Avrupa’da Nur’un inkişâfı

Avrupa ülkelerine gidebilmek için bir ay kadar süren çileli, işkenceli, baş döndürücü bir çabanın ardından “Schengen Vize”sini ancak alabildik.

Günden güne artan mülteci akınını durdurabilmek, hiç olmazsa yavaşlatabilmek için, ilgili ülkeler, vize işlemlerini alabildiğine zorlaştırmışlar.

Öyle bir zorlaştırma ki, inanılır gibi değil; dolayısıyla, anlatılacak gibi değil.

Düşünün ki, senin kendi devletin, hiçbir işlem için senden hiç bir zaman istemediği bilgi ve belgeleri, Şengen üyesi ülkelerin konsolosluğu, üç aylık vize için, üstelik her defasında senden istiyor.

Sen, icabında yirmi adedi aşan belge ile gidip müracaatını yapıyorsun; ancak, buna rağmen vize alamıyorsun.

Meselâ, vize onayı şu türden engellere takılıyor:

1) Beyan ettiğin gidiş–dönüş tarihleri inandırıcı bulunmadı. Bir ay önceden gidiş–geliş günlerini netleştiren uçak biletini (uçuş bilgilerini) ibraz etmen, göstermen lâzım.

2) Nüfus dairesinden almış olduğun “vukuatlı aile tablosu” yeterli değil; ayrıca, evlenmeden önceki aile tablosunu da getirmen gerekiyor.

3) Maaşın yetersiz. Maddî geçim standardın düşük. Bordroda görünen asgari ücret seviyesindeki gelirin, vize onayı için yeterli değil.

4) Sizi Almanya’dan dâvet edenlerin gönderdikleri teminat mektubu, bizim şartlarımıza uygun değil. Mektubu, bankada yeterli mevduatı bulunan bir iş adamı göndermeli.

5) Türkiye’de bağlı bulunduğun sosyal güvenlik kurumu belgesi yeterli değil. Sizin için gönderilen teminatlı dâvet mektubu da yeterli değil. Sizin ayrıca özel sigorta şirketine gidip kendinizi ayrıca (Teminat limiti: 30 bin EURO) sigorta ettirmeniz lazım.
* * *
Bütün bunların dışında, sizden ayrıca (varsa şayet) evin tapu senedi, arabanızın ruhsatı, bankadaki hesap dökümü, iş yerinden belge (ya da emeklilik cüzdanı), pasaport dahil bütün belgelerin fotokopisi ve iki adet biyometrik resime ilaveten 80 Euro para isteniyor.

Buna rağmen, yine de vize onaylanmayabilir, ya da istenen tarihe yetişemeyebilir ve bütün maddî–mânevî emekleriniz boşa gidebilir.

(Ara notu: Bizdeki ilgili ve yetkili bütün birimlerin dikkatini bu noktaya çekmek isteriz ki, normal pasaport sahibi vatandaşların vize işlemleri, çileden de öteye tam bir işkenceye dönüşebiliyor. Öyle anlaşılıyor ki, ecnebiler, oturup uzun uzun düşünmüşler ve adeta “Biz bu vize işini daha ne kadar zorlaştırabiliriz” diyerekten uzunca bir liste hazırlamışlar… İyi de, bu durumda bizim devlet olarak yapacağımız iş, tedbir alacağımız bir işlem yok mudur?)

Hizmet erleri ile buluşuyoruz

İşte, biz de yaklaşık bir ay müddetle yukarıda sıraladığımız bütün belgeleri sunduktan, ödemeleri yaptıktan ve söz konusu hemen bütün engelleri aştıktan sonra, nihayet uçuş vaktine birkaç saat kala ancak vize onayını alabildik.

Almanya’ya, oradaki değerli okuyucularımızın, aziz kardeşlerimizin vaki dâvetine icabet etmek için gittik.

Ülkenin en büyük eyaleti olan Bavyera’nın Ausgburg şehrindeki arkadaşlarımız, iki–üç günlük bir “hizmet içi eğitim semineri” düzenlemişler.

Bunun için de, belediyeye ait alabildiğine sakin, ferah bir sosyal tesisi kiralamışlar.

Dolayısıyla, biz de vaktimizin büyük kısmını burada toplanan temsilci arkadaşlarımızla geçirdik ki, cidden dolu dolu seansler, feyiz ve bereket yüklü saatler yaşadık.

Programa iştirak edenler, Güney Almanya şehirleri ile Avusturya ve İsviçre’den gelen temsilci arkadaşlarımızdı.

Çalışma şartları sebebiyle, erken ayrılmak mecburiyetinde kalanlarla programa geç gelenlerin sayısını da hesaba kattığımızda, iştirakçilerin yekûnu kırka baliğ oldu.

Orada, evvelâ çok güzel bir kaynaşmanın sağlandığını özellikle ifade edelim. Kardeşlik dairesinde çok saadetli saatler yaşadık. O saatler hiç bitmesin istiyorduk.
Bunun dışında, bilhassa dikkatimi çeken bazı noktaları kısa ifadelerle de olsa burada sizlerle paylaşmak isterim. Şöyle ki:

Avrupa’da, diyâr–ı gurbette yaşayan kardeşlerimizin ne tür zorluklar ve nice ağır şartlar altında yaşadıklarını, oraya gidip yakından görenler elbette ki daha iyi biliyor.

Disiplinli iş hayatının zorlukları bir yana, öyle örfî, ahlâkî ve sâir mânevî sıkıntılar var ki, adeta hayatı zindana çeviriyor.

İşte bütün bu sıkıntı ve zorluklara rağmen, karşınızda öyle fedakâr, öyle ihlâslı, öyle gayretli kardeşleri buluyorsunuz ki, bir anda çektiğiniz bütün meşakkatleri unutuyor ve kendinizi tam saadetli bir mecliste hissetmeye başlıyorsunuz.

Kendi sıkıntılarını size hiç hissettirmemeye âzami dikkat ve hassasiyet gösteren o mütebessim çehreli kardeşlerin sıcak muhabbeti, sizin bütün yol yorgunluğunuzu alıp götürüyor.

Ve, işte siz böylesine nuranîyet kesb eden feyizli bir atmosferde ders yapıyor, sohbet ediyor, yahut seminer veriyorsunuz.

Program saatlerce sürüp gidiyor, hatta gün boyu devam edip gecenin geç saatlerine kadar gidip dayanıyor; velâkin, Nur’un gayretli fedakârlarında en ufak bir usanç, en küçük bir daralma, en basit bir yorgunluk alâmeti dahi hissetmiyorsunuz.

Bundan anlıyorsunuz ki, Avrupa çapında Nur’un umumî inkişâfına omuz veren bu kardeşlerde kemâl–i ihlâs ve gayretle beraber, tam ciddiyet ve hasretli iştiyak gibi mümeyyiz vasıflar, hususiyetler var.

Öyle ki, şeker rahatsızlığı olan, yahut kalp ameliyatı geçiren ağabeylerimiz dahi, gün boyu süren programa iştirak ettikleri halde, en basit bir usanç ve yorgunluk hali yaşamadıklarını, bir tahdis–i şükür ve nimet kabilinden ifade ettiler.

Burada bizi şükre sevk eden bir başka gelişmeyi daha nazara vererek, yazımıza nokta koyalım.

Program boyunca, daha ziyade Nur Külliyatından Münâzarât üzerinde yoğunlaştık.

Keza, kaynağından bilgi ve belgelere dayalı olarak, Risâle–i Nur’da ifadesini bulan “içtimaî ve siyasî meslek–meşrep” düsturlarına kafa yorduk.

Türkiye’nin bazı mahallerinde bile bu gibi konulara girdiğimizde yer yer şiddetli reaksiyonlarla karşılaştığımız halde, o diyâr–ı gurbette tam bir ittihad ve ittifak ruhu içinde meseleleri konuşup hazm–ı nefs ettik.

Daha sonra yapılan istişare neticesinde, bir başka tarihte aynı programın devamı da arzu edildi ki, buna karşı “Hâzâ min fadl–i Rabbî” diyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*