Temsil makamı ayrı, tebliğ makamı ayrı

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bu asrın ve kıyamete kadar geleceğin imamı ve müçtehidi, ahir zamanın mebusu olarak temsil makamındadır.

Kendi ifadesiyle bu temsilîyet, Risale-i Nur ve Şahs-ı Manevisi adınadır. Ama bizler dost, kardeş ve talebeler olarak tebliğ makamındayız. Yani bizler tebliğe memuruz. Elbette bir memur efendisinin şerefiyle muamele görür. Temsil ile tebliğin gerekleri, lâzımları farklıdır.

Üstadımız temsil ettiği makamın gereği olarak cübbe ve sarığını hiç çıkarmamıştır. Hatta sarığını çıkarması için baskı yapan münafık memurlara boynunu göstererek; “Bu sarık bu baş ile beraber çıkar” diye makamın izzetini korumuştur. Allah’a (cc) hadsiz şükürler olsun ki, “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındıkaya ve dalâlete teslim-i silâh edip vatan ve millet ve islâmiyete hıyanet etmem, hakikat-ı Kur’ân’a feda olan bu başımı zalimlere eğmem” diye dünyaya meydan okuyan bir Üstadımız ve ustabaşımız var.

Bize gelince; Allah’a (cc) çok şükür Risale-i Nur ve onun şahs-ı manevîsinin hizmetinde birer hizmetkâr olarak istihdam ediliyoruz. Ancak ihlâs ve samimiyetle Risale-i Nur’u, başta kendimizden başlayarak ehl-i iman ve masumların imanlarını kurtarmak ve muhafazasına çalışmak için okuyup neşrinde çalışıyoruz. Her yere ve herkese ulaşıp, her yere Risale-i Nur’u yetiştirmek durumundayız. Bunu yaparken bazen hatları karıştıranlarımız var. Risaleden gelmeyen, ama sanki oradan esiyormuş gibi algılar mevcut. “Üstad böyle yapardı ben de öyle yaparım” diye kendini bir yerlere yakıştırma yanlışına düştüğümüz oluyor. Bizler Üstadımızın şahsî yaptıklarının değil, Risalelere yazdıklarının naşirleriyiz. Sinek kartalı taklit edemez ve çoban padişah gibi davranamaz.

Öte yandan bazı hatıralarda Üstadımızın bazı şahıslara söylediği sözler vardır, o sözler eğer Risale-i Nur’da yoksa sadece o şahısları bağlar, çünkü onlara söylenmiştir. Eğer umumu ilgilendirse idi Külliyata girmesi gerekirdi. Demek ki, mesele muhatap ve makam meselesidir. Taklit değil tahkik önemlidir ve herkes cirmi kadar yük taşır. Bizler şahsî kemalât peşinde koşamayız. Sevap fukarası gibi değil, hizmet fukarası gibi davranırız. Nerede bir hizmet var ve nereye bir hizmet götürülecekse, küçüğüne büyüğüne bakmadan ifa etmeye çalışırız. İslâmın izzeti söz konusu olduğunda kendi izzetimizi unuturuz.

Birine bir görev tevdi edersek duâlarımızla ona yardım da ederiz. Uhdemize bir görev tevdi edilirse; ihlâsla yerine getirmeye çalışırız. Katiyen başkasının noksanı ile meşgul olmaz ve başkalarını zor duruma atmayız. Birilerini bunaltıp hata yapmasına meydan vermeyiz. Biz bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Allah (cc) emanetini kabzedene kadar bizi emanetinde emin kılsın, şeytanların ve zındıkların şerlerinden bizleri korusun inşallah. Âmin.

Sebahattin Boyacı

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*