Kur’ân-ı Kerîm’i ve hadis-i şerifleri 21. yüzyılın idrakine bir Asr-ı Saadet modeli gibi takdim eden Peygamberimizin (asm) çağımızdaki varislerinden Hz. Bediüzzaman 35 yaşlarında 1911 kışında Şam şehrine intikal eder, meselelere vakıf zevat-ı kiramla görüşür ve âlem-i İslâmın yüzlerce derdini 6 maddede hülâsa eder:
Birincisi: Yeisin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.
İkincisi: Sıdkın (doğruluğun) hayat-ı içtimaîye-i siyasiyede ölmesi.
Üçüncüsü: Adavete (düşmanlığa) muhabbet.
Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nurânî rabıtaları bilmemek.
Beşincisi: Çeşit çeşit sârî hastalıklar gibi intişar eden istibdat.
Altıncısı: Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek” (Hutbe-i Şamiye)
Hz. Üstad bu müthiş ve doğru tesbitleriyle de kalmıyor ve o dönemlerde âcilen ve ilham nevinden neşrettiği Münâzarât, Muhakemat, Sünûhat, Hutbe-i Şamiye, Lemeat ve emsali eserlerinde Kur’ân’ın ışığında ve Efendimizin (asm) işaretleri istikametinde bu hastalıklara çareler ortaya koyuyor. Meselâ 7 milyarlık dünyanın irili ufaklı 200 devletinin 140-150’si tarafından kabul gören ve iştirak edilen ‘sandık’ hakikatıdır.
Hz. Bediüzzaman şarkın yalçın kayalıklarından bütün âlem-i İslâma bu hususta der ki: “Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl… Suâl: ‘Acaba daha Sultan Hamid gibi padişah tahta çıkmayacak mıdır? Eski hâl olmayacak mıdır?’ Cevap: Acaba sizin şu siyah çadırınız parça parça edilip yandırılırsa havaya savrulursa o külden yeniden çadır edip içinde oturmak kâbil midir?” (Münâzarât, B. S. Nursî)
Elbette bu sözlere de kendi mide ağrılarından veya dil hastalığından dolayı başka mânâlar verenler çıkabilir. Fakat eserin devamında, çoğulcu parlamenter sisteme, Meşrûtiyete, Cumhuriyete ve milletin meclisine sahip çıkmış ve önem vermiştir. Hatta kendileri hayatta iken, sandık başına gidip reyini DP’ye attığı aşikârdır. Bunlar çıkış ve müjde yollarıdır. Şimdi soruyoruz ve dâvâ ediyoruz: 57 İslâm ülkesinden kaç tanesi istediğimiz manada sandığa gidiyor? Ayrıca sandıktan çıkan “bir siyahî köle de olsa” ona sadık olmamız lâzım işareti, Peygamberimizin (asm) ebedî vasiyeti olan Veda Hutbesi’dir.
Şimdi Ramazan ayındayız. Türkiye’de 81 il ve 900’ü aşkın ilçelerinde toplam 553 televizyon ve 1120 radyo bulunmaktadır. Acaba Hz. Üstadın bu yaklaşımının neresinde olacaklar? Takdimlerinde son dönemin bir hastalığı; filan kariyer sahibi, fakat bu sahada ihtisası yok, kariyeri kendi sahasında, tıp, botanik, çevre, biyoloji, jeoloji, bir de derununda siyasî ihtiras varsa o zaman âlem-i İslâma çare değil bahar değil, girdap ve ümitsizlik ortaya korsunuz. Yanlıştır, günahtır ve vebaldır. Nisa Sûresi 58. âyet: “İşi ehline verin, âdil olun” Bunun neresinde olacağız? Caminin imamına teravihte uyduğumuz gibi, çağın imamına da uymalıyız.
Peki niçin âlem-i İslâm böyle? Hz. Bediüzzaman 13. Lem’a’da “Yağ bozulsa yenilmez, bazan zehir gibi olur” der. İşte bizler İslâm olarak yağ gibiyiz, bozulduk mu maalesef analarımızı öldürüyoruz! Çıkış yolu yok mu? Var. Nerede? Yine Kur’ân’da. Hucurat 10. âyet: “Bütün mü’minler kardeştir.” Ev kedisini öldüremeyenler analarını nasıl öldürürler? Mes’ul olarak gördüklerim, başta bu devletlerin siyasî liderleri ve müderrisler ve ders hocalarıdır. Ne veriyorlar ve ne yazıyorlar ki âlem-i İslâm bu hale geliyor? Maalesef küçük dar dairelerde hizipler olursa, elbette âlem-i İslâmda bu kavgalar devam eder. Kalır mı ittihad?
Benzer konuda makaleler:
- Corona virüs musibetinin hikmetleri ve manevi tedbirler
- Terörün çözümü Bediüzzaman’da
- Selefiliğin tarihi kökeni, günümüz Selefileri ve IŞİD
- Bediüzzaman’ın haklı olduğu ortaya çıktı
- Velinimetlerimiz
- Mehmet Kutlular: Bir nur talebesinin siyasetteki istikameti
- Bediüzzaman ve Risâle-i Nur hakkındaki bazı isnadlara cevaplar