Sefaya giden yol cefadan geçer

Ey nefsim …!

Sen hep zannettin ki bu dünyada hiç ağlamayacağım, hiç mahzun olmayacağım, bir sonraki günüm bir öncekinden hep daha mutlu ve huzurlu olacak, hiç üzülmeyeceğim ve hiç imtihan olunmayacağım…

Ama itiraf edeyim ki çok fena aldandın…

Çünkü iman ettiğin Rabbin Ezeli Kelâmında şöyle ferman ediyordu:

“Sizden önce geçenlerin başlarına gelenler sizin de başınıza gelmeden Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle sıkıntı ve mihnetler, öyle çetin zaruretler dokundu ve öylesine sarsıldılar ki, başlarında bulunan rasûl ve beraberindeki iman edenler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek hale geldiler. Bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır. “ (Bakara 214)

Bu âyeti kaç kere okudun hatırla!

Her düştüğünde kanayan yanlarına bakarak iç geçirmek derdine çare oldu mu?

Asla!

Annesinden dayak yiyip yine annesine kaçan bir çocuk gibi her imtihana maruz kaldığında sığındığın yine O’nun kapısı değil mi?

Hani diyordu “Dünyada rahat yoktur o ancak ahirettedir.”

Anladın mı ey nefsim?

“Dünya mü’minin zindanıdır.” (Muslim) diyordu Elçi olarak kabul ettiğin.

Sen neden hep saraylar ve Cennetler bekledin dünyadan?

Neden hep “Neden ben?” diye enaniyetin zirvelerine tırmandın. Çünkü Allah Celle celaluhu seni sevip seni seçti. Hem seni tabi tuttuğu imtihanlar da kaldıramayacağın yükler değildi. Çünkü;

Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir. (Ey mü’minler! Şöyle duâ ediniz:) ‘Rabbimiz! Eğer unutursak veya hatâ edersek, bizi mes’ûl tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kendisine (dayanabilmek için) takatimiz olmayan şeyi de bize yükleme! Hem bizi affeyle! Ve bizi bağışla! Hem bize merhamet buyur! Sen bizim Mevlâmızsın; artık kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!’ (Bakara, 286) buyurmuyor muydu?

Rahat yataklarda Cenneti kazanacağını, yumuşak döşeklerde uyuyarak cihad sevabı alacağını vehmedip durdun. Kendini içinden çıkılmaz yalanlarla avuttun.

Kalbin yara bere içinde, ruhun tarumar olmuş bir halde Cennete, Cemalullaha, Rıza-i İlâhiye varacağını zannettiğin.

Halbuki bu yol nebilerin yolu değil miydi?

Cefanın yolları hep sefaya çıkardı. Zorlukla beraber kolaylık Yaratanın senin için istediği, imtihanlara sabrederek tasaffi ve terakki etmendi. Senin insan-ı kâmil olman için sabırlardan sabır beğenmeni istiyordu.

Sen ise elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi kendini yerden yere atıyordun.

Yanılıyordun…

Allahın Elçisi (asm) şöyle buyururdu:

“İnsanların en çok musîbete uğrayanları evvelâ peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre belâ ve imtihanlara maruz kalır. Eğer dine bağlılığı varsa, belâsı daha da artar. Fakat dininde gevşek yaşıyorsa ona göre musîbetlerle karşılaşır. Kişiye belâlar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.” (Tirmizi, Zühd 57; Ahmed b. Hanbel, I/172, 174)

“Bir kul kendisi için (Cennette) hazırlanmış olan makama ameliyle erişemeyecekse, Allah onun bedenine veya malına veya çoluk çocuğuna bir belâ verir de bu belâya sabrı sebebiyle o makama eriştirilir.” (Ahmed b. Hanbel, V/272)

O zaman ey nefsim hatırla, ne diyor Rabbin:

“Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele

Onlara bir musîbet isabet ettiğinde şüphesiz biz Allah’tan geldik ve yine dönüşümüz O’nadır.” (Bakara, 155-156)

Niyazi Mısrî gibi söyle:

Hoştur bana Senden gelen,
Ya hilât-ü yahut kefen,
Ya goncagül yahut diken,
Lütfun da hoş, kahrın da hoş…

Zübeyde Meryem Şakar

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*