ın çeşitli esma ve sıfatına birer aynalık yapabilecek potansiyel ve kapasitede olduğunu bilmelidir. İşte Bediüzzaman’ın, talebesine yaptığı uyarısı bu sebeple olsa gerektir.

Potansiyel olarak birer çekirdek hükmünde fıtraten verilen vasıfların kâmil manada gelişmesi, inkişaf ederek dal budak ve çiçek açmasında model ise Resul-i Ekrem’in (asm) akvali, ahvali ve ef’alidir. Peygamber Efendimizin (asm) sözleri, hâlleri ve hareketleri doğrudan Kur’ân kaynaklı olduğu için küllî bir numunedir.

Söz gelimi Kelâm sıfatının kuldaki tecellisi konuşmak olurken, hikmetli konuşmasıyla Hakîm ismine, düzgün ve nizamî konuşmasıyla Munazzım ismine, isabetli konuşmasıyla Musîb, çok muhtevalı ve toplayıcı konuşmasıyla Câmi ismine, doğru ve gerçekleri anlatmasıyla Hak ismine, bilerek, Alîm, tarif ederek Mârûf, şükrün ifadesi ile Meşkûr, vasıfları izharıyla Mevsûf, açıklama ve beyanıyla Mübîn, süslü konuşmasıyla Müzeyyin, sanatlı olmasıyla Sani gibi İlâhî isimleri hem okur hem okutur. Hülasa hayat, Allah’ın isim ve sıfatlarının her an değişik, farklı ve çok hikmetli tecellisi ile devam ederken, kul bunları şuurla okuyup okutmasını geliştirir.

Çorap ile risalenin aynı hizada tutulmasının nizamî olmadığından kaynaklanan bir ikazın hatırlattıkları olarak kalbe gelenlerdir, bunlar, kaleme dökülenlerdir, özetle.

Dipnotlar:

1- İhsan Atasoy, Üstad’ın Manevî Evladı Fena fi’n-Nur Mustafa Sungur (Kasım 2014), s. 293 2- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler (YAN, 2016), s. 153 3- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 704 4- Mehmet Çetin, Kader Risalesi’nin Mütalâası, Genişletilmiş 2. baskı 5- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 704

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*