Güzel düşün, güzel olsun

Psikolojide “kendini gerçekleştiren ön kabul” diye bir esas var.

Buna göre insanın herhangi bir konuda ön yargısı varsa bir süre sonra bu ön kabul olarak kendini gerçekleştirmeye başlıyor. Bu durum, Kitabullah’ta da aslında bir çok konuda üzerinde durulan bir husus. Bunlardan biri ümit konusudur.

Bir kişi ön kabulleri oranında ümitvar olabiliyor. Bu da iman etmekle doğru orantılıdır.

Yusuf Sûre-i Celilesinde Hz. Yakup aleyhisselâm, oğullarını Mısır’a gönderirken nasihatte bulunur ve şöyle der: “Evlâtlarım, haydi gidiniz, bütün duyularınızı, hislerinizi kullanarak var gücünüzle Yusuf ve kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışınız. Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez. (Yusuf 87).

Bu cümle onun oğullarına sunduğu bir ön kabuldür. Yani imanı var olanın ümidi taze olur vurgusudur.

Başka bir misal verecek olursak bir Hadis-i Kudsî’de Rabbimiz buyurur: “Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” (Buharî, Tevhid 15; 35; Müslim, Zikr 2) Yani kul Allah Teâlâyı nasıl kabul ederse, Allah Azze ve Celle de kula o şekilde muamelede bulunur. Kul Rabbini Latif, Mucib, Kerim, Afuvv, Tevvab kabul ederse, lütfunu görür, duâsına icabet edildiği anlar, Rabbinin ikramına mazhar olur, af ve mağfirete nail olup tevbesi kabul buyrulur inşallah.

Yok kul eğer Rabbini kendisine karşı Kahhar (Kahredici), Muzil (zelil-alçak edici) Cebbar (bütün gücüyle yakalayan) vs. kabul ederse bu kula Allah Teâlâ bu sıfatlarıyla muamelede bulunur.

Ya da benim duâm, tevbem kabul edilmez diye düşünüp ön kabul ve şartlanmışlıkta bulunursa ne duâsı kabul görür ne tevbesi …

Bu husus Risale-i Nur’da şöyle izah edilir:

“Evet küfrün tazammun ettiği Cehennem-i maneviyeye bak! “Ben kulumun zannı üzereyim” Hadîs-i Kudsîsi sırrınca, Cenâb-ı Hak kâfirin zan ve itikadını daimî bir azab-ı elîme kalb eder. Sonra, iman ve yakîn ile, Cenâb-ı Hakk’ın likasından sonra, rızasından sonra, rü’yetinden sonra mü’minler için hasıl olan lezzetlerin derecelerine bak!” (Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale)

“Hem insanın hodgâm hevesatı ve süflî ve akibeti görmeyen hissiyatı, kâinatta cereyan eden rahmaniyet ve hakîmiyet ve rubu- biyet kanunlarına mikyas ve mehenk ve mizan olamaz. Kendi âyinesinin rengine göre görür. Merhametsiz siyah bir kalb; kâinatı ağlar, çirkin, zulüm ve zulümat suretinde görür. Fakat iman gözüyle baksa; yetmiş güzel hulleleri giymiş bir Cennet hurisi gibi, rahmetler ve hayırlar ve hikmetlerden dikilmiş yetmiş binler güzel libasları birbiri üstüne giymiş, daima güler, rahmetle tebessüm eder bir insan-ı ekber ve ondaki insan nev’ini bir kâinat-ı suğra ve herbir insanı bir âlem-i asgar müşahede eder.” (Şuâlar, On Beşinci Şuâ)

Bu husus Sekizinci Söz’de temsili bir hikâye ile daha teferruatlı anlatılmaktadır. Dileyen o hikayeciği okuyabilir.

Efendimiz aleyhisselâm da bir hadisinde şöyle buyurmaktadır; “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.” (Tirmizî, Kıyamet 51)

Demek ki ağzımızdan çıkan her husus pozitif veya negatif olarak kaydediliyor ve hayra niyet eden hayra, şerre niyet eden şerre kavuşuyor.

Ayrıca örfümüzde “bir şeyi kırk defa söylersen olur, ağzını hayra aç, her şerde bir hayır vardır” gibi söylem ve mantık da bu konuyla ilgili aynı kapıya çıkıyor.

Demek ki insan kabulleriyle değer kazanıyor. Bir şeyi nasıl düşünürsen öyle oluyor. Kâinata müsbet enerji yollama bir kelebek etkisi yapıp hayra vesile oluyor biiznillah.

Zübeyde Meryem Şakar

image_pdf

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*