Muhabbet ve uhuvvet zedeleniyor

(Bundan tam on sene evvel bugün bu köşede çıkan yazının bir özetini, beş yıl aradan sonra, ihtiyaca binaen tekrar takdim ediyoruz.)

Önce bazı anahtar ifadeler:

Merhametsiz siyasetin bir düstûru: “Hükûmetin selâmeti ve âsâyişin devamı için eşhas (şahıslar) fedâ edilir… Milliyetin gaddârâne bir düstûru: “Milletin selâmeti için herşey fedâ edilir.” (Mektubat: 59)

 

Siyaset-i beşeriyenin en esaslı bir kanun-u esasîsi olan “Selâmet-i millet için fertler fedâ edilir. Cemaatin selâmeti için eşhas kurban edilir. Vatan için herşey fedâ edilir” diye, bütün nev-i beşerdeki şimdiye kadar dehşetli cinayetler bu kânunun su-i istimalinden neş’et ettiğini kat’iyen bildim. Bu kànun-u esasî, bir hadd-i muayyenesi olmadığı için, çok sû-i istimale yol açmış. (Emirdağ Lâhikası: 333)

 

Beşerin selâmet, adâlet ve sulh-ü umumîsini mahveden o dehşetli vahşiyâne kànun-u esasî, şimdi bizim bu bîçare memleketimize girmek istiyor… O kanun-u esasî de budur: Bir taifeden, bir cereyandan, bir aşiretten bir ferdin hatâsıyla o taifenin, o cereyanın, o aşiretin bütün fertleri mahkûm ve düşman ve mes’ul tevehhüm ediliyor. Bir hatâ, binler hatâ hükmüne geçiriliyor. İttifak ve ittihadın temel taşı olan kardeşlik ve vatandaşlık, muhabbet ve uhuvveti zîr ü zeber ediyor. (Emirdağ Lâhikası: 319)

 

Yukarıda aktardığımız anahtar sözlerin tamamı Bediüzzaman Said Nursî’ye aittir. O zâtın muhtelif zamanlarda sarf etmiş olduğu bu ifadeler, birbiriyle benzer mânâları taşıyor ve yekvücut olarak aynı noktaya parmak basıyor. Buna göre: Devlet veya hükûmetin selâmeti gerekçesiyle ferdin hukukunu çiğnemek… “Milletin selâmeti” gerekçesine sığınarak “Herşey fedâ edilir” mantığıyla hareket etmek… Bu bir gaddarlıktır, merhametsizliktir ve her türlü istismara açık bir “düstûr-u zalimâne”dir.

 

Ve kezâ: Birinin hatasıyla bütün aile efradını mesul tutmak, bir cânî yüzünden bir köyü, bir kasabayı mahvetmek, bir asker kaçağı yüzünden bir aşireti topa tutmak, birinin günahıyla bir cemaati hedef almak, birkaç kişinin isyanıyla bir şehri harap etmek, yahut koca bir unsurun üzerine ateş yağdırmak…

Bu da bedevilikten kalma bir vahşettir; aynı zamanda kardeşliği dinamitlemek, vatandaşlık bağlarını bombalamak, hürmet ve muhabbeti zîr û zeber etmek demektir.

İşte, bütün bu vahşet ve gaddarlıklar, bu vatanda Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren defalarca tatbik sahasına konuldu.

Meselâ: Kılık-Kıyafet Kànunu bahanesiyle binlerce mâsum insan en ağır cezalara çarptırıldı… Şeyh Said Kıyâmında çıkarılan “Takrîr-i Sükûn Kànunu”yla binlerce vatandaşın hayatı söndürüldü… Menemen Hadisesi bahanesiyle, binlerce mâsum vatandaşa kan kusturuldu… “Tunceli Kànunu” ile de, on binlerce insanımız katledildi, bir o kadarının da hayatı cehenneme çevrildi. Vesaire…

Ne yazık ki, bütün bunlar “Türk milleti” adına ve “Devletinin selâmeti” nâmına yapıldı. Bunlar yapılırken de, şöhret veya itibar sahibi pek çok şahsiyet, nifak ve şikak perdesi altında kurulan sinsî tuzaklara düşürüldü.

Hem tuzağa düşmeyen, hem de zalimlerle ilim/fikir meydanında mücadeleye devam eden tek bir istisna var: Said Nursî ve Talebeleri.

Onlar “imânın cereyanında” kaldılar; gaddar dünyevîlerin, ceberrut siyasîlerin cereyanına kapılmadılar… Onlar, hem çağın şeddatlarıyla çalışmadılar, hem de maddî kuvvetlerle çatışma cihetine gitmediler. Kendi mücadele metotlarını, kendileri tayin ettiler. Bu yüzden tuzağa düşmediler ve şu Kur’ânî mesajı kardeşlik dairesi içinde düstûr-u hayat edindiler: “Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsi muhabbet ve uhuvvet-i hakikiyeyi temin eden ve bu millet-i İslâmiyeyi ve memleketi büyük tehlikeden kurtaran bu kanun-u esasî ki: ‘Birisinin hatasıyla başkası mesul olamaz. Kardeşi de olsa, aşireti ve taifesi de olsa, partisi de olsa, o cinayete şerik sayılmaz.’ …Eğer bu kànun-u esasî çabuk düstur-u esasî yapılmazsa, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye, esfel-i sâfilîn olan o vahşî irticaa düşecek.” (Emirdağ Lâhikası: 319)

 

Üstad Bediüzzaman ve talebelerinin yetmiş-sekse sene evvel yapmış oldukları o mukaddes mücadelenin aynı minvâl üzere bugün de sürdürülmesi gerekiyor.

Tâ ki, bozguncuların yeni plânları da akim kalsın…

Tâ ki, fitnenin önü alınsın; tâ ki, vatanımızı karıştırmak, milletimizi vuruşturmak isteyenlerin hevesleri kursaklarına hapsedilsin.

Hizmet medotunu kendileri belirleyen ve istikametlerini şaşırmayan şuurlu Kur’ân talebeleri, dün olduğu gibi bugün de körüklenmek istenen fitne-fesat ateşini söndürmeye ve ülke genelinde huzuru temin ederek, nihayetinde İttihad-ı İslâma giden yolu açmaya inşaallah muvaffak olacaklardır.

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. dine muhalif bir partiinin çizgiinde yayın yapıyorsunuz sonra ama ötekiler siyasal islam diye bağırıyorsunuz

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*