Her şey Allah´ın dest-i kudretinden çıkmaktadır

Varlık âleminde bulunan her şey doğrudan doğruya Allah’ın kudreti ile meydana gelmektedir. Göklerde ve yerde olan her şey O’nun kabza-i tasarrufundadır. Varlık denilen her şeyin yaratıcısı odur. İstifham-ı inkarî ile, “Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe olur mu?” (İbrahim Sûresi, 14/10) sorusunu soran Allah, şüphenin olamayacağını, olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Hakikat nazarında da şüphe edilmesi mümkün değildir.

Varlık denilen şu âlemdeki bütün varlıkların tabiatı da mahlûktur, yaratılmıştır. Çünkü sanatlı olarak yaratılmaktadır. Öyleyse bir sanatkârı vardır. Yeniden meydana gelmektedir. Öyleyse onu yapan biri vardır. Varlıkların bağlandığı zahiri sebepler de mahlûktur. Onlar da yaratılmıştır. Öyleyse bütün o varlıkların tabiatlarını ve onları meydana getiren sebepleri icat edip yaratan bir mutlak kudret sahibi vardır. Madem ki mutlak kudret sahibidir, ne ihtiyacı var ki, âciz varlıkları Rububiyetine, icadına ortak yapsın? Sebepleri ve onlar ile meydana gelen neticeleri doğrudan doğruya yaratan Allah’tır.

Zahiri sebepler, onun esma-i hüsnasının cilvelerini göstermek içindir. Hikmet dünyası olan bu âlemde hikmetini göstermek içindir. Yoksa yaratmak için o sebeplere ihtiyacı yoktur. o sebepleri de kendisi yaratmaktadır. Sebepleri zahiri kusurlara perde olması için kudretine perde yapmaktadır. Böylece izzet ve azametini göstermektedir.

Mesela, bir saatçi, saatin çarklarını yapsın, onları bir tertip ve düzene soksun ve saati çalıştırsın. Saatin içinde ustanın eli görünmese de o çarkları yapan ve onları düzene koyan ilim, irade, kudret sahibi bir ustanın varlığı aşikârdır. O çarkların kendiliklerinden meydana gelmesi ve o tertip ve düzeni alması mümkün değildir.

Veya, kağıt üzerine yazılmış bir yazının kalemin ve kağıdın marifeti ile meydana gelmesini kabul etmek mümkün değildir. Zaten kağıt ve kalem de mahluk ve bir yapana muhtaçtır.

Kâinattaki her varlık müstakil ve özeldir. Aynı kalıptan çıkmış gibi görünse de hepsi özeldir. Bütün insanlar esas organlarında ortak özelliklere sahip gibi görünse de her insan özeldir. İnsanın yüzüne ve parmak uçlarına bakan bunun böyle olduğunu görür. Bütün varlıkları buna kıyas etmek mümkündür.

“Nakkaş-ı Ezelî, hadsiz kudretiyle, nihayetsiz cilve-i esmâsını her vakit tazelendirmekle ayrı ayrı şekilde göstermek için, eşyadaki teşahhusları ve hususî simaları öyle bir surette halk etmiştir ki, hiçbir mektub-u Samedânî ve hiçbir kitab-ı Rabbânî, diğer kitapların aynı aynına olamıyor. Alâküllihal, ayrı mânâları ifade etmek için, ayrı bir siması bulunacak.

“Eğer gözün varsa, insanın simasına bak, gör ki: Zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük simada, âzâ-yı esasîde ittifakla beraber, herbir sima, umum simalara nisbeten, her birisine karşı birer alâmet-i farikası var olduğu kat’iyen sabittir. Bunun için, herbir sima ayrı bir kitaptır. Yalnız san’atın tanzimi için ayrı bir yazı takımı ve ayrı bir tertip ve telif ister. Ve maddelerini hem getirmek, hem yerleştirmek ve hem de vücuda lâzım olan her şeyi derc etmek için, bütün bütün başka bir tezgâh ister. Haydi, farz-ı muhal olarak, tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. Fakat bir matbaaya ait olan tanzim ve basmak, yani, muayyen intizamını kalıba sokmaktan başka, o tanzimin icadından, icadları yüz derece daha müşkül bir zîhayatın cismindeki maddeleri aktâr-ı âlemden mizan-ı mahsusla ve has bir intizamla icad etmek ve getirmek ve matbaa eline vermek için, yine o matbaayı icad eden Kadîr-i Mutlakın kudret ve iradesine muhtaçtır. Demek bu matbaalık ihtimali ve farzı, bütün bütün mânâsız bir hurafedir.  (Lem’alar, s. 306)

Cenab-ı Hak sebepleri yaratmış ve o sebeplere bağlı olarak meydana gelen müsebbebatı da yaratmaktadır. Onları hikmeti ile sebeplere bağlamaktadır. Âdetullah kanunlarının cilvelerini göstermektedir. Buna fıtri şeriat denmektedir. Eşya o kanunlara birer aynadır. O kanunların harici vücut giyenlerini kudreti ile âlem-i zuhura çıkarmaktadır. Sebeplerin ve müsebbebatın sahibi de odur. Yoksa o basit sebepler, o hikmetli müsebbebatı meydana getiremez. İlmi ve kudreti buna yetmez.

O zaman dönüp şunu bütün avazı ile ilan etmek mecburiyetinde kalmaktadır.

“(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır.” (Bakara, 2/117)

“İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.” (En’am, 6/102)

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Adana’nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye’de yaşamaktadır. Osmaniye’de yerel bir gazetede haftalık yazılar yazmaktadır.

5 Yorum

  1. Yoktur O’ndan başka,

    Şu Muazzam Kainatın Sahibi,

    Yoktur O’ndan başka

    Kudret ve güç sahibi..

    Hâlık-ı Kainata hakkıyla yöneldiğimiz ölçüde maddi manevi terakki edecek,
    Medeti başka yerlerde aradığımız ölçüde Zillet içinde yaşamaya mahkum olacağız..

    Mevlam Varlığının hakikatiyle kalplerimizi nurlandırsın,
    Islam’ın bir hücceti kılsın herbirimizi..

    Selametle ^_^

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*