Besmeleyi yazıp da mı gittin İlhan Abi?

“Küllü nefsin zaikat’ül mevt” her nefis ölümü tadacaktır hakikatına ve dünyanın fâni olduğunu bilmemize rağmen; rutin hayat akışı ve esaba merbutiyetimiz yüzünden gelen gafletle, hiç ölmeyecekmiş gibi nazlanıp duruyoruz.

Hâlbuki her gün yüzbin cenaze bize ölümü ihtar ediyorken, sıranın bize geleceğini bir türlü derhatır edemiyor, illa ki bir dostumuzun, bir yakınımızın vefat haberi gelene kadar. Ancak o zaman ölüm bütün hakikatıyla karşımıza çıkıyor ki “Düşün sen ala külli hal öleceksin” ikazını aynelyakîn müşahede ediyoruz.

Evet, bir yakının, bir dostun vefatı bizleri derinden sarsarken aslında ihmal ve vefasızlığımıza da bir tokattır. Zira Dünya meşgalesinden kendi çevremize hapsolmaktan bir türlü çıkamayışımıza bir uyanmaktır ki, ani bir haberle sarsılırız. Nice ihmal ettiğimiz, hal hatır sor(a)madığımız dost akraba vardır ki kadirşinaslığımız evlere şenlik.

“Eğer dostlardan müfarakat olmasaydı, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı ki gelsin alsın. Demek en ziyade insanı öldüren, ahbabdan müfarakattır, ayrılıktır” 1 sözü dünyadayken değil, ancak ölümü bizzat görünce hakkalyakîn yaşıyoruz.

“Evet bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikatı elbette hayattan ziyade bir istediği var”2 denilse de doymak bilmez hırsımızla dört elle sarıldığımız faniyata yalancı bir kazık çakma meylindeyiz. Ölüm öldürülmüyor, kabir kapısı kapanmıyor olsa bile ölüm bize uzak, lâyemut evhamlarındayız ki, “Aloo filan vefat etti” acı haberi dank diye gafil kafaya tokmak gibi inince bir müddet ayılıyoruz. Yaşadığımız anlık acının aslında kendi hayat bağımızın ne kadar zayıf ve yalancı, bizi hayata bağlayan halatın nasıl da incelerek kopuşuna gidişimizin resmini çekiyoruz bir lahza, “Lezzetleri acılaştıran ölümü çokça zikredin” hadîsi nasihat olmamışsa hayata..

Ve yine onlardan bir haber; “İlhan Öztin vefat etti.”

Nee, nasıl olur, daha çok genç idi.

Bu acele niye, daha yapacak çok iş vardı, hat sanatı derken, değil mi erken?

Daha göreceği mürüvvetler vardı, torun, onların çocuğu…

Yeni emekli olmuştu, yazlık, bahçe işleri v.s dense de…

Ne vardı sanki ecele binip, acele etmeye, “helva mı savımıştı” derler bizim oralarda…

Hastalıklar mı vatan tutmuş, bir bir çıkıyor muydu gün yüzüne? Doktor kontrolü, ilaçlar iğneler, tahliller bezdirmiş miydi dünyadan?

Bir de; “Sana ızdırab veren pek ihtiyar olmuş peder ve vâliden ile beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı; hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin”3 bütün çıplaklığıyla ortadayken, yine de yine de ölüm ah ölüm, yüzü soğuk.

YÜZDE 99 AHBABA KAVUŞMAK

Ah İlhan Abi ah! Niye bu gidiş, başta kâinatın efendisi Habibullah (asm), nebiler, cedlerin, anan baban, belki kardaşların; yüzde 99 ahbabına mı kavuştun?

Zübeyir Ağabey mi karşıladı seni? “Gel kardaşım Üstadımız seni bekliyor…”

“Nerde kaldın İlhan’ım?”

“Besmeleyi yazdım da geldim Üstadım” mı dedin?

Yıldızlarda ders mi yaptın Üstad’la; Tevhidin hakikatını, meleklerin varlığını, ruhlar âlemini, iman hakikatlerini mi müşahede ettin orada?

Ölümün güzelliğini tadıp, “Neymiş o çöller, aç susuz gezmişiz” deyip, Kevser çeşmesinden mi içtin kana kana? Bal mı, süt mü, yoksa konsantre dedikleri şerbeten mi içtin?

Bir ayağın Mars’ta, diğeri Jüpiter mi geziyorsun, Satürn, Plüton derken Şira yıldızına mı uçtun bir anda?

Hani çocuklara anlattığın Ay’ı kesip yıldız yapmak oyununa mı takıldın?

Sapan taşına mı taktın yıldızları, yoksa misket?

Ah İlhan abi ah!

Sen de git, sen de unut, kimler unutmadı ki…

Biz bu çöllerde kalalım daha, çekecek çook eziyet (hizmet) var!

Evet, “Sizlere müjde; Mevt idam değil, inkıraz değil, failsiz bir in’idam değil. Hazırlanın daimi bir memlekete gidiyorsunuz” 4.

DİPNOT:

1. Lemalar
2. Şualar
3. Mektubat

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*