Avrupa ‘Nur’lanıyor

Avusturya Notları

Avrupa Nur Cemaati, her bir yeni yıla yeni bir okuma programıyla giriyor. Avusturya’da düzenlenen okuma programı da bunlardan biriydi. Bu programlarla gurbette kimliklerini muhafaza ediyorlar.

Avrupa Nur Cemaati, her bir yeni yıla yeni bir okuma programıyla giriyorlar. Dolayısıyla yeni yıl yeni bir programla başlıyor. Bundan daha güzel ne olabilir.

Kendi kimliğinle, kendi değerlerini, kendi ailen, çocukların ve gençlerinle yaşamanın bundan daha sağlam bir tedbiri olur mu?

Bu yönüyle buradaki kardeşlerimizi öncelikle tebrik ediyoruz.

Tatil deyince okuma programı düşünmek ne kadar anlamlı

Yoğun iş hayatının içinde, size sunulan bir resmî tatili sadece okuma programı etrafında düşünmek ne büyük bir kahramanlıktır, fedakârlıktır. Avrupa’daki Nur Talebesi kardeşlerimiz buldukları her tatil fırsatını hemen bir okuma programına dönüştürüyorlar. Bu çok anlamlı. Çünkü yoğun çalışma hayatının içinde özel bir okuma faaliyeti gerçekleştirmek oldukça zor. Onlar da hemen her tatil fırsatını ya bir umre ya da bir Risale-i Nur okuma programına dönüştürüyorlar.

2018 yılına girerken de yine Avusturya ve Almanya’da birbirinden farklı şehirlerde okuma programları faaliyet haberleri paylaşıldı. Aynı zaman dilimlerinde Avrupa’nın farklı şehirlerinden cep telefonlarımıza gelen okuma programları fotoğrafları bizi de şevklendirdi.

Düşünün ki, onlarca genç Nur Talebeleri bir program etrafında gurbette bir araya geliyorlar ve dinlerinin gereklerini öğrenmeye ve sonrasında da yaşamaya gayret gösteriyorlar. Bu yerdekilerin de göktekilerin de gıpta ettiği bir faaliyet.

Bu yönüyle gurbette hayatlarına devam eden Müslüman kardeşlerimiz bu gurbet mekânlarında camiler, İslâm merkezleri ve kendilerinin oluşturdukları gönüllü vakıf ve dernekler çerçevesinde hem kendilerinin hem de çocuklarının, gençlerinin kimlikleri olan dinlerinin gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar.

Gurbette kimliği muhafaza etmek varolma mücadelesi gibi bir şey

Doğrusu bu durum çok da kolay değil. Aileler onlarca farklı olumsuz etkenlerin karşısında kimliklerini muhafaza etme gayretimdeler. Onun için bu okuma programları onların dünyalarında daha bir etkili ve anlamlı bulunuyor.

Gurbete çalışmaya giden ilk kuşakların karşılaştıkları problemler ile şimdiki yeni kuşağın problemleri aynı değil. İlk kuşakta dil olmadığı için adaptasyon problemleri yaşanırken, şimdilerde evet dil problemi yok, eğitim problemi yok, ama bu süreçte de çocuklarının kültürel kimliklerini muhafaza ve adeta her taraftan hücum eden günah unsurlarıyla mücadele etmek ayrı bir problem olarak yaşanıyor.

Gençlere özel, kültürel yatırım yaklaşımları gerekli

Anne babalar, çocuklarının kültürel kimliklerini muhafaza ve sonraki kuşaklara o birikimi aktarma noktasında bir takım iletişim ve empati problemlerine karşı hazırlıksız yakalanmışlar. Her dönemin karşılaşılan problemleri farklılık arz ettiğinden, yeni problemlere karşı yeni tedbirler gerekiyor. Bunun için herkes kendini yarınki karşılaşacakları problemlere hazırlamak durumundadırlar. Artık çocuklara, gençlere, sadece ‘şöyle yap, böyle yap’ demekle olmuyor. Çocukları, gençleri kendi yaşayacakları zamanlarındaki problemlere dönük hazırlamak ve ona uygun tedbirler almak gerekiyor.

Aksi halde pek çok aile büyükleri ile çocukların, gençlerin bağları zayıflıyor ve istenmeyen durumlar ortaya çıkıyor. Üçüncü şahıslar, örnek ablalar, örnek ağabeyler şefkatle adım atarak, gençlere rehberlik etmelidir.

Özellikle genç kuşağın, dinlerini doğru şekilde öğrenip, çocuk yetiştirirken yaşına, cinsiyetine uygun sağlıklı tavır ve tutumları öğrenmeleri ve hayatlarında uygulamaları kaçınılmazdır. Yine sürekli bir beslenme anlamında haftalık sohbetler, okumalar, dinlemeler ve ortak kültürel faaliyetlerin altyapısı oluşturulmak durumundadır. Tabiî tatlı bir üslûp içerisinde evlerin de mutlaka belli küçük de olsa zaman dilimlerini okuma, dinleme ve konuları, olayları müzakere etme imkânları ortaya çıkarılmak durumdadır.

Gerçi bu anlatılanlar sadece gurbette değil, nerede yaşıyor olursanız olun, bir kaçınılmaz gerekliliktir. Çünkü kültürel erozyon, günahların hücumları artık sınır tanımıyor. İslâm’ın güzelliklerinin yaşanması ve günah hücumlarına karşı tedbir alınması bir zarurettir.

İşte bu tedbirleri Avrupa Nur Cemaati güzel yapıyor. Bir iki günlük de olsa bir tatil fırsatı varsa hemen bir program düzenliyorlar ve Türkiye’den dâvet ettikleri eğitimcilerle çok yönlü eğitim faaliyeti tertip ediyorlar. Biz de bu yıl bu çerçevede Avusturya, Grünburg Nur Cemaatinin dâvetlisi olarak eşim Yasemin Yaşar’la birlikte dokuz günlük bir Risale-i Nur Okuma Programına katıldık.

Program, program başlamadan meyve vermeye başlıyor

Doğrusu, böyle programlar sadece gittiği yere fayda sağlamıyor. Program dâvet geldiği andan itibaren birkaç ayı içine alacak bir etkinliğin startı verilmiş oluyor.

Gidilecek yere uygun bazı konular gündeme alınıyor ve okunan kitapları bu gözle ele alma başlıyor. Dolayısıyla aslında program ilgili belirlenen tarihte değil de, dâvet vuku bulduğu andan itibaren başlamış oluyor. O zaman programlar çok yönlü bir dalgalanmaya vesile oluyor. Biz de işte böyle bir heyecan dalgasının içinde bulduk kendimizi. Daha önce çalıştığımız dersleri bir kez daha yenilemek/yinelemek, daha bir takım yeni dersler çalışmak gibi adımlar attık. Şükür ki, dersler önce etkisini dersler başlamadan önce o derslere çalışanlarda etkisini gösteriyor.

Birinci Avrupa belirleyici; kuralları onlar koyuyorlar

Avrupalılar açısından doğrusu Bediüzzaman’ın yaptığı “Avrupa ikidir” tahlili tam da yerini buluyor. Evet, hakikat-i halde, İsevilik din-i hakikisinden kopmuş ikinci Avrupa her ne kadar etkili ve takipçileri çok gözükse de, Birinci Avrupa’nın yani İsevilik din-i hakikisinden beslenen Birinci Avrupa’nın belki takipçileri çok gözükmüyor, ama asıl Avrupa’yı geleceğe hazırlayanlar, kural ve kaidelerini koyanlar, bu birinci etkili kesim olsa gerektir.

Zaten kuralları koyanların, yasaları hazırlayanların çok olması da gerekmez. Ama görülüyor ki, bu insanlar aydın olduğu için Avrupa’nın asıl dinamiğinde kendini gösteren birinci Avrupa’nın etkin şahsiyetleridir.

Nitekim şimdilerde ortaya çıkan sonuç da gösteriyor ki, kural koyucular doğru kurallar koymuşlar. Çünkü pek çok noktada istenen neticeye ulaşmışlar. Demokratik kazanım anlamındaki insan hakları ve özgürlükler, hayvan hakları, tabiî hayata zarar vermemek gibi onlarca noktada Avrupa şimdilerde doğru yolda ilerliyor. Bunlar aslında İslâmiyetin de kabulü olan doğru hayat tarzlarıdır.

Demek ki, birinci Avrupa doğru yolda ilerliyor. Ama ikinci Avrupa da yok değil. Hatta görünüşte onlar ön planda. Ama kural koyucular birinci Avrupa’yı gösteriyor. Müjdeler birinci Avrupa’nın attığı adımları işaret ediyor.

GEZİ: SEBAHATTİN YAŞAR

syasar33@yahoo.com

image_pdfimage_print

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*