Üstad Bediüzzaman’ı gören bir son şahit: Halil Alparslan

Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.

İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı görüp elini öpenlerden.
Bu hatıraları okuyucularımız ile paylaşmasını arzu ettik ve bizi kırmadan sorularımıza cevaplar verdi.

Bu mânâda “Tarihçe-i Hayat”ta geçen ilgili bahsi de sizlere sunuyorum:

”Üstadın mâsum çocuklarla sohbet ve muhâveresi ise, çok ibretli ve saadetlidir. Emirdağ’ı ve civan köylerinde, yanına gelen mâsumlara, büyükler gibi ehemmiyet verip, kalben onlara müteveccih olurdu. ‘Evlâtlarım, siz mâsumsunuz, daha günahınız yoktur. Ben çok hastayım, bana duâ ediniz, sizin duânız makbuldür. Ben sizi mânevî evlâtlarım ve talebelerim olarak duâma dahil ettim’ derdi. O çocuklar, gözlerinden akan muhabbet nurlarıyla Üstadı selâmlarlar; Üstad, gafil büyüklerden ziyâde, onlara samîmî ve ciddî selâm ederdi. Ve ‘Bunlar istikbâlin Nur Talebeleridir. Bana olan bu alâka ve teveccühlerinin sebebi ise, mâsum ruhları hissediyor ki, Risâle-i Nur onların imdâdına gelmiş. Ben de o Nurun bir tercümanı olmam hasebiyle, gayr-i ihtiyârî, bu fedâkârane muhabbet ve alâkayı gösteriyorlar’ derdi.” (s. 711)

İşte sizi Halil Ağabey ile başbaşa bırakıyorum:

“20.1.1952 yılında Isparta’nın Keçiborlu kazasının Senir kasabasında bir çiftçi ailenin üç çocuğundan en küçük oğluyum. Üstadımız bir yaz günü 1959 yılında bizim köyümüze ikindi zamanı geldi. Köyümüzün içinden arabası ile geçti. Arabayı görenler ‘Hoca geldi, hoca geldi!’ dediler. Dedemle ben de beraber idim. Arabanın arkasından bir grup köylü ile dedem ile beraber gittik. Arabanın gittiği mevki, Burdur Gölünün kenarı. Biz de bir süre sonra arabanın yanına vardık.

Biz vardığımızda Üstad ve talebeleri namaza durmuşlardı. Namaz kıldıkları için namaz bitinceye kadar bizi beklettiler. Namaz bittikten sonra Üstadı arabaya bindirdiler. Üstadın üzerinde sarık ve cübbesi vardı. Arabaya bindikten sonra yan camını açtılar. ‘Sıraya girin ve gelin’ dediler.

Dedem Rahmetlik bana ‘Git, hocanın elini öp’ dedi. Ve hemen beni öne itti. Ben de hemen elini öptüm. Üstad arkamı eli ile sıvazladı.
Üstad gelenlere eliyle ve başıyla mukabele ederek görüştü, konuşmadı. Yalnız orada talebelerinden biri, Üstadın rahatsız olduğunu söyledi.

Böylece hayal gibi de olsa Üstadı görmek nasip oldu. Üstad ile görüşmemizde dudaklarından bir şeyler dökülüyordu. Onu iyi hatırlıyorum.
Nurlar ile Isparta’da lisede öğrencisi iken tanıştım. Bir gün bir arkadaşım ile bir eve gittik. Orada Bekir Ağabey vardı. Bu Bekir Ağabey bizimle çok yakından ilgilendi ve ders yaptı. Orasının dershane olduğunu ve Bekir Ağabeyin vakıf olduğunu sonra öğrendim. Sonra da Bekir Ağabeyler ile Isparta ve Barla’da çok hatıralarımız oldu. Senelerdir görüşüyoruz.

1958 yılında ilkokula başladım ve 1963’te bitirdim. İlkokul dönemimde 1960 İhtilâli oldu. Onu hiç unutmam. Okulda radyodan öğretmenimiz, ihtilâlin marşını ve konuşmalarını dinletirdi.

İlkokuldan sonra Isparta’da o zamanın ismi ile sanat okuluna başladım. Sanat okulunu 1969’da bitirdim. 1970 yılında Ankara’da “erkek teknik öğretmen okulu”nu kazandım. Teknik öğretmenliği de 1974 Haziran döneminde bitirdim. Bizim için kur’a çektirdiler ve Haziran döneminde Diyarbakır Sanat Okuluna tayinim çıktı. Ankara’da teknik öğretmenlikte okurken Emek Mah. dershanesinde kaldım.

Nurları tanıdıktan sonra, bilhassa Ankara’daki dönemimden sonra devamlı hizmette bulunmaya çalıştım. O zaman Nurları ve bu hizmeti, hizmette olan ağabeyleri tanıdığım için o dönem benim hayatımda çok önemli bir yer etmiştir, hiç unutamadığım hatıralar ile doludur. Bilhassa o zamanlar Cumartesi günleri de okullar öğleye kadar vardı. Öğleden sonra Beşevler’den otobüse binerdim.

Doğru Ulus’a, oradan da Bayram Ağabeyin kaldığı 27’ye giderdim. Orada öğle namazından sonra rahmetli Bayram Ağabey ders yapar ve bizimle sohbet ederdi. Yanında da Sabri Ağabey ve Sami Ağabeyler vardı. O küçücük dershanenin feyzi ve bereketi çok fazla idi. Oraya gittiğimde bir çok kardeşle görüşme imkânım olurdu. Oraya vardığımda her şeyi unutur ve çok mutlu olurdum.

Bizim zamanımızda Nur Talebelerinden üniversitede okuyanlar yeni yeni çoğalıyordu.
Onun için o dönemde üniversitede okuyan öğrenciler ile çok yakından ilgileniyorlardı. Derslerde tanışma yapılır ve herkes okulunu, mesleğini söyler, onları duyunca çok mutlu olurduk.

O zaman dershane sayısı çok az idi. Sıkıntılar ve imkânsızlıklar da vardı. Buna rağmen güzel hizmetler oluyordu. Malûm, o dönemler 12 Mart Muhtırası verilmiş, sıkıyönetim ilân edilmişti. Dershanelere baskınlar oluyor, herkes takip ediliyordu. Ama herkesin şevk ve aşkı daha da artıyordu. O zamanki kardeşler bunları çok iyi hatırlarlar.”
***
Hâlen hizmetlerini devam ettiren Halil Ağabey, istikamet ile Nur yolunda devam ediyor. Şu an Bursa’da ticaret ile meşgul. İlk günkü şevk ve mutluluğunu devam ettirerek…

Biz de kendisine sağlıklı ve hayırlı ömürler dileklerimiz ile tebrik ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*