Hayatî tedbirler

Koronavirüse yenik düşen bir hasta, kayda aldığı son anlarında insanlara şöyle sesleniyordu: “Ben geç kaldım, sizler geç kalmayın!” Bu hastalıktan kurtulamayacağını ve az bir ömrü kaldığını hissetmişti ki, bu sözleri söyleyerek diğer insanları ikaz etmek istemişti.

Her ölenin ölmeden önce bize bir şeyler söyleyecek kadar vakti olsaydı kim bilir neler söyleyeceklerdi. Şu sıralar insanların en çok korktuğu ölüm sebebi koronavirüs olarak görünse de, her zaman olduğu gibi her hâlükârda ölümler devam ediyor ve edecek.

Şu an ölüm döşeğinde, ağır hasta olmasak da hiçbirimiz bu son’dan kaçamayacağımıza göre, bizim hâlimiz de ölmek üzere olan bir hastadan çok da farklı sayılmaz. Hatta ölmek üzere olan hasta katî bir şekilde anlamıştır ki, dünya fani ve ölüm var. Bizler hâlâ çok uzun, sağlıklı yaşayacakmış hissiyle dünyaya aldandığımız için daha hasta ve perişanız. Sağlığımızı ve hayatımızı korumak için aldığımız tedbirler kadar, mânevî hayatımızı ve ebedî ömrümüzü de garanti altına alacak tedbirler almalıyız.

Ölmek üzere olan biri “Geç kaldım, siz geç kalmayın” derken, “Vaktim bitti, ölmek üzereyim” demek istiyor. Burada alınacak tedbirler kadar, eldeki sermaye olan vaktin de etkin kullanılması gerektiği ortaya çıkıyor. Virüs’ün bize sosyal mesafe ve insanlarla temastan uzak durma alışkanlığını kazandırmasını bizim lehimize olarak görüyorum. Dikkat edersek İslâm âlimleri daima zaman kaybından ve insanlarla temastan uzak durmuşlardır. Tâbîin’den Amr İbnu Abd-i Kays, kendisiyle sohbet etmek isteyenlere “Güneşi tut” demiştir. Yani zaman sürekli bir akış hâlindedir, geçtikten sonra geriye gelmez. Onun kaybı öyle bir kayıptır ki, telâfisi olmaz. Ders veren âlimlerden bazıları da talebelerine: “Dersten sonra evlerinize dönerken, topluca yürümeyin. Ayrı ayrı gidin. Zira beraber giderseniz sohbet eder, vaktinizi zayi edersiniz. Yalnız olsanız, Kur’ân okur, tefekkür eder, yol müddetini değerlendirirsiniz.” Demiştir. Bediüzzaman Hazretleri de, çeşitli sebeplerle de olsa, insanlarla temastan, zaman israfından azamî derecede sakınmıştır. Yine temizliğe aşırı derecede önem vermesi, yıkanıp gelen eşyaları bile tekrar sudan geçirmesi, yiyecek-içecek olarak her ikramı kabul etmemesi de bize gösteriyor ki, virüs gibi bir tehdit olmasa da bizler başta Peygamber Efendimiz (asm) ve O’nun vârisleri olan İslâm âlimlerinin yaşama biçimlerini örnek almalıyız. Temiz, sağlıklı, ahlâklı, düzenli yaşamamız ve ahiretimizi de garanti altına alabilmemiz için her türlü tedbirler Kur’ân ve sünnete ittiba yolundadır. Sadece dünya hayatımızı değil, ebedî hayatımızı da tehdit eden manevî hastalıklara karşı tedbirleri elden bırakmayarak, kalan az zama- nımızı etkin kullanarak yola devam etmek mecburiyetindeyiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*