Zamanın içtihad ve tecdid vazifesi

Hasta olduğumuzda, uzman, titri yüksek bir doktora; bir mekânın planı için inşaat yüksek mühendisi veya mimara; beyaz eşya, elektrikli ve elektronik âletlerin tamiri için iyi bir usta ve tamirciye gideriz.

Elbette Kur’ân ve Sünnet’in çağımızdaki içtimâî ve siyasî stratejilerini, hizmet ölçülerini, ana prensiplerini de parti liderleri, mühendisler, profesörler veya gazeteciler değil; bu sahada otoriteler çizecek, belirleyecek.

Kur’ân ve Sünnet’in uzmanları da müçtehid ve müceddidlerdir. Bunlar içtimâî ve siyasî ana kaideleri, esas prensipleri, temel şablonları belirler; biz de onlara ittiba ederek uygulamaya çalışırız.
Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin, zamanımızdaki ölçü ve prensiplerini, hizmet stratejilerini ise, pek çok âlimin ittifakıyla en büyük bir müçtehid ve müceddid olarak Bediüzzaman Said Nursî çizmiştir. (Son Şahitler, Bediüzzaman Hakkında Aydınlar Konuşuyor, Bediüzzaman Sempozyumları’nda tebliğ sunan yüzlerce ilim adamının beyanatlarına bakılabilir.)
Onun şu ifadeleri, konumuz açısından manidardır:
“Bu zaman hem imân ve din için, hem hayat-ı içtimâî [sosyal hayat] ve şeriat için, hem hukuk-u âmme [genel hukuk] ve siyaset-i İslâmiye için gayet ehemmiyetli birer müceddid ister.”
Öte yandan, bu zamanda “iman ilimlerindeki fetva vazifesi”nin de Risâle-i Nur’da olduğunu, kendi beyânâtından da anlayabiliriz:
“Bu dürûs-u Kur’âniyenin [Kur’ân derslerinin] dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar, vazifeleri (ulûm-u îmâniye cihetinde) yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve îzahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u îmâniyedeki [iman ilimlerindeki] fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve îzah hâricinde birşey yazsa, soğuk bir muâraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risâle-i Nur eczaları Kur’ân’ın tereşşuhatıdır.” 2
Allâme, dünya çapında ilim adamı, mütefekkir, filozoftur. Müçtehid, Kur’ân ve Sünnet’ten hüküm çıkaran kişidir. Yani, meselâ bir İmam-ı Azam’dır, İmam-ı Şafii’dir, İmam-ı Maliktir, İmam-ı Ahmed bin Hanbel’dir vs.

Dipnot:

1- Kastamonu Lâhikası, s. 145.
2- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, YAN, s. 413.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*