Gençliğin rüşvet ile eğitimi, felâketidir

Köşemiz, ‘rüşvet’ kelimesinin lügat ve örf manasını, çeşitlerini, hayvanlara ve insanlara göre sınıflandırılmasını, helal-haramlığını ve insanlığın sonunu getiren en dehşetlisinin mahiyetini açıklamaya maalesef müsaade etmiyor.

Kur’ân’ın yüksek üslubundaki terhib (korkutma) ve terğib (ödüllendirme) manalarının fıtratımızda olduğunu biliyoruz. Bizi insaniyet-i kübra için terbiye eden Rabbimiz, rububiyetiyle bunu hem peygamberlere ders vermiş hem dikkat edenlerin hayatlarının her karesine de yerleştirmiştir. Gençliğin terbiyesinden bahseden eğitimcilerin daha çok disiplin, nizam, dengeli hareket, orta yol ve teskin gibi “Celalî” tedai ettiren fiillerden bahsetmeleri, yine gençlerin duygularıyla ve taşıdıkları değerlerle irtibatlıdır. Hatta gençlerin terbiyesinde, cinsiyetteki farklılıkların Sünnet-i Seniyye’de öne çıkışları, yine yaratılışın meselesi olsa gerek.

Geçmişin güneşlerinde esvabımızı kurutamayacağımız gibi; gençliğe adım atan erkek çocuklarımızın terbiyelerinde, dünde kalmış prensipleri de tam manasıyla uygulayamıyoruz. Mazisi asker olan bu milletin asker olacak çocuklarını; hem fizikî hem de ruhî olarak çetin idmanlardan geçiren dünkü gençlik eğitimcileri zamanımıza uğrasalardı, acaba neler söylemezlerdi ki… Evet, eski hal muhal olabilir; fakat tecrübeler muhteşem yeni doğuşlara ve tedailere yol açmaz mı?

Terbiye ile rüşvet kelimelerini önce nefsimizde yanyana getirmemiz, gençliğin sosyal alandaki eğitimine ölçü olur. Belki de bu manada rüşveti; kişiye hak etmediğini bir karşılık için vermek, onun nefsini şehevî isteklerle baştan çıkarmak, enaniyet ve gösteriş ile onun nefsini kandırmak, uyku, konuşma ve riya ile yine fıtrî ölçüleri alabora etmek tarzında da anlayabiliriz. Buradaki nirengi noktamızın; fıtrattaki ölçüyü nefisler hesabına kaçırma olduğunu söyleyebiliriz. Bediüzzaman nefsin terbiyesiyle alâkalı tefsir ettiği ayetlerle ve hadislerle, konuyu çok yerde güzelce ifade etmişlerdir. Zamanımızın manevi ve psikolojik hastalıklarının teşhisi ve tedavisi bahislerinde de muhteşem ölçüler veriyor. Meselâ GENÇLİK REHBERİ gibi kitaplarının yanı sıra, talebesi Zübeyir Gündüzalp’in yine Nurlardan derlediği HİZMET REHBERİ’nde de istikametimizi belirleyen çizgilerle karşılaşıyoruz. “Enfüsî daire” dediğimiz, bireyin sübjektif dünyasından; ümmetin ve insaniyetin geniş alanına kadar topluma en güzel ahlâkî ve barışçı prensipleri Kur’an’dan ve Hadis’ten mülhem olarak anlatan Bediüzzaman’ın hayatındaki ve mesleğindeki “GENÇLİK EĞİTİMİ” başlı başına incelendiğinde; çocuklarımızın en girift, kronikleşmiş ve derinleşmiş meselelerinin fevkalade bir kolaylık ve süratle hallolduğuna şahit olacağız. Zira fıtrat değişmiyor, şartlar değişiyor. Kur’ân ve Sünnet yanımızda olduktan sonra; inkârcılar dünyayı başımıza ateş de yapsalar, onların yine kısa sürede mağlup olacaklarına imanımızın tam olduğunu biliyoruz.

Gençliğin eğitiminde ilk rüşveti verenlerin önce anne, sonra baba olduğunu inkâr edebilir miyiz? Müslüman oldukları halde; yüksek teknolojinin yavrularımızın ellerinde oyuncağa döndüğü bir zamanda, kaç annemizin “sünnet-i Seniyye’de çocuk terbiyesi”ni incelediğini siz de merak ediyorsunuzdur. Paşa, general, ilim adamı veya şöhretgir olarak yetiştirmeye başladığımız yavrunun boğazı ve üst-başı kadar akıl ve duygu midelerini de hiç hesaba kattık mı diye düşünmemiz gerekiyor. Çocuğuna nefsinin istediğini veren ve istediğini giydiren anne-babaların yetiştirdikleri gençlikle alakalı bir araştırma yapılsaydı, bugün daha rahat konuşabilirdik.

Çocuğuna kendi anne-babasından ve büyüklerinden daha fazla kıymet verdiğini rüşvetleriyle gösteren ebeveynin bu halini gören öğretmenlerimiz de, son zamanlarda çareyi rüşvette buldular. Fakat nereye kadar… Rüşvetle nefisleri şımartılmış çocuklara yirmişer dakikalık ders ayarlayan eğitim planlamacılarının hali bir başka perişaniyet… Belki unutmamamız gereken önemli nokta, çocuklarımızı Peygamberimiz (sav)’in “EN DEHŞETLİ” diye nitelediği zaman diliminde yetiştirmemiz olmalı. Dünya kamuoyu ikiye ayrılmış; solda inkâr-ı Ulûhiyetçiler, sağda darmadağınık fıtratçılar, semavi dinlere inananlar veya insaniyetperverler… Kapitale mağlup ettirilmiş demokrasilerin yetersizlikleri sayesinde güç ve imkânlar da minare boyundaki global dinsizlik cereyanlarına geçmiş. Sağda kalanların güçleri ve imkânları, bu devasa yapı karşısında adeta sıradan bir insan gibi kalıyor. İşte bu dehşetli tabloyu bilemediğinden sünnet-i seniyyeden dokunmuş gençliğin fıtri terbiye metotlarını yatak odasının başköşesine koymayan anne-babaların gençlik meselesindeki vaveylâları, maalesef rahmet-i İlâhiyeyi celp etmiyor ki, günümüzde bütün dünya gençlikten şikâyetçi…

İnşaallah devam edecek…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*