Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (1878-1942)

Cumhuriyet dönemine yetişmiş son dönem Osmanlı ulemasındandır. Yazdığı Kur’an-ı Kerim tefsiri ile önemli bir üne kavuşmuştur. Memleketinden ötürü “Elmalılı” olarak anılmış, soyadı kanunu çıktıktan sonra da “Yazır” soyadını almıştır. Soyadı olarak babasının köyünün ismini seçmiştir. İstanbul’a geldikten sonra eğitimini sürdürmüş, mezuniyetten sonra hocalık yapmıştır. Meşrutiyetin yeniden tesisinden sonra Antalya mebusu olarak Meclise girmiş ve bir süre vakıflar sorumlu bakanlık yapmıştır. Bediüzzaman Said Nursi, Mehmed Akif gibi meşhur simaların üyesi olduğu Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye’de görev yapmış ve daha sonra bu kurumun başkanlığına getirilmiştir. Meşhur eseri olan Elmalılı Tefsiri’ni 1938 yılında tamamlamıştır.

Muhammed, Antalya’nın Elmalı ilçesinde doğdu. Aslen Burdur’lu olan babası Numan Efendi Elmalı Şeriyye Mahkemesinde katiplik yaptı. Annesinin adı Fatma Hanımdır. İlk ve orta öğrenimini doğduğu ilçede yaptı. Okul eğitimi ile birlikte hafızlık eğitimini de görerek Kur’an-ı Kerim’i ezberledi ve hafız oldu.

Muhammed, eğitim maksadıyla, dayısıyla birlikte İstanbul’a gitti. Küçük Ayasofya Medresesine yerleştikten sonra Bayezit’teki derslere devam etti. Eğitimini tamamladıktan sonra icazetini Kayserili Mahmut Hamdi Efendiden alarak mezun oldu. Bu tarihten sonra hocasıyla aynı ismi taşımalarından ötürü hocası “büyük Hamdi”, kendisi de “Küçük Hamdi” olarak anılmaya başlandı. Bu lakabı benimseyerek yazılarını bu lakapla imzaladı. Eğitimi sırasında hat sanatına da ilgi duyduğundan bu alanda da önemli bir eğitim alarak kendini geliştirdi.

Muhammed Hamdi, 1904 yılında, devlet görevi için girdiği sınavı kazandı. Akabinde Bayezit Medresesinde hocalık yapmaya başladı. Fikri karmaşanın olduğu bu dönemde Meşrutiyet sisteminden yana tavır takındı. İttihat ve Terakki’ye yakınlık göstererek cemiyetin ilmiye kısmına üye oldu. Meşrutiyet idaresinin yeniden yürürlüğe girmesi ile Meclis açıldı. Kendisi de Antalya milletvekili olarak Meclise girdi.

Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesine razı olmayan ve fetva yazmaya yanaşmayan Nuri Efendi’yi ikna etti. Fetvanın müsveddesini bizzat kendisi hazırladı. Böylece tahttan indirilme işinde aktif rol aldı. Bu faaliyetinden ötürü senelerce ızdırap çektiği ifade edilmektedir. (Sadık Albayrak, Son Devrin İslam Akademisi Dar-ül Hikmet-il İslamiye, YAY., 2. Baskı, İstanbul 1973, s. 177) Şeyhülislamlık makamının katipliğinde bulunduğu gibi hocalık görevini de sürdürdü. Değişik medreselerde fıkıh, usul-ı fıkıh, mantık, vakıf hukuku gibi derslerin hocalığını yaptı.

25 Ağustos 1918 tarihinde bir İslam Akademisi olan Darü’l-Hikmeti’l-İslamiyye kuruldu. Kuruluş amacı; İslam Aleminde ortaya çıkan yeni meselelere çözüm bulmak ve İslam’a yönelen hücumlara karşı İslam hükümlerine göre cevap vermekti. Bunun yanında halkı aydınlatmak için basın ve yayın yoluyla faaliyette bulunmak ve yayın yapmak amacı da vardı. Yabancıların sorduğu sorular, teşkil edilen komisyonlarda görüşülmek suretiyle cevaplar hazırlanmaktaydı. Şeyhülislamlık bünyesinde kurulan bu kuruma dönemin ünlü simaları tayin edildi. Bediüzzaman Said Nursi ve Muhammed Hamdi Efendi de seçilen ünlü simalar arasındaydı.

Muhammed Hamdi, bir süre sonra tayin edildiği bu kurumun başına getirildi. Damat Ferit Paşa tarafından ilk defa kurulan kabineye Evkaf Nazırı olarak dahil oldu. Bu görevde bulunduğu sırada ikinci rütbeden Osmanlı nişanı ile taltif edildi. Ayrıca ilmiye rütbesinde de kademe kat ederek Süleymaniye Medresesi Müderrisliğine yükseltildi. Milli Mücadele sırasında İstanbul hükümetinde görev aldığından ötürü gıyabında idam cezasına çarptırıldı. İstanbul’dan Ankara’ya götürüldü ve kırk gün boyunca tutuklu kaldı.

Elmalılı, serbest kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Fatih’teki evinden, camiye gitme dışında, hiç dışarı çıkmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisinden Türkçe Tefsir hazırlanması kararı çıktıktan sonra Diyanet İşleri Başkanlığı bu görevi kendisine teklif edince kabul etti ve Türkçe tefsir yazmaya başladı. Hak Dini Kur’an Dili adıyla yayınlanan eserini 1938 yılında tamamladı. Fihrist dahil dokuz ciltten müteşekkil eseri kendisine önemli bir ün kazandırdı. Uzun zamandan beri devam edegelen kalp yetmezliğinden ötürü 27 Mayıs 1942 tarihinde vefat etti. Naaşı Sahrayıcedid Mezarlığına defnedildi.

Önemli bir birikim ve kültüre sahip olan Muhammed Hamdi, Türkçe’nin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Yazılarında sade bir Türkçe kullanmaya gayret gösterdi. Bu arada başka dillerden geçen ve Türkçe’nin kimliğine bürünen kelimeleri de görmezden gelmedi. Bunları da kullandı. Ancak, ilmi ve dini konularla ilgili yazılarında daha ağır bir dil kullandığı görülmektedir. Sanatçı bir kişiliğe de sahip olan Yazır, hat sanatı dalında da önemli eserler bıraktı. Sülüs, nesih, talik, celi türlerinde bir çok levha yazdı.

İkinci Meşrutiyet döneminde fikirleriyle İslami değerleri müdafaa etti. Milleti Avrupalılaştırmanın hata olduğunu dile getirdi. Avrupa’nın değerlerini değil, ilmini almamız gerektiğini, dini hassasiyetlerden hareketle ilmi gelişme ve fikirlere karşı gelinmemesi tezini savundu.

Muhammed Hamdi’ye göre Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla tercüme etmek mümkün değildi. Tefsir için Arapça’nın inceliklerine sahip olmak gerektiği gibi Kur’an ifadeleri hakkında da çok büyük bir bilgiye sahip olmak gerekir. Tefsirler ve ileri sürülen tezlerin tümünü kabul veya ret yaklaşımından uzak durulması gereğini savundu. Tefsirinde aktardığı görüşlerin bazılarına katıldığı gibi bazılarını da eleştirmekten kaçınmadı. Fıkhi konularda sadece Hanefi kaynaklarına yer verdi.

Önemli bir süre felsefe ile de ilgilenen Yazır, Batılı yazarların bazı eserlerini tercüme etti. Bu eserlerde ileri sürülen nazariyelere eleştirel yaklaşım sergiledi. Felsefe ve din arasında cereyan eden münazaraya çözüm bulmaya çalıştı. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtti. Ona göre akıl tek başına gerçeği kavramak için yeterli değildir. Akıl iman ile bütünleştiği zaman gerçeği kavrayıp doğrulayabilir. İnsan aklı bütün ilimlerin esasını teşkil eden illiyet kanununa uygun bir şekilde kullanılmalıdır. Bu yolla Allah’ın varlığına ulaşılabilir. Kâinatta mevcut olan ve insanları hayrete düşüren sanat eserinin yanında canlı ve cansız varlıklar da Allah’ın varlığına delil teşkil etmektedir.

Muhammed Hamdi, kıyamet alametlerinden sayılan Yecüc ve Mecüc’ü; nesebi belli olmayan, din ve millet tanımayan bir topluluk olarak yorumlar. Deccal’ı da uluhiyet iddiasıyla ortaya çıkacak bir yalancı olarak tasvir eder. Allah’ı inkar eden kafirlerin bu fiilleriyle ebedi bir kötülük yaptıklarını ve bu yüzden de ebediyen Allah’ın rahmetinden uzak kalacağını belirtir.

En büyük eseri olan ve “Hak Dini Kur’an Dili” adlı eserini on iki yılda tamamladı. İlk baskısı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapıldıktan sonra, birçok baskısı daha yapıldı. Bunun dışında Hz. Muhammed’in Dini İslam, İrşadü’l-ahlaf fi ahkami’l-evkaf, Metalib ve Mezahib, İstintaci ve İstikra-i Mantık adını taşıyan eserleri de kaleme aldı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*