Accilû bi’s salâti gablel fevt ve accilû bi’t tevbeti gablel mevt…

Bursa’nın, Osmanlıdan kalan mescidlerinin bazılarında, güzel iki tane levha gözümüze çarpar. Bunları her seferinde okurum ve çok hoşuma gider. İşte o levhaları sizlerle de paylaşalım istedim. Resmini de çekerek, orijinalini nazarlarınıza havale ettiğimiz o yazının, Latin harfleriyle okunuşunu da başlıkta yazmaya çalıştık. Burada mealen söylenen şudur:” Vakti geçmeden namaz kılmakta acele edin. Ve ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele edin.”

Evet, bu iki şey çok mühimdir. Namaz ve tevbe. Namaz ile alâkalı yazdığımız yazılarımızda bu konuda çok tahşidat yapmıştık. Namaz, üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin lisanından risale-i nur külliyatının birçok yerinde zikredilen İmandan sonra gelen en büyük hakikattir. Bunlardan birkaçını şöylece söyleyebiliriz:ayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir. (…)

Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe’nindendir. Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye’nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı havîdir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe’nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe’nindendir ki, her kalb, kemal-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi’raçvârî olan o yüksek münacata mazhar olsun.

Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniye imtisâl ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhiye muhtaçtır. O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hasir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer.
İşârâtü’l-İ’câz, (yeni tanzim) s. 74-76
***
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’inde, yüz yerde edâsını emrettiği namazdan daha büyük bir hakîkat olsa idi, îmandan sonra onu emrederdi.
Tarihçe-i Hayat, (yeni tanzim) s. 1074
***
Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani, celâline karşı, kavlen ve fiilen “Subhanallah” deyip takdîs etmek; hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen “Allahuekber” deyip tâzim etmek; hem, cemâline karşı kalben ve lisânen ve bedenen “Elhamdülillah” deyip, şükretmektir.

Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem, ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını te’kid ve takviye için şu kelimât-ı mübâreke, otuz üç defa tekrar edilir. Namazın mânâsı, şu mücmel hulâsalarla te’kid edilir.
Sözler, 9. Söz, (yeni tanzim) s. 70
***
Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyevîyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebedîyeye bir tek saatini sarf etmeyen ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder! Zîrâ bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse—hâlbuki kazanç ihtimâli binde birdir—sonra yirmi dörtten bir malını yüzde doksan dokuz ihtimâl ile kazancı musaddak bir hazîne-i ebediyeye vermemek, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?

Hâlbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermâye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibka eder.
Sözler, 4. Söz, (yeni tanzim) s. 41>>

Taş, toprak, yılan, çıyan olarak yaratılmayıp, insan olarak yaratılan hakiki insanın, Cenab-ı Hakk’ın verdiği bu nimete karşı şükrünü göstereceği en büyük şeydir namaz. Onun için, adam gibi namaz kılacağız. Vaktinde namaz kılacağız (vakti geçen ve üzeri soğuk yağ tabakası kaplamış veya soğumuş yemeği kim yer? Vakti geçen namaz da aynen öyledir). Üstad Hazretlerinin hayatındaki hallere bir bakalım Kış gününde sürgüne gittiği Barla’ya kayıkta gelirken namaz vakti girince namazını kılması, mahkeme esnasında salonda namaz kılması gibi hallere dikkat edip, hani biz üstad gibi olamazsak da, dünya işlerini namaza göre tanzim edip, namazı vaktinde kılmalıyız. İhlâsla kılmalıyız. Hakkını vererek kılmalıyız. Hırsızlığın en kötüsü olan namaz hırsızlığı yapmamalıyız. Aslında namaz hakikati ile alâkalı yazacaklarımızı sıralasak herhalde bu iş çok uzar.

Tevbeye gelince; Günahkâr insan, hele bu ahir zaman fitnesi içinde yaşayan günahkâr insan, eğer o yaptığı günahlara çabuk tevbe etmez, nâdim olmazsa vay onun haline! Sonra ölüm ansızın geliverir de” eyvah” der. Ama iş işten çoktan geçmiş olur. Onun için “eyvah! demeden Allah! diyelim.” Normalde, acûl olan, aceleci olan insanın birçok şeyde teenni ile yavaş hareket etmesi lâzımken, bu iki şey olan; namaz ve tevbe ile bunun gibi bir-iki şeyde aceleci olmak lâzımdır.

Cenab-ı Hakk, hepimizi kendi emrine bîhakkın tâbi olup, namazlarını güzelce vaktinde kılan ve yaptığı günahlara karşı da, hemen tevbe edip, bir nevi günahla kirlenen vücudunu, tevbe sabunu ile yıkayıp temizlenen ve Rabbinin huzuruna tertemiz çıkan kullardan eylesin İnşâallah!

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. 5.Sözde Üstad namaz hakkında şöyle bir noktaya dikkat çekiyor.”İbadetlerin manası-başta namaz,talimdir,talimattır.Yani günde 5 vakit namazla OKUMAKLA rABBİMİZLE MÜNASEBET KURUP kURANDAN TALİM OLUP rABBİMİZİN TALİMATLARINI ALIP HAYAT-I İÇTİMAİYEDE EMİRLERİNİ HAYATA TAŞIMAKLA DA MÜKELLEFİZ.Namaz bu bağlamda İslamın hakikatlerinin hayata taşınması için bir talimdir de aynı zamanda.Talimini yaptığımız,dersini aldığımız Kuran hakikatlerinin hayat- içtimaiyede herbir ferdde tesis edilmesi ve tekid edilmesinin pratiğidir.Yani namaz Cenab-ı Hakka hakiki kul ve asker olmanın talimi ve terbiyesidir.Talimatlarını namazda alır,hayatımızda uygularız.Ancak maalesef icmali olan meal manasını bile anlayamadığımız için hayat-ı içtimaiyemizde tezahürü de o oranda az oluyor.İnternet bağlantısının kesildiğinde bilgisayar ekranına bir şey düşmediği gibi,Kurandan okunan ayetlerin manalarından aklımıza kalbimize maalesef Kuranın ne esası,tesellisi,ne bir emri ne de talimatı düşmüyor.Münasebet ve nisbet kesilmiş.Allah Üstaddan razı olsun ki,Bizler bir nebze Üstadın namazının ubudiyyetlerinin mahsulü olan Risale-i Nurlardan istifademiz oranında bu açığı kapamaya çalışıyoruz.Namaz müminin miracıdır noktasında 2 ana nokta zihne geliyor.Tahiyyat manasıyla Cenab-ı Hakka halkın ibadetlerini kendi ibadetlerimizle birlikte takdim ediyoruz.Yani halktan Hakka boyutu.İkinci boyutu da talim ve talimat ve tebliğ temsil boyutu.Yani Haktan halka boyutu.Namazda Cenab-ı Hakkın talimi ve talimatıyla, tebliğini yaptığımız hakikatlerin temsilini ihlasla yapma boyutu.İşte eksik kaldığımız asıl nokta bu.Bunu Alem-i İslam yapabildiği ölçüde terakkiyat gösterip maddi manevi miracını yaşar.Aksi takdirde manasını bilmeden yapılan talimden hissemize ve sosyal hayatımıza düşen menfaat ve faideler sathi ve az kalıyor.Namaza bu noktadan bakmıyoruz.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*