İttihad ve tesanüd için çalıştı

Sabahattin Bey hususan ömrünün son yıllarında cemaatimiz içinde ittihad ve tesanüdün ziyadeleşmesini her şeyden ön planda tutuyordu. Bu hususta çok duâ ediyordu.

Yeni Asya Yönetim Kurulu üyesi ve Genel Sekreteri merhum Sabahaddin Boyacı’nın hanımı Emine Boyacı ile kırk yıllık evlilik hayat serüveni, Sabahaddin Beyin hizmet tarzı, dedesi Tahiri Mutlu Ağabey ile ilgili hatıraları konuştuk.

Emine Hanım evvelâ pek yakında refika-i hayatın Sabahaddin Bey beklemediğin bir anda vefat etti. Allah rahmet etsin, size de Allah’tan sabır diliyorum.

Emine Hanım, merhum Sabahaddin Bey’le nasıl tanıştınız, 40 yıllık bir beraberliğiniz nasıl geçti kısaca anlatır mısınız?

Sabahaddin Bey;

1954 yılında Antalya/Korkuteli/Kırkpınar Köyü’nde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antalya’da okudu. Gazi Üniversitesi Matematik Bölümü’nden mezun oldu. Matematik öğretmeni olarak mesleğini icra etti.

1979 senesinde rahmetli Bayram Yüksel Ağabeyin vesilesiyle ailelerimiz tanıştı. Kız tarafı olarak düşünmek için on beş gün süre istedik. O sürede Sabahattin Bey okuma programına gitmişti. “Acaba ne cevap verecekler?‘’ diye düşünürken, rüyasında dedem Tahiri Mutlu’yu görmüş. Rüyasında bu düşüncesine cevaben dedem ona “Verdim” demiş. Bu rüyadan sonra “Ben cevabımı aldım” diyerek okuma programına devam etmiş. Sonrasında da nasip oldu evlendik. Dört çocuğumuz oldu. Acısıyla tatlısıyla kırk yıllık hayatı beraber paylaştık.

Emine Hanım “Her nefis ölümü tadacaktır.” Sabahaddin Bey de bir nefisti o da ölüm şerbetini tattı. “Allah’tan geldik, gene dönüş O’nadır” Bu iki Âyet müvacehesinde ölümü kısaca tarif eder misin?

Ölümün mahiyetini Risale-i Nur’da Üstadımız çok güzel anlatıyor. Ölümün idam, yokluk olmadığını, fani dünyadan bâki âleme geçiş, yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir kavuşma kapısı olduğunu bilmek elhamdülillah bizleri teselli ediyor. Sabahattin Bey de sabaha karşı kendini kötü hissedip “Ambulans çağırayım” dediğimde “Sabah namazını kılalım ondan sonra çağır” demişti. Abdest almaya mecali yoktu, tuğla ile teyemmüm yaptı. Artık tansiyonu düşmüş nabız 34’ü gösteriyordu. O haliyle önce “Yatarak kılayım” dedi. Hemen arkasından doğrulup oturduğu yerde namazını eda etti. Peygamber Efendimizin (asm) “Namazını hayata veda eden bir kimsenin namazı gibi kıl” hadisi şerifine adeta mâsadak oldu. Bilinci açık bir şekilde ambulansa binmişti. Daha hastaneye varamadan ambulans onun ahiret âlemine geçişi oldu. Allah rahmet etsin. Amin.

Sabahaddin Beyin, Risale-i Nurlar’la alâkalı hizmet aşkından kısaca bahseder misiniz?

Nurlar’ı üniversite birinci sınıfta tanıdıktan sonra dershane hayatıyla beraber gecesini gündüzüne katarak hep hizmette koşturmuş hizmetle hemhal olmuş. Burdur’a gelir gelmez çevre edinip, birkaç kişi de olsa hemen derslere başladılar. Arkasından dershane açtılar. 1983 senesinde bir gece emniyet mensupları eve geldiler, Risale-i Nurlar ile birlikte Sabahattin Beyi alıp götürdüler. Soruşturma sonucunda cemiyetçilik kurmaktan tutuklandı, üç buçuk ay sonra, mahkemesi dışarıdan devam edecek şekilde serbest bırakıldı. Öğretmenlik vazifesinden alındı. Üstadımızın açtığı yolda Medrese-i Yusufiye şerefine elhamdülillah mazhar oldu. Bir müddet tanıdık bir esnafın yanında çalıştı, ancak gönlünde hep öğrencilere hakikatleri anlatmak hayali olduğu için mutlu olamadı. Altı ay sonra Rabbimin inayetiyle mesleğine geri döndü. Bazen üniversite öğrencilere şevk olsun diye “Her gün otuz sayfa Risalemi okumadan okuluma gitmiyordum’’ derdi. Yani öncelikleri Risale-i Nurlar’ı okumak ve okutmaktı. Burdur’daki üç katlı evimizin bir katı dershaneydi. Her gün sabah namazına öğrencilerin yanına iner, onlarla namaz kılar, namazdan sonra tesbihat ve ders yapardı. Oradan çıktıktan sonra okuldaki derslerine ucu ucuna yetişirdi. Okul çıkışlarında esnaf ziyaretleri yaptığı yerlerde kısa dersler yapar onları derslere dâvet ederdi.

Gerek üniversite öğrencileriyle, gerek askerlik için gelenlerle ve esnafla yoğun mesai içerisindeydi. Bazı boş vakitlerinde Üstadın “Nur’un İlk Kapısı”nı yazdığı tepeye gider, orada Risale ve Cevşen okur, oradan dönüşte Üstadımızın Burdur’da sekiz ay kaldığı Hacı Abdullah Camii’nin yan tarafında bulunan odasında vakit namazını kılar gelirdi.

Yaşadığımız şehirdeki beş katlı vakıf binasının yapılmasında çok gayretleri oldu. Konu hizmet olduğu zaman asla yorulmaz, usanmaz, enerjisi hiç bitmezdi. Nereye kime giderse gitsin orada muhakkak ders yapar, derslere dâvet ederdi. Gazetemizi ve neşriyatını tanıtır, abone olmalarını sağlardı. Yönetim kuruluna seçildikten sonra, cemaatimizin birlik beraberliği ve İttihadı İslâm için yoğun bir mesai harcadı. Hayatını bu düzen üzerine kurmuştu, bu minval üzerine de devam ettirdi.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri “Tahirî kendini bilmeyen bir velidir.” Tahirî Mutlu Ağabey gibi bir velinin torunu ve evlâdı olmanız sizce nasıl bir duygudur, anlatır mısın?

Üstadımızın hizmetinde bulunmuş olan Tahiri Mutlu’nun torunu olmak benim için büyük bir şereftir. Fakat ona lâyık olabilmek çok daha büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Rabbim Hizmeti imaniye ve Kur’âniyede, her halimizle liyakat kesbetmeyi nasip etsin inşallah.

Emine Hanım, Tahiri Ağabeyle alâkalı bildiğin veya  duyduğun bir iki hatırasını anlatır mısın?

Dedem, ben on dokuz yaşındayken vefat etti. Onunla ilgili birçok hatıram var, ancak beni en çok etkileyen anımız şüphesiz ki şudur: Burdur’a bizi ziyarete geldiğinde ben on üç yaşımdaydım. Bir sonraki ziyaretine kadar benden Yirminci Mektubun birinci makamını ezberlememi istemişti. Ben de elhamdülillah ezberlemiştim. Dedeme o bölümü okurken, dışarıdan geçen çocukları gördüm ve bir anda dikkatim dağıldı. Ne okuyacağımı unuttum. “Kızım bu Risale-i Nurlar nur olduğu için, en küçük bir dikkat dağınıklığında kaçar’’ demişti. Böylelikle Risale-i Nur derslerini dinlerken ve okurken dikkatimizin tamamını Nurlar’a vermemiz gerektiğinin önemini kavradım.

Bir diğer hatırayı da annemden anlatmak isterim: Dedem, 1948’de Afyon Hapishanesi’ne Üstadımızla beraber giriyor. Bu süreçte anneannem birilerinin aracılığıyla onlara ihtiyaçlarını gönderiyor. Onlar içerideyken anneannem rahatsızlanıp vefat ediyor. İhtiyaçlarını başka birisinin hazırladığını fark eden dedem, anneannemi soruyor ve vefat haberini öğreniyor. Bu habere çok üzülüyor ve yüz felci geçiriyor. Üstadımızdan eşinin vefatı üzerine duâ istiyor, fakat Üstadımız üzülmesin diye kendi rahatsızlığından bahsetmiyor. Mahkemeye giderken de yüzünü atkı ile gizliyor. Üstadımız bunu bir şekilde hissediyor ve dedeme iyileşmesi için duâ ediyor, o duânın hürmetine dedem iyileşiyor. Ve o süreçte dedeme baş sağlığı mektubu yazıyor. Kendi el yazısı ile yazdığı o mektubu bizler de hatıra olarak saklıyoruz.

Emine Hanım, böyle acılı bir günde röportaj için bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bu arada Yeni Asya kanalıyla vermek istediğin bir mesajın varsa alayım.

Yeni Asya ekolü meşveret sistemi ile şahıs merkezli değil istişare merkezli bir ekoldür. Bu bağlamda Risale-i Nur prensiplerini benimsemeye ve tatbik etmeye en müsait bir hizmet zeminini temin edebilme kabiliyetindedir. Üstadımız İhlâs Risalesi’nde “Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hadimleriyle çok uğraşır” diyor. Sabahattin Bey hususan ömrünün son yıllarında cemaatimiz içinde ittihad ve tesanüdün ziyadeleşmesini her şeyden ön planda tutuyordu. Bu hususta çok duâ ediyordu. Ben de aynı şekilde duâ ediyor ve bütün kardeşlerimizden bu hassasiyete azamî dikkat etmelerini rica ediyorum.

Emine Hanım böyle acılı bir zamanda bize röportaj yapma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz.

Ben de size ve Yeni Asya Gazetesi’nde çalışan ve emeği geçen bütün dâvâ kardeşlerime teşekkür ederim.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*