“İbrahiiiim baban geldi”

Otuz yılı devirmişiz meğerse. Nasıl geçmiş, ne zaman geçmiş anlamadan üstelik…

Gencecik yaşımızda, ilk kez gurbete çıkmış, bizim için tamamen farklı ve yabancı bir bölgeye ve kültüre doğru kanat çırpışımızın üzerinden ne de çok zamangeçmiş. Hayata umutla bakan, büyük kısmı dünyalık olan bir yığın hayaller beslemişiz bu arada.

Hayli kalabalık olan bir cemaatle daha yeni tanışmış, yeni yeni kaynaşmaktaydık ki…

Dağıldık. Parçalandık. Bölündük.

Hayatımın ilk ve kaldırmakta zorlandığım acısıydı.

Daha sonra üç kişilik bir cemaatle direndik, çabaladık.

Yıllar yılları kovaladı. İnişler çıkışlar, hastalıklar, sağlıklar… Ölümler doğumlarla tanıştık. Kimi zaman hususî imtihanlardan geçtik, kimi zaman şahs-ı maneviye gelen hücumlardan etkilenip ağladık, uykusuz gecelerde Allah’a duâlar, duâlar ettik.

Soma benim için de, ailem için de hayat serüvenimizin en önemli ismiydi. Tecrübe denilen şeyi en çok Soma’da kazandık.

Ara ara başka illere gidişlerimiz, başka ellerde dost edişlerimiz oldu. Yine benim tabirimle Soma bizim için “Almancının esas vatanı gibiydi.”

Orada hep bir evimiz vardı. Dönüp dolaşıp gittiğimiz yer, kimi zaman mutlu, kimi zaman acı hatıralarla dolduğumuz ilçeydi.

Oğlumun evlenip oraya yerleşmesiyle de artık bu tescillenmiş oldu.

Şehrin dışında, köy sınırları içinde aldığımız evimizin bazı odalarının baktığı bahçeden, bir hanım hep aynı şeyi söylerdi:

“İbrahiiimm…! Baban geldi”

Bu söz, dışarda oynamakta olan küçük çocuğun eve gelmesi için sihirli bir cümleydi sanki.

Oldukça yaramaz olan bu çocuk, bu ses ile sevinç çığlıkları atarak eve koşar, “gofretim, gofretim nerde?” diyerek babasının boynuna sarılırdı.

Zaman zaman görüşürdük onlarla.

Bir zamanlar tıpkı bizim yaptığımız gibi hayaller kurardı Havva komşum. Evin borcu bitecek, eve yeni eşyalar alınacak, çocuklar okuyacak, en çok da “İbrahim” azıcık uslanacaktı.

Yatak odamızın penceresi onların bahçesine baktığı için, hayli geç yatmış olan ben, sabah çok erkenden İbrahim’in çığlıkları, annesinin çıkışmalarından bizar olur, ya üst katlara kaçar, ya da söylenir dururdum.

İbrahim artık çığlık atmıyor.

İbrahim artık ortasına ateş düşmüş evin erkeği…

Çünkü İbrahim’in annesi “Baban geldi” diyemiyecek…

İbrahim’in babası helâl ekmek peşinde olduğu günlerden bir günde, madende mahsur kalanlardan biri…

Kıt kanaat geçimleri, edebli saygılı komşulukları, İbrahim’i “komşular rahatsız oluyor” korkutmaları bitti…

“Hayat devam ediyor” diyor herkes.

Evet hayat devam ediyor. Ama nasıl?

Ölüm öldürülmüyor. Ecel kapısı kapanmıyor. Sevkiyat bitmiyor…

Ve hayat işte bu hakikatin gölgesinde devam ediyor.

“İbrahim…! Baban geldi… Dört kollunun içinde… Annenin acı feryatlarıyla…”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*