A’raf Sûresi’nden dersler

Kur’ân âyetleri çok ince sırlarla ve derslerle doludur. Bazı hakîkatler Kur’ân’da kıssalar ve târîhî olaylar olarak anlatılır. Kur’ân bir târîh kitabı değildir. Ancak târîhî kıssalar ve olaylarla kıyâmete kadar bizlere yol gösterir. Her asrın insanlarına özellikle Müslümanlara yaşadıkları sıkıntılardan çıkış yolları gösterir.

Bu sebeple de Kur’ân âyetlerinden peygamber kıssaları ve târîhî olaylara nasıl bakacağımızı, bu âyetlerden nasıl dersler çıkaracağımızı asrımızın müceddidi Bedîüzzamân Saîd Nursî Hazretlerinin eserlerinden öğreniyoruz. Bizler de A’raf Sûresi 163-169 arası âyetleri buraya alarak tefekkür edelim istedik. Çünkü bu âyetlerde çok ince düstûrlar ve asrımıza düşen dersler var. A’raf Sûresi’nde Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurur:

“Bir de onlara deniz kıyısındaki şehrin uğradığı sonucu sor. Hani onlar Cumartesi yasağını çiğneyerek haddi aşmışlardı. ‘Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında’, balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, ‘Cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında’ ise, gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihân ediyorduk. Onlardan bir topluluk: ‘Allah’ın kendilerini helâk etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dediğinde ‘Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimâl sakınabilirler, diye’ dediler. Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab ile yakaladık. Onlar, kendisinden sakındırıldıkları şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca onlara: ‘Aşağılık maymunlar olunuz’ dedik. İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir. Onları yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik, ki dönsünler. Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım ‘kötü kimseler’ geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan dünyanın geçici yararını alıyor ve: ‘Yakında bağışlanacağız’ diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah’a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah’tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?”1 Âyetler bu şekilde devam ediyor.

Tefsirlerde bu olayın ayrıntısı ile ilgili epey bilgi var. Biz de kısaca olayın balık tutma ile ilgili bölümünden bahsetmek istiyoruz.

İsrâiloğulları’na Cumartesi günü kutsal bir gün olarak bildirilmiş ve bugünde balık tutmamaları emredilmiştir. Bu hâdise Allah’ın (cc) çok hikmetleri saklı olan bir imtihânıdır. İmtihân devam ederken dahâ da şiddetlenir. Yasak gün olan Cumartesi günlerinde Cenâb-ı Hak deniz kenarına çok sayıda balık gönderir. Diğer günlerde ise balıklar yok olur. Cumartesi günleri geldiğinde balıklar çoğalır, diğer günlerde ise kaybolurlar. Rabbimiz ince ince imtihânlardan geçirir kullarını. Çünkü dünya imtihân yeridir. Elmas rûhlularla kömür rûhluların tefrik edilmesi için bu gereklidir. Bu durum karşısında İsrâiloğulları‘ndan bir grup düşünüp taşınır ve kendilerince bir çözüm bulmak için hile-i şer’iye yolunu seçerler. Bu yol şöyledir: Cumartesi günleri denize balık avlarını atarlar, ancak avlara takılan balıkları aynı gün değil, Pazar günü denizden alırlar. Böylece nefsî ve şeytânî bir hile ile kendilerini aldatırlar. Bu hâdise karşısında diğer mü’minler ise hemen uyarı ve îkaza başlarlar. “Bu gün yasak gündür, niçin balık tutuyorsunuz? Yoksa sizlere emre itâatsizlikten dolayı büyük bir azap gelecek” diye uyarılarına devam ederler.

Hile yapan grup ise çoktan bahâneyi bulmuş ve biz yasak gün olan Cumartesi balık tutmuyoruz, baksanıza diğer günlerde balıkları denizden çıkarıyoruz diye karşılık verirler. Tabiî ki bu durum bir aldanma ve helâkete giden yolun başlangıcı olmuştur.

Olay böylece sürüp giderken uyarı vazîfesini yapması gereken ehl-i îmân insanlar da ikiye ayrılmıştır. Bir kısmı uyarıya devam etmiş, diğer kısım ise uyarıya devam edenlere kızmaya ve onları uyarmaya başlarlar. “Niçin bunları uyarıyorsunuz? Bunlar zaten sapıttılar. Daha doğru yola gelmezler” diye uyarıcı grubun kuvve-i mânevîlerini kırmaya çalışırlar. Uyarıcı tâife sonuna kadar uyarılarından vaz geçmezken, diğer inanan grup uyarıcıları uyarmaktan vazgeçmezler. Böylece emri dinlemeyen gruba beklenen musîbet ve felâket gelir. Rivâyetlere göre balık tutanlarla, tutanları uyaran grubu uyaran inananlar helâk olur; ancak uyarıya sonuna kadar devam eden grubu Allah muhâfaza etmiş ve gelen musîbetten onları korumuştur. Hakîkaten çok ibretlik bir hadisedir bu yaşananlar.

Kur’ân’da uyarıcı topluluklarla ilgili âyetler de vardır. Konunun tekâmülü için yazımıza bu âyetleri de alalım. Bu âyetler çok ma’nîdâr derslerle doludur. Rabbim bizleri, tarafından övülen topluluklardan etsin İnşâallah. Âmîn.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.“2

“Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okurlar.”3

“Ey îmân edenler! Allah’ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de, Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun ve mü’minler yalnızca Allah’a güvensinler.” 4

“Musa’nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil davranan bir topluluk vardır.“5

“Ey mü’minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden dahâ iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden dahâ iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmândan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.”6

Yukarıya aldığımız âyetlerden anlaşıldığı üzere ümmetin istikameti için uyarıcı bir topluluğun vazîfe yapması gerekiyor. Bu durum diğer asırlarda olduğu gibi bu gün de devam etmektedir. Kur’ân’ın uyarıcı topluluğun olacağını beyân eden âyetleri bizleri de ilgilendiriyor ve uyarı yapmaya dâvet ediyor. Ancak bu topluluk hak ve hakîkat adına vazîfe yapmalı, sadece ve sadece Allah rızâsını esâs alarak bu vazîfeyi derûhte etmelidir. Bu uyarıcı topluluğa kızılsa da, kınanılsa da, hakaret edilse de, bu topluluktan ayrılanlar olsa da, ayrılanlar şevk kırıcı ve moral bozucu davranışlar yapsa da, nefislerini temize çıkarmaya çalışsa da inanıyorum ki, Kur’ân’ın uyarıcı olarak bahsettiği topluluk uyarılarına hak ve hakîkat namına devam etmelidirler.

Bu uyarıcı ve istikamet üzere olan toplulukla ilgili olarak, Risâle-i Nûrlardan Kastamonu Lâhikası’nda bir hadisin işâreti ile Üstadımız da söz eder:

“Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaktır.”7 “Ramazân-ı Şerîfte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki, Risâle-i Nûr şakirtlerinin tâifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binâen ihtâr edildi.”8

Şimdi yaşadığımız bu âhirzamân asrının en dehşetli fitnelerinin ve emre karşı gelişlerinin yaşandığı bu zamanda acaba nerede duruyoruz? Allah’ın emirlerine karşı hileler yaparak nefsimizin ve şeytanın yanında mı? Emre isyan edenleri uyaranları uyarmaya çalışanların safında mı? Yoksa yalnız Allah rızâsını esâs maksat yapan uyarıcı toplulukların yanında mı?

Rabbim bizlere sonuna kadar sırr-ı ihlâs ile hakta ve ihlâsta sebat eden uyarıcıların içinde olmayı nasip etsin İnşâallah.

Dipnotlar:

1- A’raf Sûresi; 163-169.

2- Al-i İmrân Sûresi; 104.

3- Al-i İmrân Sûresi; 113.

4- Mâide Sûresi; 11.

5- A’raf Sûresi; 159.

6- Hucurat Sûresi; 11.

7- Buhari, İ’tisam: 10.

8- Kastamonu Lâhikası, 2006, s: 51.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*