“Said Nursî’nin cumhuriyet ve eğitime katkıları” neler?

Bitlis’te bir okula Said Nursî isminin verilmesine tepki gösteren CHP Milletvekili Gürkut Acar, Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı’ya konuyla ilgili birçok soru yağdırmış. Sorularından biri de şöyle:

“Said-i Nursî’nin Türkiye Cumhuriyetine veya çağdaş eğitime ne gibi katkıları olmuştur?”
(Aktaran: Yalçın Bayer, Hürriyet, 22.8.13)

Bakan Avcı bu soruya ne cevap verecek, bilmiyoruz. Ama bizim vereceğimiz cevaplar var.

Bediüzzaman’ın Türkiye Cumhuriyetine en büyük katkılarından biri, 1935’te çıkarıldığı ve cumhuriyet karşıtlığı ile de suçlandığı Eskişehir mahkemesinde “dindar cumhuriyetçi” kavramını ortaya atarak, İslam ve cumhuriyeti çelişen değil, örtüşen değerler olarak yorumlamasıdır.

Daha önce meşrutiyete yaptığı gibi cumhuriyete de İslamî referanslarla sahip çıkıp, Asr-ı Saadeti gerçek bir cumhuriyet modeli, Dört Halifeyi de hakikî adalet ve hürriyeti gerçekleştiren örnek “cumhurbaşkanları” olarak tanımlamasıdır.

Laik cumhuriyetin din karşıtlığı ve dinsizlik olmayıp, dindara da, dinsize de, takvacıya da, sefahetçiye de ilişmeyen; inançlara ve hayat tarzlarına karışmayan bir sistem olduğunu söylemesidir.

Eğer Müslüman toplumumuz, cumhuriyet adı altında dayatılan istibdad-ı mutlak uygulamalarına rağmen cumhuriyeti reddetmeyip gerçek anlamıyla benimsemişse, bunda bilhassa Said Nursî’nin bu yorumlarının çok büyük rolü vardır.

Aksi halde, yani meydan cumhuriyeti tek parti diktası ve resmî ideoloji dayatması olarak uygulayan zihniyete kalsaydı, işimiz çok zor olurdu.

Çağdaş eğitime katkı bahsine gelince:

Bediüzzaman vicdanın dinî ilimlerle, aklın modern fenlerle aydınlanacağı tesbitiyle hem ideal bir tevhid-i tedrisat modelinin temelini atmış; hem de mektep-medrese-tekke üçlüsünü ortak bir zeminde buluşturmanın formülünü vermiştir.

Cumhuriyetin eğitim politikalarında onun bu yaklaşımı esas alınsaydı, bugün karşı karşıya olduğumuz kronik sosyal problemlerin hiçbiri yaşanmaz; aydın-halk kopukluğu ortaya çıkmaz; çağdaş-yobaz, ilerici-gerici, laik-antilaik kavgaları patlak vermez ve etnik gerilimler doğmazdı.

Kur’an’ı da, kâinatı da aynı Yaratıcının kaleminden çıkmış kitaplar olarak okuyabilen, ufku açık, gönlü zengin ve donanımlı nesiller yetişirdi.

Said Nursî’nin çağdaş eğitime yaptığı eşsiz katkının somut adı, hayatı boyunca takipçisi olup, 2. Abdülhamid’den Sultan Reşad’a, Birinci Meclisten 1950 sonrasının iktidarlarına kadar, her devrin yöneticilerine “Sahip çıkıp destek olun” çağrısında bulunduğu Medresetüzzehra projesi.

Bu uluslararası üniversite projesi hayata geçmiş olsaydı, Türkiye, Ortadoğu ve İslam dünyası bugün çok daha farklı ve olumlu bir noktada olacak: Müslümanların nesillerini, enerjisini, kaynaklarını tüketen çatışmaların yerini kardeşlik, dayanışma, huzur, ahenk ve tekâmül alacaktı.

Nobel ödülleri en çok Müslüman âlimlere gidecek; dahası, İslam âlemi Nobel’den çok daha itibarlı ödüller ihdas ederek bütün insanlığı ilim, ahlak, barış ve hizmet yarışına teşvik edecekti.

CHP’li Acar daha detaylı bilgi almak istiyorsa Bediüzzaman’ın hayatını ve eserlerini incelesin.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*