Yüzde seksen tahkik ehli değilse

‘Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin.’

Korkarım bu tesbit kötü niyetli birilerinin iştihasını kabartıyordur.

Yönetilenlerin eğitim-kültür düzeyleri birilerini ciddî ilgilendiriyordur.

Araştırmayan, soruşturmayan bu kadar insan varsa, bu birilerinin işine gelir. Hatta bazı politikalar bu verilere göre işler.

Aydın insanların etkin olduğu toplumlarda yöneticilerin rastgele adım atması kolay değildir. Nitekim politikacılar muhatap olduğu seçmenlerinin eğitim-kültür durumlarını bilerek, onların duygusal durumlarını okuyarak politika geliştirir. Ama bu gelişmiş topluluklarda alt kültüre göre değil, nitelikli aydın insanların beklentilerine göre oluşur. Aksi halde onu orada tutmazlar. Zaten buna da yönetici vizyonu denilmektedir.

Vizyon, alt beklentilere göre değil, onu da kapsayan üst beklentilere göre belirlenir. Onun için geniş vizyon günü birlik ihtiyaçları karşılamakla değil, elli yıllık, yüz yıllık projeksiyonlarla anlaşılır.

Tahkik ehli olmayan insanları idare etmek zor değildir. Ekmeğini ver, barınmasını temin et, basit ihtiyaçlarını gider, biraz da duygusal mesajlar ilet işlem tamam. Yani üç beş kilo şeker, bir çuval un, bir torba kömür karşılığı rey verenlerin oranını elbette birileri hesaba katıyordur. Ya da ırkçı damarları olanları, mezhepçi yaklaşımları olanları yine hesaba katanlar ve öylece politika geliştirenler vardır.

Ülkenin gidişatı nereye, dünyada ne gibi gelişmeler var, teknolojide neredeyiz, teröre nasıl çözüm bulunacak, eğitim düzeyimiz nasıl gelişecek gibi onlarca soru belki de çoğunluk için bir anlam ifade etmiyor.

Bediüzzaman, ‘Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hatta kuvvetli bir hakikati, zaif bir adamın elinde zaif görür ve kıymetsiz bir mes’eleyi, kıymettar bir adamın elinde görse, kıymettar telâkki eder.’ diyor.

Evet, cahil bir insanın hakikati hakikat olarak tanıması zordur. Hakikat perdelidir ve o perdeleri aralayan da ilimdir. Hakikati hakikat olarak bilmek aklî, kalbî ve ruhî bir doygunluk gerektirir.

Bediüzzaman, ‘Zulüm, meşrûtiyetin hatâsı değil, belki kafanızdaki cehâletin zulmetindendir. Siz dîvânelikle kısa yolu uzun yapıyorsunuz. Evet, bir millet cehâletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder.’ diyerek, milleti, şahsı hak ve hukukunu bilmeye çağırmaktadır.

Milleti için bir şeyler yapma gayretinde olanlar bile, hak ve hukukunu bilmeyen cahil destekleyiciler tarafından baskıcı, müstebit hale gelebilir.

Doğrusu sizi kimlerin destekliyor olduğu sizin için de önemlidir.

Okumayan toplulukların, düşük beklentilerde olanların, gelecek adına ümidi tükenmişlerin, sadece bugünü kurtarma derdi taşıyanların destek verdiği yöneticiler için ciddî bir körlük durumu söz konusudur. Bu aynı zamanda kendilerini yöneteceklerin de görüntüsünü içinde taşır. Yöneticiler, seçmenlerinden çok ayrı değildir.

Cahil destekleyicilerden, alkışçılardan, övgücülerden çekinmek lâzımdır.

Sizin kim olduğunuz, sizi kimin destekliyor olduğundan çok ayrı değildir. Ya da kimi desteklediğiniz, sizin de kim olduğunuz hakkında bilgiler taşıyordur.

Malûm, ‘Toplumlar lâyık olduklarıyla yönetilirler.’ Bugün şikâyetçi olunan pek çok şeyin altında, o konu ile ilgili cehalet de yok mudur?

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*