Dâvâ ve Yeni Asya

Tam şerefle 45 yılını doldurması sebebiyle Yeni Asya için bir vefa yazısı da benim yazmam gerekirdi. Çünkü kolay değil 45 yıllık kader arkadaşıyız. Zira herşeyin yenisi, dostun eskisi hayırlıdır, demişler. Ben de bu sözü tasdiken tebrik etmeyi bir borç telâkki ettim ve kaleme sarılıp kelâma başladım…

Yeni Asya heves ve heva değil bir inanç ve dâvâ gazetesidir ve o dâvânın dellâlıdır. O halde bu dellâliyetin bir örnekle anlatılması gerekir şöyle ki;

Bu olay aynen İbni Mes’ ud misâli.  Mesele şöyle cereyan eder: Efendimiz (asm) yeni indirilmiş bir âyet-i kerimenin Ebu Cehil’in meclisinde okunmasını ister ve etrafındakilere sorar, “kim bunu Ebu Cehil’in topluluğunda sesli okuyacak?” İbni Mes’ud (ra) “ben Ya Resulallah” der ve Efendimiz (asm) âdeti üzere üç defa tekrar eder ve her defasında da İbni Mes’ ud herkesi geçer. Bu görev  tevdi edilince İbni Mes’ud (ra) aldığı bu şerefli görevi ifa etmenin heyecanı ile doğruca Ebu Cehil’in toplantısına gider ve bu âyet-i celileyi yüksek sesle okur. İslâm’ın ulviyetini ilân eder. Fakat Ebu Cehil hiddetten çılgına döner ve kalkıp İbni  Mesud’un (ra) kulağını öyle çeker ki yırtar.  İbni Mesud bu hâli ile Efendimiz’in (asm) huzuruna gelir. Efendimiz (asm) çok üzülür, fakat şöyle bir müjde verir: “Ya İbni Mes’ ud! Merak etme sen de bir gün onun kulağını yırtacaksın” buyurur. Artık ibn Mesud o mes’ud ânın hayali ile yaşamaya başlar.

İşte bu müjde-i Nebevî, Bedir Savaşında gerçekleşir. İbni Mes’ud savaş esnasında kendisine Ebu Cehil’i soran iki gence onu gösterir. Gençler de şimşek gibi Ebu Cehil’in işini bitirirler. Peygamber Efendimizin (asm) haber verdiği şekilde, İbni Mes’ud’un (ra) intikamı fazlası ile alınmıştır.

İşte Yeni Asya da bu asrın dellâlıdır ve Üstadından aldığı böyle bir görevi en zor şartlarda sürdürmüş, en güzel şekilde yerine getirmiştir.  Zamanın Ebu Cehillerine karşı Nur’un elmas kılıçları ile mücadele etmiş, muvaffak olmuştur.

Yasaklanmış, yırtılmış, yazımı ve basımı engellenmek istenmiş, fakat her engeli aşarak bu günlere kadar muzafferâne  gelmiştir.

Bu gün Yeni Asya’yı “tirajı düşük, okuyucusu az” şeklinde küçümseyenler vardır. Ama kemiyeten küçük de görülse, keyfiyeten bir çok büyüklerden daha büyük bir etkiye sahiptir. İbni Mes’ud misâli, deccalizme karşı koymak ve iman esaslarını yeniden ikame etmek gibi bir göreve talip olmuştur. Allah’ın izniyle bunu başarmış, İ’caz-ı Kur’ân’ı beyan eden Risale-i Nur’u dünyanın en ücra köşelerinde parlatmaya muvaffak olmuştur. İbni Mes’ud da kısa boyluydu, ama boyundan çok büyük işleri izni İlâhî ile başarmıştı. Kavağın boyu uzun, meyvesi yok, gül ve nar ağacının ise, boyları kısa, ama meyveleri hem güzel, hem tatlıdır. Demek ki iş kesrette değil, ihlâs, cesaret ve keyfiyettedir.

Bu dâvânın ismi ise Bediüzzaman’ın “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” sözünden mülhemdir.

Ben bir sohbette “bundan daha iyi bir gazete  varsa muârızları söylesinler” deyince yönetim kurulu üyemiz muhterem Hamza Kara “daha anasından doğmadı” demişti. Bu söz gazete sözü geçtikçe kulaklarımda çınlar.

Yâni Yeni Asya bizim aynı zamanda bayrağımız, pusulamız ve markamızdır.

Ben aynı zamanda Yeni Asya cemaatini, İşaratü’l İ’caz’da izah ve işâret edilen sırat-ı müstakîm ehli olarak görüyorum, fakat bunun ayrı bir makale konusu olması dileği ile okurlarımı selâmlıyorum.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*