Hak, zayıfın elinde de olsa haktır

Genelde ortaya bir sonuç çıktığında faturayı muhataplara yazmak işin kolayıdır ve en çok da tercih edilenidir.

Oysa ortada bir sonuç varsa, bu sonucu ortaya çıkaran çok yönlü etkenler vardır. Belki en belirgini ortaya çıkan sonucu lehine değerlendiren etkendir. Yani çıkan sonuç kimin işine yaramışsa veya yaramamışsa orada sürece etki de aranır. Yapılan hırsızlık olayı araştırılırken, olay sonrasında kimlerin hayatlarında ne gibi değişiklikler olduğu, harcama durumları gözlemlenir. Çünkü orada olayla ilgili ipuçları vardır. Bu, büyük işler için de devletler arası ilişkiler için de geçerlidir.

Tahkik ehli olmayan bir insanın yapacağı en kolay şey, itimat ettiği, güvendiği birisinin yorum ve kanaatlerine sığınmaktır. ‘Ağam bilir’ anlayışı bundan doğmuyor mu? Bu da köklü olmayan, çabuk sönen taklidî bir adımdır.

Böyleler, zahire göre hükmederler. Kuvvetli bir hakikati zayıf bir adamın elinde zayıf görürler, kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse kıymettar diye düşünür.

Kendisi işin mahiyetini bilmediği için, bildiğini düşündüğü bir güçlünün kanaat ve görüşüne dayanır; o güçlü kişi doğru bir şeye yanlış dese o da ona yanlış der. Çünkü kendisi bilmez. Bu da cehaletin başka türlüsüdür.

Çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye sorulur ya, çoğunluğun verdiği cevap her gün ekranlarda gördüğü, önemli diye düşündüğü okumayan popçular, topçular, politikacılar, alkışla yaşayanlar olacaktır.

Şikâyetçi olunan şeylerin bir parçası da şikâyet edenlerse, o zaman şikâyet etmenin bir mantığı kalmayacaktır. Bütün mesele yüzde seksenin içinden çıkma ve yüzde yirminin içinde yer almak için çırpınmaktır. Aslında yüzde yirmi az gibi gözükse de, nitelik itibariyle yüzde sekseni yönetebilecek, ona yetebilecek bir derinlik mevcuttur.

Himmeti yüksek bir, düşük himmetli binlere tercih edilir.

Yüzde yirmi hakikî anlamda nitelikli olsa, yüzde sekseni idare edebilir. Ama yüzde yirmide de problem varsa, işte o zaman şikâyetler daha da artacaktır.

Durum beşer için böyle bir oran teşkil ettiği gibi, beşerin içerisindeki toplum tabakalarında da yine aynı oranlama geçerlidir. Beşerin tahkik ehli olmayan yüzde sekseni gibi, toplumların, toplum içerisindeki sivil toplum teşekküllerinin, siyasî partilerin, taraftarların, cemiyetlerin, derneklerin de yine içinde yüzde sekseni böyle tahkik ehli olmayan bir oran taşımaktadır.

O zaman niceliğin de niteliğini arttırmak gerekiyor. Meselâ seçimler niteliğe göre değil, niceliğe göredir. Nitelikli yüzde yirminin nicelik olan yüzde seksene müsbet tesir ederek, o yüzde seksen de hiç değilse kendi aydın insanlarını taklit ederek, ama kendilerini de geliştirmeleri icab eder.

Herkes koyunlarının çobanı olursa, haliyle hırsızlara iş kalmaz. Bunun da adı, birebir aydınlanmadır. Herkesin hak ve hukukunu bilmesi ve aramasıdır.

Evet, güçlü, haklı olmayabilir; zayıf da, haklı olabilir. Sen güçlüyü haklı; zayıfı haksız görürsen, haksızlığa yol açarsın.

Demek zalimin zulmünün altında, hak ve hukukunu bilmeden, araştırmadan güçlünün yanında yer alıp, ‘güçlü haklıdır’ diyenler de vardır.

Oysa güçlü olan haklı değil, haklı olan güçlüdür.

Hak, zayıfın elinde olsa da, hak haktır; haksızlık, güçlünün elinde olsa da yine haksızlıktır.

Allah, haklının yanındadır, güçlünün değil. Haklının, zayıf veya güçlü olması önemli değil, haklı olması önemlidir.

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*