Toprağın kokusu

Image
Toprak insanlar için her zaman mukaddes bir değer olarak görülmüştür. Her devirde uğrunda savaşlar yapılmakta, kan dökülüp can verilmektedir. Toprak vatandır, namustur, anadır, yârdir. Adına türküler söylenir, hasretliğine ağıtlar yakılır. Toprak, çilenin adı, tahammülün timsalidir. Sevginin, hoşgörünün, yiğitliğin, cömertliğin ve alçak gönüllülüğün de sembolüdür.

Her ne kadar bazıları “alt tarafı toprak” deyip geçse de, onun alt tarafı da, üst tarafı da insan için çok mânalar ifade etmektedir. Yaşarken toprağın üzerinde yurt tutup yuva kurduğumuz gibi, öldüğümüz zaman da toprağın altı bize mesken olacaktır. Üstünde almış sene yaşadıysak, altında kıyamete kadar yatmış olacağız. Yani insanın evveli de, zevali de topraktan ibarettir.

İnsanın aslı toprak olduğu için, topraktan uzaklaştığı oranda, kendinden de uzaklaşır. Aslına yabancılaşır. İnsanî değerleri erozyona uğrar. Duyguları körelir, ruhu çölleşir. Bugün şehirlerde yaşayan köy kökenli insanlar, hep toprağın hasretliğini çekerler. Hayatlarını kolaylaştıran bir çok unsur olduğu halde, iyi bir iş sahibi olup rahat bir hayat sürmelerine rağmen, hep bir şeylerin eksikliğinden yakınırlar. Çok katlı apartmanlarda, beton bloklar arasında toprağın hasretliğini çekerler. Topraktan insan ruhuna yansıyan dostluğun sıcaklığını, komşuluk ve akrabalığın lezzetini, buralarda bulamamanın huzursuzluğunu yaşarlar.

Image

Bizler de öyle değil miyiz? Yıllar önce kopup geldiğimiz köyümüzde ne hatıralarımız kalmıştır. Bugün asfalt caddelerden geçerken, süslü kaldırımlardan yürürken, köyümüzün tozlu yollarını hasretle hatırlamıyor muyuz? Kalabalıklar arasında yalnız dolaşırken, köyde bıraktığımız eski fakat eskimez dostlarımız, arkadaşlarımız ve akrabalarımız gözümüzün önüne gelmiyor mu? Annemizi, babamızı ve diğer büyüklerimizi bağrında barındıran o toprakları, bizle de gönlümüzde barındırmıyorsak, en hafif ifadeyle vefasızlık etmiş oluruz. Hele bir de zamanımız ve imkânımız olduğu halde, doğup büyüdüğümüz yerleri ziyaret etmekten kaçınıyorsak, işte o zaman sıla-yı rahmi terk etmiş oluruz ki, bundan da Allah’a sığınırız. Zira Peygamber Efendimiz, sıla-yı rahmi terk edenin tövbesinin kabul olmayacağını ihtar etmektedir. İnsanın doğup büyüdüğü, dost ve akrabalarının bulunduğu mekanları terk edip bir daha dönüp bakmaması, toprağından uzaklaşmak, özüne ve aslına yabancılaşmak demektir.

Tatil günlerinde, özellikle bayram tatillerinde, insanların akın akın tatil yörelerine koştuklarını görüyoruz. Gurbetçilerimiz için izin dönemi olan şu günlerde, anne ve babalar evlatlarının ve torunlarının yolunu gözlerken, deniz kenarlarında veya dağ başlarında tatil yapmayı tercih edenlerin sayısı gittikçe artmaktadır. Hatta köyüne uğramadan, tarlasına ve toprağına ayak basmadan geldiği ülkeye dönen gurbetçiler biliyoruz.Bu durum sosyal bünyemizde de bozulmalara ve çözülmelere neden olmaktadır.

Genzinde toprağın kokusunu hissetmeyen, gönlünde de insan sevgisini hissetmez diyor, toprağın hem üstünde, hem altında huzur içinde olmamızı Rabbimden niyaz ediyorum.

Image

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*