Almanya’da Avrupa Birliği gibi Risale okuma programı

”Almanya’nın Munih-Augsburg hattından tertiplenen okuma programına Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden gelen Nur Talebelerinin temsili bir Avrupa Birliği tablosu meydana getirmesi dikkat çekiciydi.”

Almanya’nın Münih-Augsburg hattında, farklı farklı Avrupa ülkelerinden gelen temsilci Nur talebeleriyle üç günlük bir okuma programı tertip edildi. Yapılan bu okuma programı sanki Avrupa Birliği’ni temsil ediyordu.

Türkiye’nin siyasî, ekonomik, askerî Avrupa Birliği serüveninin ne duruma geldiğini hemen herkes biliyor. Meydan okumaların kimlerin işine yaradığı zamanla daha bir netlik kazanıyor.

Dünyanın her geçen gün terör, anarşi ve mülteci dalgalanmaları ile sarsıldığı bir zamanda, ülkemizde çok yönlü bir yalnızlığa doğru savrulma kendini gösterirken, Avrupa’nın farklı farklı ülkelerinden bir araya gelen Nur Talebeleri aslında neler yapmak gerektiğine dair işaretler veriyorlar. Serin, sakin, dikkatli, disiplinli, ortak akılla düşünülmüş adımları ve kararları olan ve de itiyat içerisinde ilişkilerin sürdürülmesi örneğini gösteriyorlar.

Soğuk iklim Avrupa, yavaş hareket ediyor, ama bu yavaş hareketin de olumlu sonuçları ortaya çıkıyor. Sıcak coğrafya, his coşkunluğu taşıyan iklim olan Asya, elbette çabuk karar alıyor, çabuk karar değiştiriyor, akıl ve mantık ve istişare kültüründen ziyade hislerin, heyecanın, bireyselliğin etkisiyle hemen değişik dalgalanmalara sahne olabiliyor. Tabiî bunun etkilerini de ortadan kaldırmak kolay olmuyor.

Aslında, bu iki farklı ruh halinin, iki farklı medeniyetin, iki farklı coğrafyanın, iki farklı duygu etkileşimi insanlarının birbirine ne kadar da muhtaç oldukları açık.

Yani ne Avrupa Asya’sız, ne de Asya Avrupa’sız yapabilir. Özellikle de teknolojik ilişkiler ağının bu derece geliştiği, insanların neredeyse her an takip ettikleri ellerinde, altlarında, günlük hayatın hemen her yerindeki, neredeyse günlük gelişmeler ihtiva eden teknolojik aletler, bu birlikteliğin de ne düzeyde olması gerektiğine işaret ediyor.

Yani gelinen noktadan daha geriye gidilemeyeceğine göre, gelinen noktadaki teknolojiyi karşılamak için bir alternatifin bulunmadığına göre, kalkıp da meydan okumak; ‘Oğlum artık Mercedes’e, BMV’ye, Opel’e… binmeyeceksin; cebindeki türlü türlü marka ve programlar ile yenilikler ile adeta zihinleri sarsan telefonları bir kenara bırakacaksın’ demek gibi, uygulanması pek de mümkün olmayan bir meydan okuma olmuş oluyor.

Sadece bu ifadeler ve hisleri harekete geçiren tavır ve tutumlar bile bizim henüz Avrupa Birliği’ne ne kadar mesafede olduğumuzu göstermesi bakımından ilginç.

Tabiî madalyonun diğer yüzünde ise, iki yüzlü tavır ve tutumuyla, zındıka komitelerinin pis ve çirkin elleriyle Asya’da ortaya çıkan kötü niyetler, Türkiye, Suriye, Irak ve diğer İslâm ülkeleri gibi yerleşimlerdeki Avrupa’nın tavır ve tutumu elbette adalet, hak ve hukuk, insan hak ve özgürlükleri, insanî vicdan gibi pek çok değerle örtüşmeyen bir takın adımlar atılmaktadır.

İşte bütün bunları, sağlıklı bir zeminde, hisle, heyecanla değil, akıl ve mantıkla, bilimle, ortak akıl içerisinde konuşabilmek, yaşanan insanlık dramlarına çareler üretebilmek tam da zamanı.

Türkiye şu an bu yorumların neresinde? Elbette özellikle 15 Temmuz darbe kalkışması sonrası bu makul noktadan biraz daha uzaklaşıldı. Biraz daha aklı ve mantık, insaf, hakkaniyet hükmetmesi gerekirken hisler iyice galeyana geldi. Onlarca yıldır devam eden süreçte, neredeyse, ‘Bizim Avrupa Birliği gibi bir hedefimiz yok.’ noktasına gelindi. Yine yavaş yavaş hatta çok yavaş gelişen demokrasimiz iyice yavaşladı. Kendini ifade etme özgürlüğümüz ciddî anlamda geriledi. O zaman aslında bir taraf kazandı. Yani ülkemize, insanlarımıza bu derece kayıplar yaşatan, hak mahrumiyetleri yaşatan terör odakları amaçlarına ulaşmış oldular.

Oysa, yaşanan ağır hadiseler bizim biraz daha demokrasimize bağlanmamızı netice verseydi, biraz da istişare kültürünü elde etmemize sevk etseydi, biraz daha bizim gibi düşünmeyen insanlarla birlikte yaşamaya, birlikte düşünmeye iteleseydi, işte o zaman bu nereden beslendiği, neyi amaçladığı belirsiz olan odaklar en ciddi derslerini almış olacaklardı.

Yani gelişmeler demokrasimizi zedelediyse, bu zamana kadarki kazanımlarımızı olumsuz etkilediyse; o zaman demokrasi düşmanları, anarşiden beslenen kesimler sinsi amaçlarına ulaşmış olmaktadırlar. Oysa tam tersi olsaydı, anayasamız yaşanan bu kalkışma sonrası, iktidar muhalefet birlik olup, bu antidemokratik maddeleri ortadan kaldırsaydı, OHAL gibi bir daralma sürecinin içine girilmeden tedbirler düşünülseydi, kargaşa çıkaranlar en ciddî cezalarla cezalandırılırken insan hak ve özgürlükleri genişletilseydi, emin olun o zaman diyebilirdik ki, ‘Ey Avrupa, biz sizin görmezden geldiğiniz, bizi anlamadığınız krizden bile güçlenerek çıkıyoruz, biz yaşadıklarımızdan dersimizi çıkarıyoruz, bizde ortak akıl hükmediyor, kişi hakimiyetinden ziyade birlik ve beraberlik ruhuyla kararlar alıyor ve uyguluyoruz!’ denseydi o zaman hakikaten bu Avrupa Birliği’ne girmeye çabalamak gibi bir derdimiz olmazdı.

Diyeceğim o ki, Avrupa Nur Talebeleri çoktan Avrupa Birliği’ne girmişler bile. Avrupa’yı sadece bir noktadan değerlendirmeden, olumlu ve olumsuz gelişmeleri, Risale-i Nurlardaki yaklaşımla, ‘iki Avrupa’ perspektifinden ele alarak, Hıristiyanlık din-i hakikisinden beslenen Avrupa ile ittifak noktalarını ararken, diğer taraftan zındıka komitelerinin çirkin, pis elleri ile karıştırdıkları ve dünyanın her geçen gün biraz daha kargaşaya sürüklendiği ortamda gelişmelere katkı sağlayan, seyirci olan Avrupa anlayışına karşı tavır göstermektedirler.

Türkiye, 15 Temmuz sonrası gelişmeleriyle çirkin hedefleri olan Avrupa ve ülke içindeki maşalarının hedefine yaklaşırken, Avrupa’da Türkiye’yi savunan, gelişmeleri göz ardı etmeyen hatta daha da demokratikleşme konusunda emek sarf eden, Türkiye’nin lehine bir duruş sergileyen kesimlerin elini zayıflattı. Belki biraz daha çok akılla düşünülseydi, bu krizden kârlı çıkmak mümkün olamaz mıydı diye düşünmüyor değil insan.

Haydi bakalım hayırlısı

Yine de bunları konuşuyor olmak bile iyi. Her geçen gün daralmaya giderek, KHK uygulamalarını yaygınlaştırarak demokrasi düşmanlarını, ülke üzerinde pis emelleri olan odakları sevindirmeyelim.

Bediüzzaman, bütün çirkinliklerin, istibdattan, bütün güzelliklerin de şer’i hürriyetten olacağını söylüyor.

Aslında fazla kelâm ettik, ortada AB’ye girmiş, programlar yapan ve ufku geniş, vatan sevgisi, millet sevgisi tartışma götürmeyen, şeffaf, amaçları iman ve Kur’ân’a hizmet olan ve bunu da yüz yıldır müsbet uygulamalarıyla gösteren bir Risale-i Nur topluluğu var orta yerde. Görmek isteyenlere.

Yoksa bir yanlış örnekten hareketle, bütün olumlu gelişmeleri görmemek elbette amaçlı bir körlük olsa gerektir. Ama Kur’ân’ın bir mu’cize-i maneviyesi olan Nurlar, elbette hadisatın dalgaları arttıkça daha bir parlayacak ve gün geçtikçe olumlu gelişmeler olacaktır, inşallah.

DÂVÂ DÜŞÜNCESİNİN YANSIMASI

01-04 tarihleri arasında Münih-Augsburg hattında yani Güney Almanya diye tanımlanan bölgede, İsviçre, Avusturya’nın da katılımıyla bir Risale-i Nur okuma programı tertip edildi. Avrupa’nın yoğun iş mevsiminde, disiplinli bir çalışma temposu içinde hayat devam ederken, Avrupa’nın dini faaliyetlerinin, yılbaşı programlarının ve dolayısıyla izinlerinin olduğu bir süreçte orada yaşayan Nur Talebesi kardeşlerimizin hemen bir okuma programı tertip etmeleri hakikaten takdire şayan. Bu, şahsî istirahatini düşünmeden insaniyet alâkadarlığı gösteren yüksek bir himmet göstergesidir.

Normal şartlarda kendilerinin de dinlenme hakları bulunan bu kardeşlerimiz, bir iki günlük tatil zamanlarını hemen bir program tertibinde geçirmeleri, dünyalarındaki Risale-i Nur sevgisinin ve hayatlarındaki dâvâ düşüncelerinin yerini göstermektedir.

Yeni Asya hizmet ekolünün mahallerdeki temsilcileri olan kardeşlerimizle, bazı özel ders paylaşımları için müdebbir eğitimi kapsamında biz de bir araya geldik.

Doğrusu böyle bir manevî hizmette, gidişat nasıl, neleri doğru yapıyoruz, neler nasıl gidiyor, noksan bir tarafımız var mı, daha güzel olabilmesi için neleri öncelememiz gerekiyor gibi onlarca soruya, ortak akılla, meşveret ederek, insafla çareler üreterek cevaplar aradığımız program, aslında katılımcıları çok yönlü etkiledi.

Programa Türkiye’den eğitimci olarak dâvet edilen bizden başlamak üzere, gözlemlediğimiz bütün katılımcı kardeşlerimizde bir şevkin, bir heyecanın, şuurlu bir hizmet gerçekleştirmenin ciddiyetinin bulunduğunu görmek, doğrusu bizi de çok olumlu etkiledi, şevklendirdi.

RAHMETLİ MEHMET KÖSE AĞABEY

Özellikle de daha bir iki gün önce hastaneden çıkıp gelmiş, henüz daha kollarında serum izleri duran, ama ortama kattığı pozitif enerji ile Nurlara uygun çare düşünceleri ile, ayakta zor durmasına rağmen hiç bu güçlüğü ön plana çıkarmadan genç kardeşlerinin arasında bir derviş edasıyla duran 70’li yaşlardaki Mehmet Köse Ağabeyin bu duruşu hakikaten Nurun mesleğindeki kahramanlığın boyutlarını gösteren bir nümune olmuştu. Mehmet Köse Ağabeyimiz, neredeyse Üstad’ın bütün talebeleri ile görüşmüş.

Evi ağabeylerin uğrak yeri olmuş. Okuma programımızda kendileri hastaneden çıkıp gelmişti. Kolunda serum aparatı halen takılı idi. Okuma programımıza oğlu ile geldi ve etkin katılımlar da yaptı. Aslında yaşayışı ile Nur Talebeliğinin nasıl olması gerektiğini de gösteren bir büyüğümüz idi. Nurun bir kahramanı olan ağabeyimiz geçtiğimiz günlerde Hakkın rahmetine kavuştu. Ailesine, çocuklarına, kardeş ve dostlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Öte yandan, yüzlerce kilometre uzaklardan İsviçre gibi, Avusturya gibi ülkelerden katılmalarına rağmen, normal şartlarda yorgun argın bir ruh halinin, beden halinin olması gerekirken, ama bakıyorsunuz bu kardeşlerimizde sanki yakın bir köyden programa katılmış gibi bir dinamiklik hali, yine Nurun insan üzerindeki olumlu etkisini göstermesi bakımından manidardır.

Programı tertip edenlerin, programda emeği geçenlerin yüz hatlarındaki tatlılık, mimiklerindeki tebessüm, duruşlarındaki kararlılık görülmeye değerdi. Nur Talebeleri dün nasıl Nurları çoğaltırken, dağıtırken, okurken, yaşarken; halen ve kalen bir kararlılık, inanmışlık göstermişlerse, bugün ondan çok da geri değildir.

İşte bu ve buna benzer pek çok dinamikler yarınlar için gerek ülkemiz adına ve gerekse dünyadaki Nur Talebeleri adına güçlü ümit taşımak gerektiğine işaret ediyor.

Sebahattin Yaşar