Hz. Hüseyin radiyallâhu anh (626-680)

Fuzuli’nin, “Yâd it Fuzûlî Âl-i Aba hâlin eyle âh / Kim berk-ı âh ilen yakulur hırmen-i günah” (Ey Fuzuli, Âl-i Aba’nın hâlini hatırlayıp âh eyle / Ki âh şimşeği ile günah harmanı yakılır, günahlar affolunur) beytinde işaret ettiği, Hicri 61 yılında meydana gelen ve Peygamberimizin (asm) torunu Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi ile sonuçlanan Kerbela Olayı yüzyıllardır hafızalardan silinememiş ve bütün İslâm dünyasını yasa boğmuş acıklı bir hadisedir.

Her yıl Muharrem ayının 10’unda yeniden hatırlanan bu facia, beraberinde Hz. Hüseyin’in (ra) günümüze de ışık tutan ibretli hayatını gözler önüne serer. Bu kısa çalışmada, İslâmî literatürde Raşid, Tayyib, Vefî, Zekî, Mübarek, Seyyid, Şehid ve Seyyidü’ş-Şüheda lakaplarıyla anılan Hz. Hüseyin’in kısa bir biyografisi sunulmaktadır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) torunu, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin küçük oğlu ve Hz. Hasan’ın kardeşi olan Hz. Hüseyin (ö. H. 61 / M. 680) Hicret’in 4. yılında Şaban ayının 5. gününde (10 Ocak 626) doğdu. İsmi bizzat Peygamberimiz (asm) tarafından kulağına ezan okunarak konuldu. Hz. Peygamberimiz (asm), Hz. Hüseyin (ra) için doğumunun yedinci gününde akika kurbanı kesti, sadaka dağıttı ve bebeğin sünnet edilmesini emretti. Hz. Hasan (ra) ile birlikte Peygamberimizin (asm) şefkatli kucağında büyüyen Hz. Hüseyin (ra) ağabeyi ile birlikte, başta anne ve babası olmak üzere, bazı sahabe ve tâbiinden dersler aldı. Henüz çocuk yaşlarda hadis rivayetine başladı ve çocukluğunda sekiz adet hadis rivayet etti.

Çeşitli hadisler ve rivayetler Hz. Hüseyin’in (ra) çocukluk yıllarına işaret eder. Hz. Muhammed’in (asm), Hz. Hasan ve Hüseyin’e olan sevgisini gösteren “Şu iki oğlum benim dünyadaki güllerimdirler” (Buhari C.2, s. 188; Tirmizi C.5, s. 615) gibi hadisler onun çocukluk yıllarına aittir. Bu noktada İbn-i Mes’ud’dan (ra) nakledilen şu rivayet Hz. Hüseyin’in (ra) çocukluk yıllarının nasıl geçtiğine dair bilgiler sunar. İbn-i Mesud (ra) rivayet eder ki: “Hasan ve Hüseyin bir gün, İslâm Peygamberi namaz kılarken yanına gittiler ve secde halindeyken Peygamberin sırtına çıktılar. Peygamber secdeden kalkarken onları usulca sırtından indirdi; ancak bir dahaki secdede çocuklar yine Peygamberin sırtına çıktılar. Nihayet Peygamberin namazı bittiğinde, birini sağ birini sol dizine oturtarak etrafında bulunanlara şöyle dedi; ‘Beni seven, şu ikisini sevsin.’” (Müstedrek, Hakim, 3/166). Hz. Muhammed’in (sav) Hz. Hüseyin (ra) hakkında sarfettiği “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.” (İbn Mace, 1/56; Tirmizi, 5/614; Bihar’ul Envar 43/265); “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah, Hüseyin’i seveni sevsin. Hüseyin torunlardan bir torundur.” (Tirmizi 5/658; Bihar’ul Envar 43/261; Ahmed 4/172) gibi hadisler “Aba Olayı” ile birlikte değerlendirildiğinde Peygamberimizin (asm) Hz. Hasan ve Hüseyin’e düşkünlüğü ve sevgisi açıkça ortaya çıkar. Bu durum İslâm tarihinde çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiş ve Peygamberimizin (asm) torunlarına duyduğu sevginin aşırılığı merak konusu olmuştur. Bu hususta Bediüzzaman Said Nursî’nin ortaya koyduğu yorumlar bütün tartışmaları sona erdirecek niteliktedir. Yazının ilerleyen kısımlarında bu konuya tekrar değinilecektir.

Hâsılı, çocukluk yılları Peygamberimizin (asm) yakın çevresinde geçen Hz. Hüseyin (ra), bizzat Resûlüllah’ın eğitiminden geçmiş, onun sevgisini yudumlaya yudumlaya büyümüş, sarsılmaz iman dersini dedesinden alarak büyümüştür. Bütün İslâm âlemini asırlardır derin acılara gark eden elim Kerbelâ Olayı’nda şehid düşene kadar, Resulullah’ın (asm) sevgisine mazhariyetin nedenlerini ve hikmetlerini yaşayışıyla ortaya koymuştur.

Hz. Hüseyin (ra), ağabeyi Hz. Hasan (ra) gibi, ilk iki halife döneminde cereyan eden önemli olaylarda fiilen yer almamıştır. Üçüncü halife Hz. Osman’ın (ra) evini kuşatan isyancılara karşı ise babaları tarafından görevlendirilmişlerdir. Buna göre Hz. Ali (ra), halifeyi korumak ve halifenin evine su taşımak görevini iki güzide evlâdına vermiştir. Hz. Hüseyin, Hz. Osman’ın (ra) şehid edilmesinden sonra seçimle iş başına gelen babasının halifeliği sırasında ise Kufe’ye giderek onun bütün seferlerine katıldı. Hz. Ali’nin hilâfeti döneminde İslâm tarihinin en üzücü olaylarından Cemel Vakası (Hz. Âişe önderliğindeki ordu ile yapılan Adalet-i Mahza-Adalet-i İzafiye temelli savaş) ve Hz. Muaviye ile yapılan savaşlara şahit oldu. Babasının elim bir suikastla şehit edilmesinden sonra da ağabeyine biat etti. Hz. Hüseyin; bu dönemde saltanat mücadelesine girişen ve ırkçı tavırlar takınan Emevileri benimsemese de kardeş kanının dökülmemesi ve Müslümanlar arasında fitnenin yayılmaması için halifelikten feragat eden Hz. Hasan’ın (ra) Muaviye ile anlaşması üzerine Medine’ye döndü.

Yezid’in hilafet makamına gelişine kadar bütün vaktini ibadetle geçiren, zühd ve takvaya dayalı bir hayat süren Hz. Hüseyin’in (ra) imamlık iddia ettiğine veya kendisine bu hususta biat edildiğine, Hz. Muaviye aleyhine faaliyette bulunduğuna dair Sünnî ve Şiî kaynaklarında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmamaktadır. O, babasının intikamını almak için kendisinden emir beklediklerine ve kendisinin halife olması gerektiğine dair mektup yazanlara bile karşı çıkmış, Hz. Muaviye’nin kendisine de herhangi bir şekilde savaş taraftarı olmadığını açıkça belirtmiştir. Bununla birlikte, Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbelâ’da şehid edilmesiyle sonuçlanan acı hadiselerin başlangıcını, onun karşı çıktığı saltanat mücadelesi oluşturur. Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali (ra) ve kardeşi Hasan’ın (ra) hilafet haklarını gasbeden Hz. Muaviye’ye karşı olumlu bir tavır takınmasına rağmen, Hz. Muaviye’nin, Hz. Hasan (ra) ile yaptıkları, ölümünden sonra halifenin seçimle iş başına getirilmesine yönelik anlaşmayı bozarak hilafeti oğlu Yezid’e devretmesi ve ona biat edilmesini istemesi Hz. Hüseyin’i (ra) de derinden rahatsız etmiş ve üzmüştür. İslâm Devleti’nin Bizans sistemine benzer şekilde, Emevi saltanatına dönüşmemesi için mücadele veren Hz. Hüseyin’in (ra) Yezid’e karşı çıkış nedenleri arasında onun halifeye yakışmayan bir hayat sürmesi ve devleti kendi çıkarları için kullanma endişesi de vardır. Peygamberimizin (asm) getirdiği dinin esaslarını bozacağı endişesi ile Yezid’in her türlü zorlama ve tehditlerine rağmen ona biat etmez.

Hz. Muaviye’nin (ra) ölümünden sonra (680) hilafet makamına geçen oğlu Yezid, Medine valisi Velid b. Utbe b. Ebu Süfyan’dan her ne şekilde olursa olsun Hz. Hüseyin (ra) ve diğerlerinden biat almasını ister. Hz. Muaviye’nin (ra) ölümü duyulmadan Hz. Hüseyin’den (ra) gizlice biat almak isteyen Velid’e olumsuz cevap veren Hz. Hüseyin’in (ra) bu karşı çıkışı, akabinde çeşitli olayların gelişmeyle birlikte, Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbelâ Savaşı’nda (M. 680 – H. 61) Muharrem ayının onuncu günü dramatik ve feci bir şekilde şehid edilmesiyle neticelenir.

Hz. Hüseyin’in (ra) zalim ve fasık olan Yezid’e biat etmediğini gören ve Yezid’in bu halinden memnun olmayan Kufeliler, kendisine biat edeceklerini söyleyerek Hz. Hüseyin’i (ra) Kûfe’ye davet ettiler. Hz. Hüseyin (ra), bazı sahabelerin Kûfelilere güvenilmeyeceğini ve Kûfe’ye gitmemesini söylemelerine rağmen, yakınlarını ve çocuklarını yanına alarak Kûfe’ye hareket eder. Buna çok kızan Yezid, Kûfe valisi Ubeydullah bin Ziyad’a emir vererek Hz. Hüseyin’i engellemesini ister. Bunun üzerine Hz. Hüseyin (ra) Kerbelâ’da susuz, ağaçsız bir yerde konaklamaya mecbur bırakılır. Kan dökülmesini istemeyen ve anlaşma yollarını arayan Hz. Hüseyin’in (ra) istekleri hiçbir şekilde kabul edilmez. Kendisinin öldürüleceğini anlayan Hz. Hüseyin (ra) hiç olmazsa yanındakileri kurtarmak içi bazı girişimlerde bulunur; fakat İslâm tarihinin yürekleri dağlayan elim faciasına engel olamaz. Peygamberimizin (asm) “reyhanım” diyerek sevdiği, koklayarak bağrına bastığı sevgili torunu Hz. Hüseyin (ra) Kerbelâ’da Hicret’in 61. yılında şehid edilir.

Hz. Hüseyin’in şehid edilmesiyle birlikte Şiî dünyası; Şiîliğin hareket noktası ve temel şahsiyeti Hz. Ali (ra) olmasına rağmen Hz. Hüseyin’in (ra) şehid edilişini Şiîliğe hayat veren bir kaynak olarak telâkki etmişler ve bu olayı içtimâî ve siyasî hayatın parolası haline getirmişlerdir. Hz. Hüseyin’in (ra) şehid edilişinin hatırasını anmak için yapılan ve ‘taziye’ denilen yas merasimleri onu, imamların üçüncüsü ve on dört masum-ı pâkin beşincisi kabul eden Şiî dünyasında başlı başına bir olaydır. Ancak Sünnilerin tuttukları 10 Muharrem orucunun Kerbelâ taziyesi ile bir ilgisi yoktur.

Hz. Hüseyin (ra), Risâle-i Nur’da İslâm tarihini yakından ilgilendiren çeşitli olaylar ve bu hususlarda zihinleri meşgul eden sorular sebebiyle yer alır. Hazret-i Fatıma’nın (r.anha) mübarek neslinden olması hasebiyle İslâm âleminde “Ehl-i Beyt” ünvanıyla yüksek bir şeref kazandıkları vurgulanan Hz. Hüseyin (ra) ile ilgili bahislerden biri, İslâm tarihinde “Ehl-i Aba Olayı” olarak bilinen olayın yorumuyla ilgilidir. Ehl-i Aba Olayı’na göre, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (asm) sırtında abası olduğu halde, abanın altına, Hz. Fatıma, Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i almış ve Ahzab Sûresi’nin “Ey Ehli Beyt! Allah sizden günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” meâlindeki 33. âyetini okuyarak onlar için duâ etmiştir. İslâmî literatüre farklı yorumlarla giren bu olayı, Bediüzzaman Hazretleri bazı hikmet yönleriyle yorumlar. Buna göre Peygamberimiz (asm), nübüvvet nazarıyla gaybı görerek otuz kırk sene sonra Sahabeler ve Tâbiînler içinde mühim fitneler olacağını ve neticesinde kan döküleceğini görmüş ve abası altına aldıklarının bu olaylar içinde yer alacağını müşahede ederek o olayları yaşayacak olan Aba Ehli’nin masumiyetine dikkat çekmiştir. Bununla birlikte “Hazret-i Fatıma’nın zürriyetinin tâhir ve müşerref olacağını ve Ehl-i Beyt ünvân-ı âlîsine lâyık olacaklarını ilân etmek için, o dört şahsa, kendiyle beraber ‘Hamse-i Âl-i Aba’ ünvanını bahşeden o abayı örtmüştür.” denilerek Hz. Hüseyin’in (ra) mubarek nesline dikkat çekilmiştir. (Lem’alar, s. 97)

Adalet-i mahzâ ile adalet-i izafiyenin izahının yapıldığı meselede ise Hazret-i Hüseyin’in adalet-i mahza taraftarı olarak rabıta-i diniyeyi esas tuttuğu ve haklı olarak Emevîlere karşı mücadele ettiği ve şehid olduğu ifade edilmektedir. Hz. Hüseyin’in (ra) fecî şehadetiyle ilgili bir soruya da “Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, mânevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile mânevî saltanatın cem’i gayet müşküldür. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi—tâ, kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın.” şeklinde cevap verilmektedir. Buna göre onların elleri muvakkat ve sûrî bir saltanattan çekilmiş; fakat parlak ve daimî bir saltanat-ı mâneviyeye tayin edilmişler, adi valiler yerine, evliya aktablarına mercî olmuşlardır. (Mektubat, s. 91-92)

Münâzarât’ta da hilâfetin saltanâta dönüşmesiyle hayat bulan istibdadın Yezid zamanında kuvvet bulduğu, Hz. Hüseyin’in (ra) buna karşı hürriyet-i şer’iye mücadelesini verdiği ifade edilerek Hz. Hüseyin’in (ra) hakiki hürriyetin taraftarı olduğu vurgulanmaktadır.

(Münazarat, s. 38)

Kaynaklar:

Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İst. 1994

Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İst. 1994

Bediüzzaman Said Nursî, Münazarat, Yeni Asya Neşriyat, İst. 1994

Ethem Ruhi Fığlalı, İslâm Ansiklopedisi, TDV yay, S. 520 İst. 1998

Risâle-i Nur’dan Portreler, Hazırlayan: Risâle-i Nur Enstitüsü, Yeni Asya Neşriyat, İst. 2008

Şaban Döğen, Örnek İnsanlar, Yeni Asya Neş., İst. 2003

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*