İzmit’ten Isparta’ya… Şevk-i mutlak bu kudsî hizmetin motorudur

29 Aralık 2012 yılı son haftasının hareketli bir günüydü. Gelen bir dâvet üzerine, Cumartesi günü üç buçuk saat süren bir yolculuktan sonra İzmit ilindeyiz.

Altı yıldır her sene okuma programı yapan otuz civarındaki emekli Nur kahramanları bizi bekliyordu. Sür’atle öğrencilerin kaldığı beş katlı hizmet merkezine ulaştık. İçleri dışları nur haline gelmiş eskimeyen dostlar bizi bekliyordu. Her biriyle sarmaş dolaş olduk. Bizden evvel değişik arkadaşların da çağrıldığı bu programın son gününde, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebi, Zübeyrî çizgi ve Yeni Asya misyonu üzerinde iki saat boyunca müzakerelerde bulunduk. Başka grupların nasıl olduklarından ziyade, meslek ve meşrebi biz nasıl anlıyorduk, bunları otuz üç madde halinde zamanın el verdiği ölçüde mütalâa ettik. Hepimiz için öğretici ve faydalı bir çalışma oldu. Her mahaldeki emekli ağabeylerin bu tür okuma programlarını örnek almalarını temenni ediyorum. Zira dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret yüzünü dönmüş bize doğru geliyor. Bu gün amel var hesap yok, mahşer günü hesap var, amel yok. Orada keşke dememek için, hayatın her karesini değerlendirmek lâzım.

Aynı akşam, Mehmet Ali Paşa semtindeki hizmet merkezindeyiz. Vakfın geniş salonu hıncahınç doluydu. Çay molası dâhil iki buçuk saati bulan imanî bir ders ve sonrasındaki hizmetle alâkalı şevk verici haberler, soru ve cevap faslı saatin su gibi akıp gitmesine vesile oldu. Mevcut mekânlarının yetmemesi üzerine, bir buçuk dönüm arsaya, beş yüz metrekare temele oturan çok katlı bir kültür merkezini bitirmek aşamasında olan İzmitli gönül dostlarımıza kolaylıklar diliyoruz. Şevk-i mutlak bu kudsî hizmetin motorudur. Demokrat bir yapıya sahip olan bu hizmet kahramanları mutlak şevki hakkıyla yakalamışlar. Onlara iman hizmetinde muvaffak olmaları için duâlar ediyoruz.

Pazar sabahı otobüsle İstanbul’a geçmek durumundaydım. Çünkü hayatını Risale-i Nur hizmetine vakfetmeye karar vermiş genç bir ekiple aylık derslerim vardı. Eğitim merkezinin Şirinevler hizmet binasına alınması isabetli bir tercih olmuş. İki gün boyunca bu gençlerle sisteme ve listeye uygun derslerimizi gerçekleştirdik. Keyfiyete dönük dâvâ adamlarının yetiştirilmesi de önemli bir hadiseydi. Pazartesi akşamı geç saatlerde İzmit’teyiz. Salı akşamı da Ankara yolundayız. Üç saatlik bir yolculuktan sonra nihayet hizmet mahallimize ulaşıyoruz.

Çarşamba günü saat on üç hızlı treniyle Konya yolundayız. Çünkü 6 Aralık’ta Kon TV’de yaptığımız “Teröre Bediüzzaman’dan çözümler” adındaki canlı yayın bize yetmemiş, 2 Ocak 2013’te devamını yapmayı kararlaştırmıştık. Tam vaktinde Yasin Beyle televizyon binasına girdik. Adaşım Sami Bayrakçı Bey bizi bekliyordu. Elli dakika süren ikinci programda, Bediüzzaman’dan on üç maddelik çözüm tekliflerini sunduk. Uydu üzerinden kırka yakın devletten izlenebilen bu televizyondan, Bediüzzaman’a ait tekliflerin orijinalliği, geniş dairede yankı bulduğu bize gelen haberlerdendi. Biz vazifemizi yapmıştık, tesir ise Allah’tandı.

Akşam yirmi otuz hızlı treniyle Ankara’ya dönerken koltuk arkadaşım, tertemiz ve gülümseyen simasıyla insana huzur veren bir teğmendi. Sağlıkçı olduğu için bir hastanede çalışıyordu. Cuma namazlarını kıldığı halde, beş vakit namazını kılmada ihmalkâr olduğunu söylüyordu. Anne ve babasının düzenli namazlarını kılmalarına rağmen, kendisinin bu haline akıl erdiremiyordu. Kendisine Hastalar Risalesi’ni ve Yeni Asya gazetemizi hediye ettim ve çalıştığı şehirdeki arkadaşların isim ve telefonlarını verdim. Ankara’ya kadar sohbet ettiğimiz bu genç adamın memnuniyetini görmeliydiniz. İşte cemiyetin genel yapısı buydu. Herkes elinden tutacak şefkatli bir el bekliyordu. Ve her Nur Talebesi o şefkatli elin sahibiydi.

Cumartesi sabahı on otuz otobüsüyle Isparta yollarındayız. Bu seferki yol arkadaşım, Hikmet adında genç bir adamdı. Eşi tesettürlü ve beş vakit namazındaymış. Ama kendisi sadece Cuma namazlarına gidebiliyormuş. Bunun üzerine hayli sohbetimiz oldu. Ona Hastalar Risalesi’yle üç günlük okuyup bitirdiğim Yeni Asya gazetelerini verdim. Oradaki arkadaşlarla tanışmasını söyledim. “İnsan su gibidir. İçine girdiği kabın hemen şeklini alır. Sen de namazlarını düzenli kılan bir cemaatin arasına girsen, muntazam namaz kıldığını görürsün” diyerek uğurladım.

Isparta’ya yaklaşırken Mithat Yanmaz Hoca aradı. Rahmi Beyle otogarda beklediğini söyledi. On dakika sonra terminalde buluştuk. Sür’atle Kanal-32 Televizyonuna ulaştık. Saat beşte başladığımız program bir saat on beş dakika sürdü. Program sunucusu Mehmet Bey İlâhiyatçıydı. Konumuz “Bediüzzaman’ın hayatı, eserleri ve gayesi” idi. Bediüzzaman Hazretlerinin seksen iki senelik uzun, bereketli ve maceralı hayatı, elbette kısa bir zamana sığıştırılamazdı. En kısa zamanda tekrar gelerek, Üstadı bu millete dosdoğru anlatmaya devam etmeliydik. İleri bir tarihte tekrar buluşmak dileğiyle oradan ayrılıp, satın alınan yeni hizmet merkezine geçtik.

Şehrin en merkezî bir yerinde ve ana cadde üzerindeki bir binadan satın alınan yeni mekân, gerçekten dâvânın haysiyet ve vakarına yakışacak güzellikteydi. Her şey baştan sona yenilenmiş ve oldukça yüksek masraf edilmişti. Ama bu kudsî dâvâ her şeye değerdi. İki oda ve balkonun da katılımıyla, altmış metrekare bir salon ortaya çıkmıştı. Geniş salon çevre il ve ilçelerden gelen gönül dostlarıyla tamamen dolduğu gibi, giriş ve diğer yan odalar da doluydu. Mikrofon sistemiyle bir yerden yapılan ders ve sohbeti her taraf dinleyebiliyordu. “Millî birlik ve kardeşlikte inanç temeli” konulu seminerimiz ve din kardeşliğine yapılan vurgular, Risale-i Nur’ların etnik köken farkı gözetmeden milletin birliğinde çimento vazifesini gördüğünü ve bunun Nur Talebeleri arasında fiilen yaşandığını ifade eden örnekler ve sair soru-cevap bölümüyle iki saati aşan ve dualarla sona eren program, gerçekten yeni bir şevk ve taze bir hizmet heyecanına vesile olmuştu. Hepimiz bu dâvânın hizmetkârlarıydık. Meşvereti hâkim kılarak bu kudsî hizmeti geleceğe taşıyorduk.

Pazar günü diğer bir programda, Risale-i Nur’un meslek ve meşrep prensiplerini ve Yeni Asya camiasının misyonu üzerinde bir buçuk saat süren bir çalışmayı paylaştık. Bu tarz açıklayıcı sohbetlere hakikaten ihtiyaç vardı. Herkes “Mesleğim haktır” yahut “Daha güzeldir” diyebilirdi. Ancak başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden “Hak yalnız benim mesleğimdir” diyemezdi, dememeliydi. Bizler de, şahs-ı mânevî olarak Risale-i Nur’un meslek prensiplerini orijinal halde devralmış ve orijinal olarak muhafaza edip, gelecek kuşaklara aynı özelliğiyle ulaştırmaya gayret ediyorduk. Bu minval üzere sohbet çeşitli soru ve cevaplarıyla sona erdi.

Başından sonuna kadar bize refakat eden ve her cihette katkı ve yardımlarını esirgemeyen Halil Elitok ve Mithat Hocalarla öğle namazını müteakip vedalaşarak, Niyazi Beyin kaptanlığında süratle terminale ulaştık. On üç otuz otobüsü kalkmak üzereydi. Niyazi Beyle de vedalaşarak otobüse yetiştik ve Ankara’ya doğru yolculuğumuz başladı. Isparta için daha büyük ve beş altı katlı bir kültür merkezi için geçtiğimiz yol üstünde arsalar beğenerek devam ettik. Beş buçuk saat süren bir yolculuktan sonra Ankara terminaline ulaştığımda, geride âhiret âlemlerine de intikal eden güzel hatıralar ve ruhumda inşallah rıza-yı İlâhiye muvafık hizmetlere nail olmanın tatlı mutluluğu vardı. Bütün bunlar ise, Allah’ın fazlından bir ihsandı ve bize düşen de sadece bu nimetlere mazhar olmanın şükrünü eda etme vazifesiydi ve O’na sonsuz elhamdülillah…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*