15 Temmuz’dan sonra, önümüze on mühendisin ihracı geldi

15 Temmuz ihtilâl bozuntusunun 6. senesi geride kaldı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa rastladığımız, “dindarı, dindara kırdırma” hareketi, maalesef, vatanımızın, milletimizin, dinî hizmetlerimizin, çok zarar görmesine sebeb olmuştur. Buna dair, (Baba, ihtilâl oluyor!, 15 Temmuz 2020) bir makale yazmıştık.

O uğursuz “at izinin, it izine karıştığı” gecede, kaç suçsuz insan, gammazlama, ihbar ve haksızlık yüzünden, ya hapislere girdi. Ya da ihrac edildi. “Ey hocam! Bitsin bu gurbet, özledik gel!”ler, bir anda, 17-25 Aralık’ta ihdas edilen “paralel yapı”ya, 15 Temmuz’dan sonra da, TERÖR ÖRGÜTÜ BAŞI’na, “FETO”ya döndü. Artık, herkes birbirini ihbar ediyor. Daha evvel, biri, başka birine beslediği kini, bu vesileyle kusuyor ve her önüne gelen, alâkalı – alâkasız “FETO”cu diye ihbar ediliyordu.

Hikâye çok uzun. O zamanlar yönetim kurulu üyesi olduğumuz devlet dairesinde, bizim de önümüze, on mühendisin ihracı geldi. Yönetim kurulu altı kişiden teşekkül ediyordu. Yönetim kurulu başkanı, büyükşehir belediye başkanı, olmadığı zaman da, vekâleten daire genel müdürü oluyordu. O gün başkan yoktu. Toplantıyı, beş kişi yapıyorduk.

Maddeler okunup, üzerinde mütâlâa ediyorduk. Sıra bir maddeye geldi. 15 Temmuz’dan mütevellid, idaremizde çalışan on mühendisin “FETO”cu olduğundan dolayı ihracı isteniyordu. Heyetin, yaş itibarıyla en büyüğü idim.

Hâlbuki heyette bulunanlardan birisi, düne kadar onların gazetesini okuyordu, birisinin, Pennsylvania’ya gidip, el öptüğü bile söyleniyordu.

Söz aldım: “Arkadaşlar, biliyorsunuz, ben bu mühendislerin hiç birini tanımam” diye başladım. (Hakikatten de, dairede üç bine yakın personel vardı. Ve biz çalışan personeli çok tanımazdık.) Bunun üzerine genel müdür, “doğru abi, tanımazsınız” dedi. Biz idareydik, icranın başı olan genel müdür, hepsini tanıyordu.

Devam ettim “Bakın, eğer, o 15 Temmuz fiilinin içinde, bu gençler, bizzat varsa onları atalım. Ama bu işin içinde değillerse, ‘bankaya para yatırdı, gazete aldı, sendikaya üye oldu vs. gibi sebeplerle suçlu addetmek olur mu? Bu işin bir de, âhirette mesuliyeti var, haksızlık yaparız. (ben konuşurken, hepsi dikkatle beni dinliyordu.) Bakın arkadaşlar! Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerimin birkaç sûresinde ‘birinin günahıyla başkası mes’ul olmaz!’ buyuruyor. (Genel müdüre dönerek) şimdi, sen birini öldürsen, o adam gelip, senin oğlunu öldüremez! Öldürecekse, seni öldürür. Hakikî adalet budur. Yanlış anlaşılmasın diye söylüyorum. ‘Bu on beş bin kişilik belediyede bir tane ‘FETO’cu olmayan adam gösterin!’ deseler, kimse kusura bakmasın, benden başkasını da gösteremezler! Çünkü biz, bunları elli senedir tanıdığımızdan, hep mesafeliydik. Ben burada, haksızlığa taraftar olmadığım için söylüyorum.“

Ben sözümü bitirince, genel müdür dedi ki; “Abi, bunların içinde bir tanesi var, çay ikram etsen ‘acaba helâl olur mu?’ diye içmez.” dedi. “Gördünüz mü kardeşim, şimdi biz, hangi vicdanla, bunları ihrac edeceğiz?” dedim.

Tabii biz burada Üstadın adalet-i hakikiyesini esas alıp, Hz. Ali’nin yolundan gidiyorduk. Maalesef birçok insan ve diğer gruplar, o arkadaşların, “adalet-i îzafiye”sini, üstadlarına rağmen tercih ediyordu. Veya onların yanında oluyordu. Bizler dün, kamet-i kıymeti derecesinde “Haydar” derken, onlar göklere çıkarıp, “Haydar ağa” diyorlardı. Şimdilerde onlar “Haydo” diyor, biz yine “Haydar” demeye devam ediyoruz.

Allah herkese; akıl, îzan ve basiret verip de, haksızlıklara taraftar etmesin. Kur’an’ın dört esasından biri olan, hakikî adaletten ayırmayarak, “Piramitin tabanına ellenmeyecek, tavanı ile işimiz var!” mânâsında konuşup da, maalesef, bütün haksızlıkları yaptıkları tabana, bir an evvel haklarını da, iade ettirsin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*