Siyasette de vazifeli bir şahsiyet

Bir vefat yıldönümünde daha Hz. Bediüzzaman’ın rahmetle yâd ederek, konuya öyle giriş yapalım.

Mâlum, Bediüzzaman Said Nursî çok renkli, çok yönlü bir şahsiyet. Telif etmiş olduğu altı bin sayfayı aşkın Nur Külliyatında, belki sayılamayacak kadar çok mevzu var. Pek câlib-i dikkattir ki, bu mevzuların tamamı, insaflı ilim ve irfan dünyası tarafından da takdirle karşılanmıştır. Pek çok lisâna tercümesi yapılan bu eserlerden istifade eden insanların sayısı, ülkede ve dünyada milyonlarcadır.

Eserlerin ağırlıklı kısmı tahkiki imâna dairdir. İmandan sonra dinin hayata yansıması olan ibadet, takva, tefekkür, iktisat, amel-i sâlih ve sair ahlâk-ı islâlmiyeye dair mevzular ikna edici bir metotla izah ediliyor.

Ve, bunca mevzunun arasında, şüphesiz siyasete dair mevzular hakkında da bazı risâleler telif ve çokça lâhika mektupları neşredilmiştir. Bilhassa Eski Said ve Üçüncü Said dönemlerinde.

Buna göre, Üstad Bedüzzaman’ın siyasette de vazifeli bir şahsiyet olduğuna, eserlerini okuyan hemen bütün Nur Talebeleri tereddütsüz inanıyor ve bunu kabul ediyor.

Evet, inanıyoruz ki, Said Nursî, siyaset âleminde de vazifeli bir şahsiyettir. Kendi menfaati için siyasilerden hiçbir talebi ve hükümetlerinden hiçbir beklentisi olmadığı halde, siyasete dair çok şeyler yazdı. Belki de hürriyete, meşrutiyete, adalete, cumhuriyeti hakikatine dair en çok yazı yazan ve en çok eser neşreden âlimlerin başında geliyordur.

Onun yazdıklarını, dün olduğu gibi bugün de farklı şekilde anlayan, farklı şekilde yorumlayanlar vardır. Bu farklılık ise, şu imtihan ve tecrübe dünyasında, aynı eserleri beğeniyle okuyanların bir imtihanıdır. Bu meselede isabet kaydetmenin en önemli usûlü, ilgili mevzuları heyet halinde mütalaa, müzakere ve istişare etmekten geçer.

Üstad Bediüzzaman’ın siyasette de vazifeli bir şahsiyet olduğuna dair bilgileri kaynak ismi de verek takdim etmeye çalışalım.

Tarihçe-i Hayat isimli eserin “Afyon Hayatı” bölümüne (1948-49) baktığımızda, orada “Üçüncü Said” tabirinin geçtiğini görüyoruz. Üçüncü Said devresi, kesintisiz şekilde devam eden iman hizmetinin yanı sıra, Risale-i Nurlar’ın neşriyât âleminde ve geniş siyaset dairesinde tezâhüre başlamasının adıdır.

Nitekim, öyle olmuştur. Üstad Bediüzzaman, 1948’de Afyon Hapishanesi’ndedir. Tak da o tarihte, Fevzi Paşanın öncülüğünde ve fahrî başkanlığı altında Millet Partisi kuruldu. Mübarek sayı olan 33 kişi ile ve aynı zamanda “Din adına” kurulan bu parti, Demokrat Parti’den transfer ettiği 30’a yakın milletvekili ile Meclis’te grup kurmayı başardı.

Üçüncü Said’in zuhûruna ve bunun lâhika mektuplarıyla ilân edilmesi noktasına “İlliyyet bağı” ile baktığımızda, bunun tam da “Din adına” denilecek bir siyasî faaliyetin başlatıldığı tarihe denk düştüğünü görüyoruz.

Üçüncü Said’in, daha Afyon Hapsi’nde iken neşrettiği ilk mektubunu incelediğimizde ise, orada gayet açık ve net ifadelerle, siyasetteki “vazife-i hakikiye”sinden bahsettiğini, ayrıca “Vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazife” diyerek, siyaset âleminde de mühim bir vazifesinin bulunduğunu, fevkalâde tesirli bir sûrette nazar-ı dikkate sunduğunu görüyoruz… Hatta öyle ki, 35 senedir siyaseti terk ettiği için, mükellef olduğu bu cihetteki vazifesini yapamadığını ve eğer bunu yapmazsa “affolunmaz bir suç” işlemiş olacağını aynen şu sözlerle beyan ediyor: “Evet, vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi, dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil etmediğine, şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”

(Bkz: Arkası lûgatçeli nüsha Tarihçe-i Hayat: 490; Şuâlar: 340)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*