Sincan’da dün tank yürütenler, bugün Sincan cezaevinde…

Kimsenin başına kötü bir şey gelmesini isteyenlerden değiliz. Herhangi bir musîbet veya felâkete de sevinmeyiz. Hele bu insanların başına gelirse o daha başka üzer bizi. Ama adalet denilen bir şey var, o da yerine gelmeli. Aynen haksız yere zulme uğrayan mağdurların hakkının iade edilmesi için bu şart da.

28 Şubat harekât-ı hainanesinin bazı mimarları nihayet hesap vermek için tevkif edilmişler. Hem de kaderin cilvesine bakın ki, esip-gürledikleri o günlerde meydanında tank yürütüp, kendi milletine gözdağı verdikleri Sincan’da, yine Sincan hapishanesine konularak adalete hesap vereceklermiş.

Tabiî, bu hareketlerin meydana gelmesi için, öncesi ve sonrasındaki hadiselere de bakmak lâzım. 28 Şubat harekâtının öncesinde yapılan 1995 seçimlerinden önceydi. Yanılmıyorsam Milliyet gazetesinin 1. sayfasında küçük bir haber okumuştum.

Orada ABD’li bir Ortadoğu uzmanına soruyorlar, ”Bundan sonra Türkiye’de ihtilâl olur mu?” diye. Adam da “Bundan sonra Türkiye’de ihtilâl olmaz. Ancak Refah Partisi iktidara gelirse (veya getirilirse) olur” mealinde cevap veriyor. Tabiî bu söz o zaman bizim zihnimizde yer etmiş, hayret ve dehşete kapılmıştık.

Ve nihayet adamın kehaneti doğru çıkmış, dini siyasete âlet eden ve bize Üstadımızdan tevarüs eden görüşe göre de her zaman karşı olduğumuz bu zihniyetin o zamanki temsilcisinin birçok dengesiz söz ve fiilleri 28 Şubatçılara bayram ettirmişti.

Hatta hiç unutmam, çalıştığım işyerinde, seçim neticeleri açıklandıktan sonra, o görüşte olan bir kamyon şoförümüz, işyerinin sahasına dışarıdan gelirken, kornayı alabildiğince uzun çalarak işyerine giriş yapıyordu. Onu yanıma çağırttım, niye böyle yaptığını sordum. Zafer kazandıklarını ifade edince bayağı kızmıştım, “Kardeşim tamam da niye fitneyi uyandırıyorsunuz?“ diye.

Neyse, o günlerde MGK’nın hararetli saatlerinde, askerler tarafından sıkıştırılan Başbakan, askerleri dinledikten sonra ayağa kalkarak ”Beyler, ne oluyoruz? Burası Türkiye Cumhuriyeti, burada halkın dediği olur. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin değil mi? Bizi buraya millet seçti getirdi, biz onun adına icraat yapıyoruz. Ama siz, buna rağmen yine de bize baskı yaparsanız, şuraya çıkar, dünya kamuoyuna ilân ederim ki ‘Türkiye’de demokrasi yoktur, askerî vesayet rejimi hüküm sürmektedir. Askerler bize silâh göstererek baskı yapmaktadır. Bu şartlarda icraat yapamayan hükümet yoluna devam edememiş, istifa etmiştir!‘” deseydi, inanın askerler geri adım atarlardı.

Tabiî, burada bu anlattıklarımızdan, suçlu Başbakandı falan mânâsı çıkartılmasın. Biz burada bir durum tesbiti yaptık.

İşin esas suçlusu elbette o baskıyı yapan komutanlardı. Binlerce insanımızı mağdur eden, psikolojik rahatsızlıklara sokan, hatta ölümlere sebep olan ve yine birçok memuru (asker, öğretmen de dâhil) sürgün eden, süründüren, işten atanlara elbette hadleri bildirilmeliydi.

Kaderin cilvesine bakın ki, milletin üstüne tank sürdükleri Sincan’ın hapishanesinde şimdi, o hesap verme gününü bekliyorlar.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*