Bediüzzaman nasıl bir muallimdir?

“Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk; kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan” diyen Cemil Meriç bizlere bir bakıma hoca nedir, öğretmen nedir, talebe nedir gibi sorulara güzel bir üslâpla cevap vermiştir. (Bu Ülke, s.100)

Üstad Bediüzzaman gerçek bir eğitimcidir. Talebeleri de ilme talip olmaları cihetiyle de gerçek birer talebedirler. Çünkü eğitimde, “gönüllülük” esastır. Bu gibi birçok eğitim ilkelerini Bediüzzaman Hazretleri bizlere göstermiştir.

Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Çocuğa görelik (veya öğrenciye görelik) ilkesi: Talebenin anlayamayacağı, kaldıramayacağı bir ilim verilmemelidir. “Bilirim ki, kâh minâre başında, kâh kuyu dibinde konuşuyorum. Neyleyeyim, zuhurat öyle. Şuâat ve şu kitapta mütekellim, âciz kalbimdir. Muhatap, âsi nefsimdir. Müstemi, müteharrî-i hakikat bir Japondur. Temâşâ eden bunu düşünmeli. Gayetü’l-gayat olan mârifetullahın bir burhanı olan mârifetü’n-Nebîyi Şuâat’ta bir nebze beyan ettik. Şu risalede maksud-u bizzat olan tevhidin lâyühadberâhininden yalnız dört muazzam burhanına işaret edeceğiz. Hem nazar-ı aklîyi hads-i kalbiyle birleştirmek için, melâike ve haşrin bir kısım delâiline ima ederek, imanın altı rüknünden dördünün birer lem’asını, fehm-i kasırımla göstermek isterim” diyerek bu ilkeyi apaçık bizlere sunmuştur.

2. Gönüllülük ve merak: “Çünkü merak ilmin hocasıdır” diyerek derslerde faaliyetlere yer vererek ilgiyi ve dikkati canlı tutarak dersi eğlenceli hâle getirmek mümkündür.

3. Bilinenden bilinmeyene ve tekrar ilkesi: “Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzımdır, te’kid için terdad lâzımdır, teyid için takrîr, tahkik, tekrîr lâzımdır. Hem öyle mesâil-i azîme ve hakâik-ı dakîkadan bahsediyor ki, umumun kalblerinde yerleştirmek için çok defa muhtelif sûretlerde tekrar lâzımdır.”

4. Somuttan soyuta ilkesi: Bu ilkeyi öncelikle Kur’ân-ı Azimüşşan’da temsil metodu halinde görmek mümkündür. Zira birçok peygambere ait kıssalar Yüce Kitabımızda bulunmaktadır. Bediüzzaman da eserlerinde çokça temsilî hikâyelere yer vermiştir. Zaten bu ilke de soyut olan konuları somutlaştırarak öğrenilmesinden bahsetmektedir. “Felillâhilhamd (Allah’a şükürler olsun), sırr-ı temsil dürbünüyle (bazı konuların anlaşılır misallerle anlatılması), en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. Elhasıl, yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur’ânîyenin lemeâtındandır (Kur’ân misallerinin parıltılarıdır). Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur (yakarış, yalvarma). Dert benimdir, devâ Kur’ân’ındır.” Yukarıda da ifade edildiği gibi eserlerin güzelliklerinde ve tesirli anlatımında Bediüzzaman Hazretleri kendisine bir hisse vermiyor. Aksine kendisinin iman ve Kur’ân gerçeklerine herkesten daha fazla ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Anlatılanların anlaşılmasında temsil sırrının ehemmiyetine işaret ediyor.

5. Yakından uzağa ilkesi: Bir eğitimciye ya da bir insana en yakın olan kişi kendisidir. Onun için eğitime önce kendisini eğiterek başlamalıdır. “Nefsini ıslâh edemeyen başkasını ıslâh edemez” gayet veciz bir ifade olmakla beraber uslanmayan nefse müthiş bir uyarıdır. Ayrıca “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler. Belki, küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler” diyerek dinî eğitimde de “model olmanın” önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

6. Açıklık ilkesi: “Muhakkikinin şe’ni gavvas olmaktır, zamanın tesiratından tecerrüt etmek, mazinin amakına girmek, mantığın terazisi ile tartmak, her şeyin menbaını bulmaktır. “Evet bir gavvas gibi dalan ve hakikati araştıran bir define avcısının defineyi bulması gibi bilgiye ve hakikati kaynağından edinen bir talip bu hakikati asla unutmaz.

7. Planlılık: “İntizam ile iş görmek ilim ile olur” diyerek eğitimde planlılığın gereklerine vurgu yapmıştır.

8. Hayata yakınlık ilkesi: “İşte tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler: “Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyâyı sevme!” Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.” Hem nasihat tesir eder, hem dâire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur” Bu veciz ifâde de bizlere verilecek nasihatin hayata ve fıtrata uygun olması gerektiğini söyler.

9. Bütünlük İlkesi: “İnsanın cevher-i ruhunda ekilen ve rakamlara sığmayan istidatlar var. Bu istidatların altında, hesaba gelmeyen kabiliyetler var. Ve bunlardan neş’et eden, hadde gelmeyen meyiller var. Ve bunlardan husûle gelen gayr-ı mütenâhî efkâr ve tasavvurat var.” Modern eğitim sistemlerinin çoklu zekâ dediği şey tam da budur işte. İnsanda bulunan çok istidata yönelmek. Bediüzzaman da yine bu ilkeye dikkatleri yıllar öncesinden çekmiştir.

10. Otoriteye itaat ve özgürlük ilkesi (sosyallik ilkesi): Bediüzzaman Modeli düşünceden oluşan, toplumu şiddetten ve anarşilikten uzak tutan insanı hür, fakat abdullah olarak gören bir modeldir.

11. Modellik ilkesi: “Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha tesirlidir.”

“Kâinatta en büyük hakikat imandır. İmandan sonra namazdır…” diyen Bediüzzaman Hazretleri önemli bir muallimdir. Çünkü bütün zulümlere ve engellemelere karşı, mücadelesine devam ederek eserlerini yazabilmiş ve bütün dünyaya yayılan kutlu dâvânın öncüsü olabilmiştir. Bediüzzaman muallim kelimesini sever yer yer kullanır, çünkü kendi bulunduğu öğreticiler zinciri içinde o da son yüzyılın, helâket ve felâket asrının öğretmenidir. İstanbul’a gittiğinde ulema ve mektep muallimlerini münâzaraya dâvet etmiş ve onları sorulan her soru ile tatmin ve ikna etmiştir. Bu yüzden zamanın en tesirli en etkili muallimi manasına da gelen Bediüzzaman ismini ona vermişlerdir.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*