Lezzet kapıcısı: Kuvve-i zaika

İktisat Risalesinin ikinci nüktesi:

“Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam bir şehir misalinde yaratmış.”1 ifadesiyle başlar. Küçük bir kâinat olan insanın, saray ya da şehre benzetilmesi cay-i dikkattir. Nükte iki esmayla başladığına göre ana fikrin bu esmalar çerçevesinde verileceği anlaşılır. Her cüzün benzersiz (Fâtır) ve hikmetli, yararlı (Hakîm) yaratılması insanın kıymeti üzerinde düşünmeye davettir.

İnsan mükemmel bir saraydır. Hücreleri oda olarak düşünebiliriz. En büyük saray bile birkaç bin odadan oluşurken, 100 trilyon odalı insan sarayının mükemmelliği fevkaladedir. Ayrıca her oda yani hücre dünyanın en gelişmiş şehrinden daha muntazamdır. Organel adı verilen yapılar hücrelerde bütün gerekli işleri yapar. Protein sentezi, enerji üretimi, sindirim, madde taşınması, hücre bölünmesi, salgı maddelerinin salgılanmasını; ribozom, mitokondri, lizozom, endoplazmik retikulum, sentrozom ve golgi aygıtı gibi organellerin marifetiyle gerçekleştirilir.

Bu girişten sonra dilimizin fonksiyonu nazara verilerek vazifesi hatırlatılır. Mideyle mukayese edildiğinde kapıcı olması elzemdir. Efendilik midenin işidir. Bu tasnif, nefis ve lezzet üzerine kurulu gıda sanayisinin amacına tezat teşkil eder. Bir örnekle anlamaya çalışalım. Çikolata gibi lezzetli bir gıdayı niçin yeriz? Sağlık veya iktisat için mi? Yoksa lezzet için mi? Cevabını biliyoruz değil mi?

Peynir, yumurta gibi besleyici gıda ile baklavanın mukayesesi mevzuyu iki kere iki dört edercesine izah eder. Peynir, yumurta daha besleyici ve on kat daha ucuzdur. Baklava ise daha lezzetlidir. Yarım dakikalık bir hatır için lezzeti takip etmenin maddi ve manevi neticeleri olacaktır.

En başta lezzete alışan kişi o lezzete zamanla bağımlı hale gelir. İsrafla şekillenen hayatında bereketin kalkması da sürpriz olmayacaktır.

Çocuklarımızı düşünelim mi? Ne yemekten hoşlanıyorlar? Hamburger, patates kızartması, kola mı? Bakliyat, çorba gibi ev yemekleri mi? Evlatlarımızın bu sağlıksız, zararlı ve yüksek kaloriyle beslenmesi sağlıklarını, para ihtiyaçlarını, sosyal ilişkilerini, aile hayatını nasıl etkiliyor?

Mevzunun en can alıcı noktası da bu zararların sadece maddî ve dünyevî hayatıyla sınırlı olmamasıdır. Kişinin fikir, şükür, tefekkür, uhrevî hayatı da menfi yönde etkilenir. Anlık bir lezzetin tadını çıkarırken yediğini sindirmekle meşgul olan kişi en yüksek hakikat olan imana mesai harcaması pek mümkün olamaz.

Lezzetin peşinde koşanın fikir dünyasında yemekten başka ne vardır?

Bu dehşetli planın akim kalması için dil kapıcı seviyesinde kalmalıdır. Aksi takdirde hâkim olduğunu zannederek önce mideyi, sonra vücudu ve nihayet ruhu karıştıracaktır. Yapılacak bellidir: İktisat ve kanaat.

Üstelik böylece hakiki iştahı kaybetmediğimiz için alacağımız lezzet de daha fazla olacaktır.

Oysaki iktisat eden tek türle yetinerek daha fazla lezzet alır. Üstadın: “Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisat vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir.”2 ifadesi lezzetteki temel kriterin iktisat ve açlık olduğunu anlamamızı sağlar vesselâm.

Dipnotlar:

1-Lem’alar, s.250; 2-Lem’alar, s.254-255

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*