Bu zamanda Risale-i Nur mu okunurmuş?

“Afedersiniz, ama bişey soracağım, sizi neden sorguluyorlar?”

“Yanımızda Risale-i Nur var, onları okuyoruz biz, yayınevi sorguluyorlar ondan bekliyoruz “

“Bu zamanda Risale mi okunurmuş, hem de böyle bir zamanda?..”

“1500 defa beraat alan bir eseri okumak ve taşımaktan neden korkalım hanımefendi?

***

Evet, 3 günlük tatil fırsatı bulur bulmaz Silifke’ye okuma programı ayarladık ve kendimizi yollara attık elhamdulillah. Ortaokul-lise-üniversite karışık olan programımızda özellikle belirttik ki, Asâ-yı Musa’yı yanınıza alın, bitirip geleceğiz inşallah. Yola çıktık, şevkli ve neşeli vaziyette ineceğimiz yere az kalmışken polisler çevirdi otobüsü. 2 kişinin çantasında Asâ-yı Musa’yı görünce “Sizi aşağı alabilir miyiz?” sorusuna ilk defa muhatap olduk. (Diğerleri risalelerinin valizde olmasına çok üzüldüler o an tabi…) Ancak biz inince arkadaşlar durur mu, hepimiz kendimizi aşağıda bulduk.

Ve polis sorgulamaya başladı: “Nerede kalıyorsunuz, bu kitapları mı okuyorsunuz? Aynı okulda mısınız, kimsiniz, okuyucu musunuz yoksa yazıcı mı vs.?”

“Abi onlar liseli, evlerinde kalıyorlar. Biz de üniversiteliyiz, özel evde kalıyoruz, ev benim üzerime. Yeni Asya okuyucularının derslerine gidiyoruz…”

Hepimiz bu minvalde şeyler söylerken Yeni Asya deyince “Ha tamam. Yeni Asya mı? Tamam o zaman, yine de siz dikkatli olun” cevabı geldi.

Asıl dikkat çekmek istediğim yer burası: Otobüsten inen bir tesettürlü hanım, merak etmiş olacak ki, yanımıza geldi ve: “Afedersiniz, ama bişey soracağım, sizi neden sorguluyorlar?”

“Yanımızda Risale-i Nur var, onları okuyoruz biz. Kitabı yayınlayan yayınevine bakıyorlar ondan bekliyoruz.”

“Bu zamanda Risale mi okunurmuş, hem de böyle bir zamanda?”

“1500 defa beraat alan bir eseri okumak ve taşımaktan neden korkalım hanfendi?”….

Öyle ya, okuma programı için yola çıkmışız, neden taşınmasındı bu eserler?

Defaatle mahkeme açılmış, beraat almıştı, neden okunmasındı?

Bir yanlışımız bir korkumuz yoktu, neden çekinelimdi?

İmanımızı kurtarıyordu, neden bu engele takılıp geri yolumuzdan dönelimdi? Dar düşünceler, dar görüşlerdi…

Ve nihayet program boyu konuşacağımız konuyu da bulmuşken, yolumuza devam edebilirdik:)

“Danyal Ateş’in Yeri”nde durduk ve sağsalim indik, çok şükür. Ve üç gün hızlıca, istifadeli geçip şevke medâr oldu, dönem içinde taze bir kuvvet hükmüne geçti.

Program nasıl mı geçti?

Özel okuma, dersler, beyin fırtınaları, geziler… Odun ateşinde gözleme ve çaylar, parlak yıldızlara nâzır uykular… Tefekkürlük Göksu Nehri eşliğinde kâinatı okumalar… Helâl dairedeki hoş muhabbetler, neşeli sohbetler…

Daha gerek var mı anlatmaya? Yaşaması bu kadar güzelken kelimelere dökülemiyor zira…

Programda bizi hiç ummadığımız yerlerden rızıklandıran Allah’a hamd ü senalar olsun. Bu rızıklandırmalara vesile olan Danyal Ağabey ve Naciye ablamızı da Rabbim Cenneti’nde Kevser havuzundan rızıklandırsın inşallah…

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*