Risale-i Nur gözüyle Cennet

İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi, Cenâb-ı Hakk’ı tanıyıp O’na iman edip, ibadet etmektir”1 ve rıza-yı İlâhiye mazhar olup, lütf-u İlâhî olan Cennete girmektir.

“Dünyanın bin sene mes’udane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatı,”2 Cenâb-ı Hakk’ın insana bir lütfudur. Çağımızın en yüksek manevî tefsiri olan Risale-i Nur, Cennet’e dair akla gelebilecek bütün sual ve şüpheleri en güzel bir şekilde icmalen beyan etmiş; Cennetin sonsuz güzelliklerini, ahvalini ve letaifini çok lâtif bir şekilde, aklın anlayacağı tarzda anlatmıştır. Risale-i Nur, insanın yaptığı ubudiyetin boşa gitmediğini, bilâkis bir dar-ı mükâfatın, bir mahall-i saadetin onun için ihzar edildiğini bildirmiştir. İnsanın bir cihette vatan-ı aslisi olan “Cennet, bütün lezaiz-i mâneviyeye medar olduğu gibi, bütün lezaiz-i cismaniyeye de medardır.”3 Bu sebeple, “Beşerin her bir ferdi aynıyla, cismiyle, ismiyle, resmiyle haşirde iade edilecek”4 Cennette en güzel bir suret alacaktır.

Bu hakikati beyan eden Risale-i Nur, ayrıca şu hakikate de dikkat çekmektedir: “İnsanın hem cismanî, hem ruhanî bütün esasatını muhafaza eden Sani-i Hâkim ve o Adil-i Rahim, elbette cismanî âletlerin vezaifine ücret olarak ve hidematına mükâfat olarak ve ibadat-ı mahsusalarına sevab olarak, onlara lâyık lezaizi verecektir.”5 “Cennetin Cenâb-ı Hakk’ın fazl-ı kereminden bir hediye-i İlâhiye olup, amelin ücreti mukabilinde vacip bir hak olmadığını, buna binaen yapılan ibadet Cennet için olmamalıdır.”6 Çünkü “Ubudiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-yı İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı Hak’tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir.”7

Risale-i Nur, “bütün nimetlerin re’si, reisi, gayesi, neticesinin saadet-i ebediye olduğunu”8 ve saadet-i ebediyenin iki kısım olduğunu belirtmekte ve şöylece izah etmektedir: Birinci ve en birinci kısmı, Allah’ın rızasına, lütfuna, tecellisine, kurbiyetine mazhar olmaktır. İkinci kısmı ise, saadet-i cismaniyedir. Bunun esasları mesken, ekl (yeme), nikâh olmak üzere üçtür.”9

Risale-i Nur, canlı ve cansız mevcudatın durumuna da dikkat çekmekte, bu dünyada cansız ve şuursuz ve hayatsız maddelerin Cennette şuurlu ve hayattar olduğunu, “Buradaki insanlar gibi orada da ağaçlar, buradaki hayvanlar gibi, oradaki taşlar, emri anlar ve yapar. Taş, ağaç ulvî bir suret alırlar”10 diyen Risale-i Nur, bu arada, “hayvanların ruhları baki kalacağını ve Hüdhüd-ü Süleymanî (as) ve neml-i (karınca) ve naka-i Salih (as) ve kelb-i Ashab-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa; hem ruhu, hem cesediyle baki âleme gideceğini ve her bir nev’in ara sıra istimal için bir tek cesedi bulunacağını ”da11 bildirmektedir

“Dost dostuyla beraber Cennette bulunacaktır.”12 hadis-i şerifinin ışığında, inşaallah her ehl-i Cennetin Peygamberimizin (asm) yanında ve sohbetinde derecesi ve kabiliyeti nisbetinde o manevî ziyafetten hissedar olacağını bildiren Risale-i Nur, Cennetin sekiz tabakası olduğunu, bu sekiz tabaka Cennetlerin birbirini görmeye ve dostların ayrı ayrı olsa da, beraber bulunmalarına mani olmadığını” belirtmektedir. Cennetin “güzel, hayattar, revnektar, bütün kışırsız lüb ve kabuksuz iç”13 olduğunu; Cennetin büyük nimetlerinden olan hurilerin de, insanın cemale müştak duyguları ve hasseleri ve kuvaları ve lâtifelerinin umumunu memnun edip doyuracak ve her birisini ayrı ayrı okşayıp mes’ut edecek maddî manevî her nevi ziynet ve hüsn-ü cemale cami olduklarını ve ayrı ayrı hüsün ve cemalin aksamını gösterdiklerini”14 adeta küçük bir Cennet olduklarını beyan etmektedir.

Cennetin bir hususiyeti de, Peygamber Efendimizin (asm) haber verdiği, “Cennette lüzumsuz, kışırlı ve fuzulî maddeler olmadığından, ehl-i Cennetin ekl şurbünden (yemek içmekten) sonra kazurat olmadığıdır.” Risale-i Nur, “Ağaçlar çok tegaddi ettikleri halde kazuratsız oluyorlar” temsiliyle bu hakikati akla yakınlaştırmıştır. Çünkü “bu küçücük aklımızın terazisiyle o muazzam hakikatler tartılmaz”15

Risale-i Nur, “Bazı ehl-i Cennete dünya kadar bir yer veriliyor, yüz binler kasır, yüz binler huri ihsan ediliyor” hadis-i şerifin hakikatini de şöylece izah etmektedir: “İnsan öyle cami bir mu’cize-i kudrettir ki, ebedî bir dar-ı saadetle, nihayetsiz istidada malik, nihayetsiz ihtiyaçlar lisanıyla, nihayetsiz arzular eliyle, nihayetsiz bir rahmetin kapısını çalan bir insan, elbette ehadiste beyan olunan ihsanat-ı İlâhiyeye mazhariyeti makuldür ve haktır ve hakikattir.”16 bu sebeple, “elbette nuranî kayıtsız, geniş ve ebedî olan Cennette, cisimleri ruh kuvvetinde ve hiffetinde ve hayal sür’atinde olan ehl-i Cennet; bir vakitte yüz bin yerlerde bulunup, yüz bin hurilerle sohbet ederek, yüz bin tarzda zevk almak, o ebedî Cennete, o nihayetsiz rahmete lâyıktır ve muhbir-i sadıkın (asm) haber verdiği gibi hak ve hakikattir.”17 Cennetin en büyük lezzetinin Allah’ı görmek olduğunu belirten Risale-i Nur, “Cennet hayatının bin senesi, bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemal ve kemal sahibi olan Zat-ı Zülcelâlin müşahedesi, rü’yetidir.”18

Velhasıl, “Dünyadaki her lezzetli şeyin en âlâsı Cennette bulunur”19 “Orada canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı her şey vardır”20 müjdesiyle Cenneti vaad eden Cenâb-ı Hakk’a iman ve itimat edip, emr-i İlâhî ve Rıza-i Hak dairesinde Cennet lütfuna mazhar olan mü’min olmak temennisiyle.

Dipnotlar:
1- Şuâlar, 166.
2- Mektubat, 265.
3- Sözler, 808.
4- Lem’alar, 290.
5- Sözler, 809.
6- İşaratü’l İ’caz, 331.
7- Lem’alar, 321.
8- Sözler, 848.
9- İşaratü’l İ’caz, 325.
10- Sözler, 810-811.
11- Lem’alar, 984.
12- Sözler, 811.
13- age. 813.
14- age, 814.
15- age.816.
16- age. 815.
17- age. 815.
18- age. 1060.
19- age. 1057.
20- Zuhruf Sûresi, 71. âyet.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*