Sungur Ağabey ve hatıralar

Nur-u Kur’ân dâvâsında sosyal hayata ve cemaatin seyl-i ruhânîsine gözlerimizi açtığımızda başımızda gördüğümüz ağabeylerimizden bir tanesi ve nur tanesi muhterem Mustafa Sungur ağabey idi. Sergüzeşt-i hayatımızın bir çok yerinde vardır. Onunla yaşadığımız unutulmayacak hatıralar ve dersler mevcuttur. Uzun zamandır çekmekte olduğu hastalığı beni de muzdarip etmektedir.

Onunla ilgili basında çıkan çeşitli haberleri takip etmekteyim. Hazîne-i hafızadan çıkan kendisiyle ilgili birkaç hatırayla, ısrarla istediği duâya vesile olur ümidiyle, makalemi süslemek isterim.

Bu ağabeyimiz ve bu nevî zatlar makaleye sığar mı? Yılların hizmet birikimi ile haykırarak söylüyorum: Teneffüs ve tefeyyüz kaynağı olan Risâle-i Nurların, âlem-i insâniyete ve bilhassa bu vatan ahalasinin her tabakasına intikali için bütün hayatını vakfeden bu aziz şahsiyetler, elbette makaleye sığmaz. Bugün çektiği zahirî hastalıklar, onun mânevî âleminde hasenatını çoğaltmakta ve makam-ı âlîsini yükseltmektedir. On binlerce kişi ile muhatap olmanın elbette acı ve tatlı hatıratı bilerek veya bilmeyerek olmuştur; bunların da kalplerden, gönüllerden izalesine vesiledir. Ayrıca, hasta hâlinde ve seksene baliğ yaşında bile hizmet etmesi, her yere ulaşması ise ayrı bir numune-i imtisal olmuştur.

Muhterem Sungur Ağabey o kadar büyük ihlâsa sahip ki; ihlâsından bir çok dünya devletine nur-u Kur’ân için gitmeye medar ve mazhar olmuştur. Bu büyük hizmetin büyük payesidir. Nitekim kanaat-ı âcizânemce, çok mühim olan Rusya fütuhâtında içinde bulunmaları bunun en bariz misâlidir. Sahabeler, 14 asır önce Azerbaycan sırtlarına dayanmıştı. 2009 itibarıyla İslâmiyet’in Rusya’ya girişinin 1119’ncu sene-i devriyesi kutlandı. Câlib-i dikkattir; çağrılan 2.500 zevâtın içinde Hz. Bediüzzaman Said Nursî de var. Fakat çağrıldığı tarihten 49 yıl önce vefat ettiğinden, onun yerine muhterem ağabeyimiz Mustafa Sungur çağrılmış ve kendileri gitmişlerdir.

Hiç unutmam, gençliğimizin baharında, müthiş bir kışın yaşandığı ve 50 santim karın hâkim olduğu bir günde Konya’da onu karşılamak görevi bizde idi. Bakkaldan yiyecek maddeleri aldıktan sonra dershanemize giderken, elindeki bütün eşyaları bana yükledi. Ben de “Allah Allah, neden acaba bunları bana yükledi? Kendilerinin elinde bir şey kalmadı vs.” diye içimden tenkit ediyordum. O önde, ben de arkada idim. Karda patika bir yol… Birden arkaya dönerek: “Kardaşım, hizmet edene hizmet etmek hizmettir.” O zaman “Eyvah!” dedim kendime, “Bu saff-ı evvel ağabeylerin yanında diline de, kalbine de sahip ol.” Şükür, bütün ömrüm böyle geçti, onların aleyhinde hiç konuşmadım ve konuşturamadılar. Müsbet hareketlerde daimî bir sevginin, saygının ve duânın içerisinde bulunmuşuzdur. Haddini aşmadan bu kervanda yürümek bahtiyarlıktır. Duâmız hep Muhterem Sungur ağabeyle. Aslında o bizlere hakkını helâl etsin ve duâ etsin, biz kimiz?

Not: Nur’un ayrı bir kahramanı ve gönül ehli, eğitimci ve Kırıkkale eşrafından Ahmed Özkan kardeşim Hakk’a yürümüştür. Taziyetlerimi sunuyor, kalbime gömüyorum.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*