İstiğfar… İntibah… Ve ferece doğru…

Yüzleri kararmış bir toplulukla birlikte yaşayacağımızı hayâl edemezken öyle yaşadık ki…

Halâ farkında değiliz. Bu üçüncü Ferec mevsimidir ki yüzümüzü saklıyoruz. Bazen beyaz ve çoğunlukla kapkara örtülerle… Bu garip maskelerin ardında, neden ve niçin seyrettiğimizi de bilmiyoruz. Sebep olarak korona gösterilse de, hiç kimse bundan mutmain değil… Yüzümüzü neden sakladık ve kısmen saklamaya devam ediyoruz ki…

Kimlerin yüzlerini sakladıklarını hiç düşündük mü? Bazen korku, bazen suçluluk, bazen kimliklerimizden kaçış ve bazen de tevessül ettiğimiz kötü niyetlerimizle, insan olarak yüzümüzü gizleme ihtiyacı duyarız. Entelektüeller, ajanlar, bazı meşhurlar ve emniyet güçlerince aranan suçlular… Hep maskelerin arkasından, tanınmaktan kaçınarak insanları izlerler. Biz hangi sınıfa giriyoruz, acaba… Kime karşı suç işledik ve kimden kaçıyoruz. Hangi memurlara veya emniyet güçlerine yakalanmaktan çekiniyoruz, hiç düşündük mü?

Semavî inançlara göre umumî musîbetler, insanların yaratıcıya veya yaratılışa karşı işledikleri veya işlenmesine müsaade ettikleri günahlarının neticesi olarak değerlendirilir. İşte Sedom ve Gomore… İşte Karun’un hikâyesi veya meşhur İrem Bağlarının süslediği şehirler… Veya Eyke halkı… Başta Kur’ân olmak üzere bütün semavî kitaplarda buna benzer hadiselerin tarihçesi anlatılır. İkinci senesini geride bıraktığımız korona da bu sınıfa girmiyor mu? Globalleşen dünyamızda, ent- rikalarla kapitali ellerine geçiren bir avuç eşkıyanın marifetiyle, ileri teknolojinin sunduğu imkânlar kullanılarak insanlık “günah batağına” saplandığında, koronavirüsler ebabillerce bütün insanlığa birden hücum etti. Bu dehşetli musîbet Çin-i maçinden bize doğru gelirken “yüzlerinizi kapatınız, ey günahkârlar!” diye mi bağırmıştı, henüz bilemiyoruz. Günah umumileşince musîbet de umumileşti. Bazen kendimizin, bazen seyircisi olduğumuz çevremizin günahlarına sessiz kalınca, covid-19 sebebinin arkasından bir ses ”utanmamazlığınızın cezası!” diye fısıldamadı mı?

Evet, masumiyetimizi kaybetmiştik. Yaramazlık yapan çocukların, yüzünü ebeveynlerinden kaçırmasını kaçırmıştık. Fıtrat düşmanı Herbert Markuse’nin “Hazz Toplumu” projesine, şeytanın kumandasında katıldığımızın farkına varmadan “üryanilerin vahşi kamplarına” Müslüman kimliklerimizle girebilme mücadelesi veriyorduk. Çırıl-çıplak kadın ve erkek beraberliğini kanıksamışken koronanın hücumuna uğradık, değil mi? Tıpkı; Uzakdoğu’nun tropikal iklimlerini en çirkin günahlarıyla kirletmeye giden sefih ve fıtrat düşmanı bazı Avrupa ve Amerikalıların Tsunamiye yakalandıkları gibi… Medeniyetin harikaları, bir olan günahımızı bazen milyonlara çıkarmıştı. Sefahati, zulmü, gıybeti, inkâr ve isyanı umumileştirmeye giderken insanlık, ansızın evlerine hapsedilmiş ve utançlarından Allah’tan saklamaları gereken yüzlerini bir virüsten gizlemeye gitmişti… İşte, insanlığın tarihinde eşi-benzeri olmayan bu musîbetin üçüncü ”Ferec Mevsimine” girerken, bizi istiğfara yöneltmesi ve günahlarımızdan temizlemesi niyetiyle bu murakabeyi yazıyoruz.

Zamanın değişimine paralel olarak şartlar ve imkânlar da değişiyor. Bir anda milyonlarca günahı işleyebilen zamanın çocuğu, milyarlarca iyilik-sevabı da işleme şansına sahip. Bunu bizi yoktan vareden Hâlıkımız bize gönderdiği son mesajında, en güzel insana bildiriyor. Ve hakikaten insanlığın en şefkatli ve merhametli bir ferdi ve Allah’ın yanında da sevgili olan Peygamberimizin (asm) müjdeleriyle, zamanımızın musîbetzede insanına bin beş yüz sene öteden bir yol gösteriyor. İçine girdiğimiz şu üç ayların bağrında saklı olan hazinelerden, umumî aflardan, toplu temizlenmelerden ve tam seksen senelik bir ömrü ibadet ile geçire bilmişlik mükâfatından haber veriyor.

Umumî musîbetlerin sonunda, masumların mükâfat isteyeceklerini, bizi yaratan biliyor. Korona musîbetinin intibahlara yol açmadığını, Allah’ın mağfiretinden ümitlerini kesmiş olanlar iddia edebilir. Fakat intibahın boyutlarını istiğfar gösterecektir. Yani insanlığın Yaratıcısının dergâhına yönelerek; ondan af ve merhamet dilemesini ve hidayet yolunda Rabbisi nin inayet ve yardımını, aczini şahit göstererek isteyecektir. Ahir zaman şerirlerinin icbarıyla Kur’ân Rasathanesine girmiş Bediüzzaman Hz.leri; hadisenin farkına varanların istiğfara durmaları gerektiğini âyet ile haber veriyor. Birinci Şuânın 19. Âyetinde, manen bizim kuşaklarla konuşuyor ve Ey musîbet ve dehşetin farkında olan Nur Talebeleri; istiğfara durunuz ve diğer ehl-i imanı da dâvet ediniz, diyorlar.

Bilen bilir ve habersiz olanlara da bildirir. Zira musîbet umumidir. O’nun inayetine dayanarak, bu ferec mevsimiyle birlikte Wuhan’da ortaya çıkan tauna veda edeceğimizi tahmin ediyoruz. İsteyenler maskelerini indirecekler ve Allah’ın isimleriyle en ziyade tecelli ettiği parıl parıl yüzlerini sevdiklerine yeniden gösterecekler. Kalplerdeki iman zaafının zorlamasıyla “Maskeli hayatı” tercih edenler için, muhabbet ile hidayet temenni etmekten başka ne yapabiliriz ki… Fakat biz inananlar, tevhit, nübüvvet, haşir ve adalet hakikatlerine inananlar, tevhidi gölgeleyen maskelerimizi çıkararak ve ferece giden karanlık gecelerin kalp aydınlığında istiğfar için seccadelerimize yöneleceğiz. Tam üç mevsimdir maskelerin örttüğü yanaklarımızı gözyaşlarıyla süsleyeceğiz. Varsın seccadeler sırılsıklam olsunlar. İnşaallah bizler, istiğfar ve intibah kapılarıyla girdiğimiz ferec âleminde, insanlığın yeni yeni umumî musîbetlerce imtihan edilmemesi için yalvarmaya devam edeceğiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*