Üç gün değil, iki gün!

Image
Hasılât mevsimlerinin biri gidiyor, biri geliyor. Receb, Şaban, Ramazan derken, Şevval, Zilkade ve Zilhicce de gelip geçiverdi. Ve yeni bir hicrî yıla, Hz. Peygamber’in (asm) hicretini hatırlatan yıla, Muharrem ayı ile başlayıverdik Elhamdülillah. Bunların hepsi de içerisinde nurlu gün ve geceleri barındıran aylardır.

Şuurlu ve sevabını Allah’tan bekleyen Müslümanlar, bu gün ve geceleri, ellerinden geldiği kadar en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorlar. Geceleri; başta teheccüd namazı olmak üzere, çeşitli ibadetlerle geçirirken, gündüzleri de emr-i Peygamberî’ye (asm) iktidâ ederek, onun sünnet-i seniyyesine uyarak, oruçlu geçiriyorlar.

Ramazan ayındaki farz oruçtan sonra en faziletli oruçlardan biri de, içerisine yeni girdiğimiz Muharrem’de tutulan oruçlardır. Başka zamanlarda sadece Cuma veya Cumartesi günleri oruç tutmak tenzihen mekruhken, Muharrem ayının da içinde olduğu dört haram ayda (Muharrem, Receb, Zilkade ve Zilhicce) Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutmanın faziletine dair hadis-i şerifte çok terviç ve rağbet var. Bu mübarek Muharrem ayının en mühim ve çok Müslüman tarafından bilinen orucu da “Aşure Günü orucu”dur. (Aslında aşure, Arapça on sayısı demek olan “aşere”den gelen bir kelimedir. Hem Muharrem ayının 10. gününü ifade eder, hem de geçmiş Peygamberlerin on hadisesinin vuku bulduğu gün olması hasebiyle öyle ifade edilmiş.)

İşte, bizim yazıya başlık olarak koyduğumuz mesele de budur. Bununla alâkalı olarak kaynağından bir kısmı buraya alarak, bu konudaki düşüncemizi sonrasında ifade edelim:

“..Hadiste dikkat çekilen bir diğer husus da, Aşure Günü orucudur. Aşure Günü, Hicrî senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Aşure Gününün de diğer günler içerisinde ayrı bir yeri vardır. Aşure Gününe fazilet kazandıran pek çok hâdise bulunmaktadır. Meselâ Hz. Musa ve İsrâiloğulları bugünde Firavun’un zulmünden kurtulmuşlar, Hz. Nuh’un gemisi Cûdi Dağına bugün demirlemiştir. Hz. Yunus, balığın karnından bugün kurtulmuş, Hz. Âdem’in tevbesi Aşure Günü kabul edilmiştir. Daha pek çok güzel hâdise bugün gerçekleşmiştir.

“Bunun içindir ki, Muharrem ayı ve Aşure Günü, Yahudilerce ve Hıristiyanlarca da mukaddes sayılmıştır. Nitekim Peygamberimiz (asm) Medine’ye hicret buyurduğunda, Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrenmişti. ‘Bu ne orucudur?’ diye sordu. Yahudiler, ‘Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı ve Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (as) şükür olarak bugün oruç tutmuştur’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah (asm), ‘Biz Musa’nın sünnetini yaşatmaya sizden daha yakın ve hak sahibiyiz’ buyurdu ve Aşure Gününde oruç tutmaya başladı ve ashabına da tutmalarını emretti. O tarihte henüz Ramazan orucu farz kılınmamıştı. “Peygamberimiz ve sahabîler vacip olarak o gün oruç tutmaya başladılar. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra ise Peygamberimiz (asm), ‘İsteyen tutar, isteyen terk edebilir’ buyurarak herkesi serbest bıraktı.

“Aşure Günü tutulan orucun faziletiyle ilgili pek çok hadis vardır. (…) Peygamberimiz bu hadislerinde Aşure Günü oruç tutmanın bir senelik geçmiş günahları affedebileceğini bildirmektedir. Ancak Yahudilere benzememek için, Aşure Gününden bir gün öncesini veya sonrasını da oruçlu geçirmek tavsiye edilmiştir. İbn-i Abbas bununla ilgili olarak şöyle bir hadis rivayet eder: ‘Aşure Günü oruç tutun, fakat Yahudilere muhalefet edin. Ondan bir gün önce veya sonrayı da oruçlu geçirin.’”

Gazetemiz Yeni Asya’nın 2002 yılında okuyucularına hediye ettiği Câmiü’s-Sağir isimli hadis kitabından aldığımız bu bilgiye göre, Aşure Gününde tutulacak orucun şeklini Peygamberimiz (asm) çok güzel ifade etmişlerdir. Yani, o günde birçok peygamberle alâkalı güzellikler olduğundan, Yahudiler ve Hıristiyanlar da oruç tuttuğundan, onlara muhalefet eder tarzdaki ince bir ölçüyle, bir gün önce veya bir gün sonrasını da ilâve ederek oruç tutulmasını tenbih etmiştir. Buradaki incelik, ya 9-10. veya 10-11. günlerde olmak üzere iki gün oruç tutmaktır. İşte, bu özelliğe dikkat etmeyen bazı hocalar, vaazlarda ve hutbelerde; 9-10-11. günlerde üç gün oruç tutulmasını cemaate söylüyorlar. Hadisin mânâsı kaybolduğu gibi, çoğu ehl-i tahkik olmayan Müslümana da o şekilde oruç tutturuyorlar.

Ha, denebilir ki, ”Yahu ne var bunda, bu kadar abartmaya ne lüzum var? Ha iki olmuş, ha üç, ne fark eder? Fazla olsa daha sevaplı olur vs” Ama, işte o zaman tesbihin 33 adet olmasındaki hikmet de kaybolur. 50 defa, 100 defa çekelim o zaman. Veya canımızın istediği kadar çekelim. İşte öyle olunca da, şifre bozulur, belki de maksad tam yerine gelmemiş olur. Hâsılı, Peygamberimiz (asm) nasıl yapmışsa öyle yapmak, onun yaptığına—zahiren daha fazla sevap getirecek gibi gözükse de—ilâve yapmamak, en müstakîmi ve sünnet-i seniyyeye harfiyen uyma noktasında en doğrusudur, sadakatin de gereğidir. Nitekim, onun sünnetine hüve hüvesine uymanın getireceği sevap, kimbilir belki de daha fazla olsa gerek. Burada, “Kim ümmetimin bozulduğu bir zamanda benim sünnetime sıkıca yapışırsa, yüz şehidin ecrini, sevabını kaanabilir” (Hadis, Müsnedü’l-Firdevs, 4:198) hadis-i şerifini hatırlamakta fayda var.

Evet, Aşure Günü orucu üç değil, iki gündür. Bu hafta; 9-10. veya 10-11. günlerde bu oruçlar tutulabilir. Artık tercih, şahsın durumuna bağlıdır. Ama, zaten haram aylarda “Perşembe, Cuma ve Cumartesi” günleri oruç tutulması sünnet olduğundan; 9 Muharrem / 25 Aralık Cuma ve 10 Muharrem / 26 Aralık Cumartesi günleri iki gün oruç tutarsak daha sevaplı olur İnşaallah.

Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*