‘Bahtiyar’lardan mısınız?

‘Bahtiyar’, Risale-i Nur’da çokça kullanılan bir kelimedir. Genel anlamda, ‘mes’ut, mutlu, saadetli’ anlamına geliyor; ama Risale-i Nur içinde bu kelime, ‘fedakâr, hamiyetli, şefkatli, yardımsever, ihlâslı, makamda, mevkide, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna gidecek şeylerde bile kardeşinin nefsini önemseyen, istikametli’ gibi anlamlara gelmektedir.

‘Size bahtiyar mısınız?’ diye sorulsa, vereceğiniz cevap ne olur?!

Aslında hayatta yaşanan halet, cevabın habercisidir. Verilene şükreden bir kulsanız, siz bahtiyarlardansınız demektir. Çünkü şakir mutludur; şaki mutsuz.

İmanlı insan bahtiyardır. İman tohumu içinde Cenneti bir hayat, küfür tohumu içinde ise Cehennemi bir hayat saklıdır. Hiçbir ruh hali tesadüfi değildir.

İman aydınlığı içerisindeki bahtiyar insanın ruh hali ile küfür karanlığı içerisindeki bedbaht insan ruh hali Sekizinci Söz’de mukayese edilir.

Biz bu mukayesede ‘bahtiyar’ tarafa bakacağız. Bakalım bahtiyar mıyız?

· Bahtiyar insan, güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder.

· Nizamı bilir, tebaiyet eder. Teshilat görür. Asayiş ve emniyet içinde serbest gider.

· ‘Her şeyin iyisine bak’ kaidesiyle amel eder. Murdar şeylere hiç bakmaz. İyi şeylerden istifade eder. Güzelce istirahat ederek çıkıp gider.

· Korkmaz. Korksa da kötü düşünenden bin derece daha hafiftir. Hüsn-ü zannıyla ve güzel fikriyle, ‘Şu sahranın bir hâkimi var. Ve her şey, o hâkimin taht-ı emrinde bir hizmetkârdır.’ diye düşünür ve teselli bulur.

· Güzel ahlâkı ona güzel fikir verir. Ve güzel fikir ise, ona her şeyin güzel cihetini gösterir.

· İyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık nasıl fenalık getirir, görür ve bilir.

· Ünsiyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz eder.

· Kendini misafir bilir, misafiri olduğu Mihmandar-ı Kerîm’in acip hizmetkârları ile ünsiyet edip, eğlenir.

· Allah’ın verdiği nimetleri tadar, işi anlar, yemesini tehir eder ve intizar ile telezzüz eder.

· İşin hakikatini görür; hakikat ise, güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, Hakikat Sahibinin kemaline hürmet eder, rahmetine müstehak olur.

· ‘Fenalığı kendinden, iyiliği Allah’tan bil’ hükm-ü Kur’ân’ın sırrını anlar.

· Bahtiyarın hüsn-ü niyeti ve hüsnüzannı ve hüsnühasleti ve hüsnüfikri onu büyük bir ihsan ve saadete ve parlak bir fazilete ve feyze mazhar eder.

· Kur’ân’ı dinler, hükmüne muti olur ve ona yapışır, ahkâmıyla amel eder. Her amelinde Allah’ın rızasını arar.

· Hayır ve şerrin, iyi ve fenanın, temiz ve pis şeylerin beraber bulunduğu cemiyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içindeki hayat-ı içtimaiye çarşısında, akıl insan, bahtiyar insan, ‘güzel ve huzur vereni al, çirkin ve keder vereni bırak’ kaidesiyle amel eder ve selâmet-i kalple gider.

· ‘Elhasıl: Her kim hayat-ı faniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da, manen Cehennemdedir. Ve her kim, hayat-ı bakiyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dareyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için, hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.’

Bahtiyarlık, kulluk şuuruyla yaşamaktır.

Bahtiyarlardan olmak duâlarıyla.

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*