Binbaşı Asım Önerdem ve Bediüzzaman

(Binbaşı Asım Ağabey’in ağzından hikayeleştirilmiştir.)

1926 yılı damarda kan yerine korkunun gezdiği ve aklın değersiz olduğu günlerdi. Eski dostum Burdur eşrafından Şeyh Nasuhuzade Mehmet Balkır’ı ziyarete gittim. Sohbet esnasında beni çok değerli bir zatla tanıştırmak istediğini söyledi. Şeyh Nasuhuzade Mehmet, bu zatı merak ettiğimi görünce: “Hemen şimdi gidelim!” dedi. Bu zat sürgün edilen ve Kasaboğlu Cami’nin bir hücresine yerleşen Bediüzzaman Said Nursi’ydi. Nasrullah Mehmet ile hücreden içeri girdik. İlk dikkatimi çeken üzerindeki farklı giysileriydi. Bizi yer minderine oturmaya buyur etti. Tanışma faslından sonra, sohbetinden farklı biri olduğu hemen hissettim. Yıllarca düğümlenmiş sorularıma farklı ve pratik cevaplar vermesi ile ondan etkilendim. Bu ilk görüşmeden sonra “Kâinatın Muamma-yı Tılsımını Açan Anahtarın’’ onda olduğunu anladım ve sık sık yanına giderek o anahtarı ondan almaya çalıştım.

Eşim Nigar hanım şiddetli bir hastalığa yakalandı. Doktor doktor gezmemize rağmen hastalığına bir çare bulamadım. Eski dostum Nasuhuzade Mehmet Balkır, bana eşimin hastalığı için: “Barla’ya Bediüzzaman Hazretlerinin duasını almaya gidelim” dedi. Eşim Nigar Hanım ve Nasuhuzade Mehmet Balkır ile Hüsnü Ağanın yaylı at arabası ile Barla’ya gittik. Üstad Hazretlerinin kapısını çaldık. Bizi memnuniyetle kabul etti. Üstad Hazretlerine sebebi ziyaretimiz olan eşimin hastalık durumunu anlattık ve ondan bize dua etmesini istedik. Nigar Hanıma dua etti ve biiznillah şifa da buldu.

Bediüzzaman Hazretleri Burdur’da sekiz ay kaldıktan sonra 25 Ocak 1926 yılında 20 gün Isparta’da kaldı ve sonra Barla’ya yeni bir sürgüne gönderildi. Üstadı tanıdıktan sonra sohbetinde bulunma isteğin dayanılmaz bir hal aldı. Ayrılık acısını bana gönderdiği mektupları okuyarak teselli buluyordum. İçimdeki sisli düşüncelerimi ve bastırılan şüphelerimi yazarak ona mektuplar gönderdim. Üstadla aynı yaşta olmam hasebiyle ona daha rahat mektup yazabiliyordum. Mektuplarımı Burdur’un Yenice mahallesinde oturan Yalvaç’lı Tüccar Abdullah Hoca getirip götürüyordu. Yazım güzel olduğundan ve tezhibi bildiğimden Üstad Bediüzzaman “Nur’un İlk Kapısı” adlı eserini bana yazdırdı.

Birinci Dünya Savaşında Trablusgarp ve Şam’da, Cumhuriyetten sonra da Muğla ve Manisa’da asker olarak görev yaptım. Ordudan topçu binbaşı olarak da emekli oldum.

Risaleleri okuduktan sonra ruh halimi anlatan şiirler ve içimi kemiren soruları yazarak Abdullah Hoca’yla Üstad Hazretlerine mektupla gönderdim. Üstad Hazretleri Barla Lahikası ve Mektubat’ta mektuplarıma ve şiirlerime yer verdi. Risale-i Nur’un intişarına vesile olmam maksadıyla yaptığım çalışmalarda eşim Nigar hanımdan da büyük destek ve yardımını gördüm. Telif edilen her risaleyi onunla birlikte günler, geceler boyu hem yazdık hem de okuduk.

1934-1935 yıllarında baskının kanunlaştığı ve dinin her alanda boğulmak istendiği günlerde sıkı takipler başlamıştı. Sanki bir yerden düğmeye basılmıştı.

Cuma günü evimde tertip ettiğim sohbete Nasuhizade Mehmet Balkır, Sadık Ermiş Hoca ve Berber Mehmet Güler gelmişti. Sohbet yaptığımız esnada kapı kırılacak şekilde çalındı. Kim o diye seslendiğimde dışarıdakiler: “Polis!” dedi. Polislere: “Eşimin durumu uygun değil! Beş dakika müsaade edin!” deyip kitapları misafirlere vererek onları arka kapıdan çıkardım. Arama sonunda polisler yine de evde birkaç kitap buldu. Hüsnü Ağa’nın yaylı at arabası ile sorgulanmak üzere beni Burdur’dan alıp Isparta’ya mahkemeye götürdüler.

Mahkeme salonuna giderken içim buz tutmuş gibi üşüyordu. Bir yandan da ne diyeceğim diye tereddüt içindeydim. Otuz dört yıl fiili olarak yaptığım askerlik görevi süresince hiç bir yanlışım olmamıştı. Namusum ve şerefimle bu görevden emekli olmuştum. Altı yıldır emekli olmama rağmen çevremdekiler beni “Topçu Binbaşı Asım Bey”diye saygıyla çağırırdı. Devletin ve askeriyenin beni Risale-i Nur talebesi olarak görmeleri durumunda beni hainlikle suçlayacaklar. Bu durum haysiyetime dokunuyordu. Diğer tarafta Isparta adliyesinde sorgusu süren üstadım ise benim için çok önemliydi. Eğer “Said Nursi’yi tanımıyorum. Risalelerden haberim yok” dersem Üstadım üzülecek diye kahroluyorum. Aklım ve kalbim karar noktasında kilitlenmişti. Ateşle buzun arasında kalmış gibiydim. Bir yanım yanarken, diğer bir yanım da donuyordu. Mesleğimin şerefi ve üstadımın sevgisi arasındaki Arafta kalmıştım. Artık nefes almakta zorlanıyordum. Hangisini tercih edersem diğeri beni kapı dışarı edecekti.

Hâkim Hikmet Bey ifademi almaya başladı ve bana: “sen de Bediüzzaman Said Nursî gibi ilke ve inkılâplara, cumhuriyete karşı mısın? Sen de dini siyasete âlet ediyor musun? İzinsiz neşriyat yayıyor musun ve asayişi bozanlardan mısın?” diye sordu.

Bu kadar ağır bir iddia üzerine umduğum dağlara kar yağmıştı. Sorgu hâkimi, adâletin tecellîgâhı olan mahkemeyi zalimlerin meydanı hâline gelmişti. Bu kadar insafsızca ve iftira dolu iddiayı kaldıracak gücüm kalmamıştı. Hakim ise bana doğru dönerek hiddetle, gazapla ve öfkeyle daha bir çok ithamlarını sıralamaya hazırlanırken kendimi kaybetmiş yavaşça öne doğru eğilmişim ve secde edercesine yere kapaklanmışım. Izdırar noktasında kalbimin en derin yerinden çıkan bir sesle: “Ya Rab! Canımı al!” dedim…

Asım Bey’in ifade verirken vefat ettiği o kara gün, 1935 yılı mayısının yedinci günüydü. Asım Bey, istikamet şehidi olarak dar-ı bekaya hüzün dolu bir şekilde gitti. Aynı gün orada daha elim başka bir hadise daha yaşandı. Isparta havalisindeki tüm Nur Talebeleri hapisteydi. O günlerde nüfusu 18.500 olan Isparta’yı İç İşleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü ve Jandarma Genel Komutanı beraberindeki jandarma ve polislerle şehri abluka altına aldılar. Hükümetin hışmından korkan cami hocaları Asım Bey’in cenazesini yıkamadılar. Bunun üzerine eşi Nigâr Hanım, şehit eşine yakışır bir cesaret, metanet ve vakarla Binbaşı Asım Beyin naşını güzelce yıkayıp itina ile kefenledi. Feraset sahibi yedi sekiz kişinin kıldığı cenaze namazından sonra Isparta’daki gülcü mahallesinde bulunan Alâeddin Mezarlığına defnedildi.

Misbah Eratilla

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*