Ahbapla iğne deliği, meydan kadar geniştir

Güneydoğu bölgesinde İttihad Buluşmaları çok şevkli geçiyor.

Şanlıurfa’da gerçekleştirdiğimiz program, katılımın fazla olmasıyla dikkatleri üzerine topladı. Sonraki gün Adıyaman’da bu programı gerçekleştirecektik. Adıyaman için bir minibüs tuttuk ve 20-25 kişilik bir ekiple Urfa’dan yola çıktık.

Minibüste geçirdiğimiz o bir iki saatlik zaman dilimi, son derece şevke medar oluyor. Hani, ‘ahbapla bir iğne deliği, bir meydan kadar geniştir’, denmiş ya.. Bu da öyle bir şey her halde.

Yolda Kur’ân okumaları, birlikte söylenen ilâhiler, salâvatlar, hatıralar ve daha fazlası.. Elhamdülillah, Adıyaman’a gitmeden önce enerjimizi doldurmuştuk minibüste.

Güneydoğu’da, bir şehirden diğer bir şehre geçerken, yolda kontrol noktaları vardır. Jandarmalar, her arabayı durdurup, kimlik vs. kontrolü yapar. Bizim minibüs oradan geçerken yavaşladı ve durdu. Ama jandarmalar, “siz geçin abi, buyrun buyrun” dediler. Çok şaşırmıştık. Minibüste Yeni Asya logosu da yoktu, acaba neden böyle yaptılar diye düşünürken, aslında asayişin manevî muhafızları olduğumuzu orada daha net anlamıştım.

Yolda Nesih Yetim Ağabey’imizin hatıralarını dinledik. Bu hatıraları dinlerken zaman baya ilerlemiş. Farkına varamadık. Hem güldük, hem eğlendik bu hatıraları dinlerken.

Nesih Ağabey’imizin konuşmalarından birkaç kesit aktarmak istiyorum:

“Ben ilk olarak Meyve Risalesi’ni tanıdım. Adını ilk duyduğumda, elma, portakal gibi meyvelerden bahsediyor, gibi anlamıştım. Ama aslında manevî birçok meyveler ile tanışmış oldum.”

2003-2007 yıllarında, liseyi Urfa’da okudum. Medresede kalıyordum. Birçok okuma programına katıldım. Bilhassa Mehmet Şener Ağabey, Lokman Ağabey ve birçok ağabeyler talebelere destek oldular.

Dört yılım da Bolu’da geçti. Oradaki hizmette de birçok ağabey ile tanıştım. Sonra ise yolumuz Adıyaman’a düştü. Orada cesur yürekli bir ağabeyimiz vardı. Hizmette çok aktif idi. Onu Urfa meşveretlerinde tanımıştım. Bir de rahmetli Nurettin Gürsoy Ağabey vardı. Onun da çok güzel bir adeti vardı. Sabah namazlarını muhakkak medresede kılardı. Kar, kış, yağmur, çamur hiç fark etmezdi.

Muhakkak medresede talebelerle namazını eda ederdi. Onunla konuştuğumuz zaman görüyorduk ki, bütün sözleri Risale-i Nur’dan idi. Bizlere de her zaman Risale-i Nur’dan vecizeler ezberletirdi. Yanında hep balon bulundururdu. Talebelere renkli balonlardan ve şekerlerden verirdi.”

İşte, zaman geçiyor, durmuyor, devr-i daim oluyor. Ağabeyler bu kutsal vazifeleri bize teslim edip gidiyorlar. Ama onlar şu anda manen bizi izleyip, alkışlıyorlar.

Geçenlerde Mustafa Oral Ağabey’in bir yazısını okudum.

Orada bu meseleden bahsediyordu: Nur toplantıları, Asr-ı Saadet’teki sahabe toplantıları gibidir. O toplanmalar büyük şevk kaynaklarıdır. Müfritane irtibat sağlar.

Biz de Sungur Ağabeyler’in, Zübeyir Ağabey’lerin ve bu hizmetin bayraktarlığını yapmış bütün Ağabey’lerden bayrağı devralmışız. Ve bu görevi lâyıkıyla yerine getirmeye inşallah muvaffak olacağız. Kıyamete kadar da bu yolda devam edeceğiz. İnşallah…

Biz, o ağabeylerin ektikleri tohumların çiçeklerini taşıyoruz. İnşallah, bizim ektiğimiz tohumların çiçeklerini de gelecek nesil Nur Talebeleri taşıyacaklar.

Allah, bizleri istikametli yoldan ayırmasın. Bu yoldaki hizmetlerimizi arttırsın. Amin.

Mustafa Gönüllü

image_pdfimage_print

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*