Gazap içinde rahmet

Musîbet yaşayan insan başına gelenleri anlamlandırma çabası içindedir. Bu yüzden musîbete uğramışlara, sıkıntı içinde olanlara en büyük yardım onları anlamak, hissetmek ve paylaşmak olacaktır.

İnsan mahlûkatın en eşrefidir ve başına gelen hiçbir şey anlamsız ve gelişigüzel değildir. Meselâ, yerin sarsıntısı ile insanlar arasında doğrudan bir ilişki vardır. Çünkü insan yaratılış ağacının en şuurlu ve iradeli meyvesidir.

Bu itibarla insan sebep, tekvinî emirler sonuçtur. Bu sebep sonuç ilişkisi ise, ancak iman gözlüğü ile okunabilir.
Umumî musîbete uğramış kişilerin temel yaklaşımı “Bu olayda benim payım nedir, nerede hatalar yaptım?” şeklindeki bir muhasebe ile ancak yaşananlar doğru anlaşılır ve doğru okunur. Evet, umumî gelen musîbetlerde de kişinin kendi payının, hatalarının, günahlarının sebep olabileceğini düşünmesi tam bir teyakkuz hâlidir.
Umumî musîbetler her ne kadar eksere gelse de aslında kişiye özel ve adresine gelmektedir. On Dördüncü Söz’ün Zeylinde Bediüzzaman zelzele münasebetiyle sorulan çok önemli sorulara, manevî ihtarlar ile cevaplar vermiştir. Bugün bu musîbetleri çokça yaşayan ülkemizde bir çok insanın kafasını karıştıran ve cevap bulmaya çalışan insanlara bir nevî tiryak olan bu cevapları bilmeye çok ihtiyaç vardır.
Zira yaşanan sıkıntılar aynı zamanda şeytanın da akla, kalbe hücum ettiği, insanın zihnine inanca dair şüpheler getirdiği anlar olabilmektedir. Bu yüzden ümitsizliğe düşmemek, isyan etmemek ve hatta yaşanan sıkıntıları kazanıma çevirmek için ciddî bir manevî yardıma, inanca dair yüklemelere ve zihne gelen sorulara muknî cevaplar vermeye çalışmak böyle zamanlarda çok önemlidir. İnsanın anlam arayışına ve sorularına ancak inanç, iman, tevekkül, sabır, kader, imtihan temelli yaklaşımlarla cevap verilebilir.
Bediüzzaman’a sorulan sorulardan birisi şöyledir: “Neden bazı şahısların hatasından gelen musîbet umumî şekle giriyor?” Bediüzzaman da mana olarak cevaben, “Umumî musîbetler, her ne kadar eşhasın hatası gibi gözükse de, aslında ekseriyetin hatasından ileri gelmektedir. Bu da yapılan zulümlere fiilen, iltizamen veya iltihaken taraftar olup, manen iştirak etmek anlamına gelir ki bu da musîbeti umumîleştirir.” demektedir.
Arkasından gelen bir başka soruda ise, umumî fakat kişiye özel bu tür musîbetlerin mazlûmlar hakkındaki rahmet yönünün ne olduğu sorulur. Cevaben; masumlar için zayi olan malları onlar hakkında sadaka olacaktır ve bakileşecektir. Fani hayatlar baki hayatı kazandırıp, bir nevî şahadet hükmüne geçecektir. Ayrıca bu süreçte çekilen sıkıntılar keffaretü’z-zünub (günahlara kefaret) olacaktır.
İşte her ne kadar umumî bir musîbet gibi gözükse de depremler her şahıs için ayrı ayrı vech-i rahmet, hikmet ve adaletle gelmektedir.
Yaşananlar, başa gelenler Müslüman bir ülke insanı için her ne kadar acı da olsa, aslında ikaz görünümlü İlâhî iltifatlar olarak değerlendirilebilir. Çünkü zalim cezasını gerek bu dünyada gerek ahirette çekecektir. Mazlûm hakkında ise, hiçbir kayıp yoktur.
Musîbetlerle imtihan olmaktayız. Musîbetler karşısında düşünülmesi gereken en temel esas, her şeyin Allah’ın emri ile geldiği ve musîbetin emirber bir nefer olduğudur. Musîbete uğrayanların ise, bunu bir İlâhî ikaz ve muhasebe yapma zamanı olduğunu idrak etmesidir.
Deprem gibi âfetlerin temel kaynağına inilmeyip, bunları birer tabiî hadise gibi kabul etmek, Cenâb-ı Hakk’ın mesajını okuyamamaktır.
Mü’min her şeyi iman terazisiyle tartar. Tâ ki musîbetlerin çirkin görünen yüzü arkasındaki güzellikleri böylece okuyabilsin. Musîbet anları, insanın aczini ve sebeplerin sukut ettiği ânı apaçık görmeyi sağlayan bir süreçtir. Bir nevî gözün üzerindeki gaflet perdesinin kalktığı bu anlar imanların kemâle doğru bir anda mertebe katettiği zamanlar olabilir.
Toplumun büyük bir kısmını etkileyen önemli olaylar, sonrasında hemen kendi ticaretini üretmekte, toplum mühendisleri, deprem uzmanları, psikolog, psikiyatrist vs. meydana çıkmaktadır. Herkes hedeflediği kitlenin avına koyulmakta ve ahkâm kesmektedir. Aynı zamanda siyaset de boş durmayıp, bu süreci kendi lehine çevirme peşindedir.
Bunlardan başka bu son deprem münasebetiyle tehlikeli başka bir oyun daha oynanmaktadır. Bu da, bölücülerin, ırkçıların hemen şehit haberlerinin gündeme düştüğü ertesi günde meydana gelen bu depremi fasit düşüncelerine, insaniyetten uzak görüşlerine malzeme yapmaları olmuştur. Tahrik kokan söylemler, çok hassas olunması gereken bu günlerde çok tehlikelidir. Toplumsal bir nefretin, kin ve adavetin ortaya çıkmaması, tam tersi oyunları bozarcasına kardeşlik vurguları yapılması çok önemlidir.
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*