Hidayet, ittihad, adalet

Onlar kurtuluşa erenlerdir1; onlar ateşten kurtulurlar, onlar Cennete girerler, onlar rü’yete (Rablerini görmeye) mazhar olurlar. Kimdir onlar?

Onlar rızıkla terbiye edildikleri gibi hidayetle de gıdalandırılırlar. Rızkı veren Rabbimiz olduğu gibi hidayeti veren de Rabbimizdir. Hidayet Allah’tandır. Bu bir sonuçtur. Kimdir hidayetle gıdalandırılanlar?

Hidayetin bidayeti, başlangıcı nedir? Hidayetin başlangıcı ihtidadır. İhtida, kulun cüz’î iradesine bağlıdır. İhtida “hidayete doğru yürümektir.”2 İhtida, insanın kesb ve ihtiyarı, tercihi dâhilindedir. Bidayeti hidayete doğru yürümeye başlamaktır. Bunun semeresi, meyvesi ve sonucu olan hidayet Rabbimizdendir. Başlangıcı bizden sonucu Rabbimizdendir. Bidayeti yaratılandan, kuldan, insandan, nihayeti olan hidayet âlemlerin Rabbindendir. Kimdir hidayetle gıdalandırılanlar?

Hidayet-i İlâhî mü’minlere gönderilmiş bir buraktır3, binektir. Mü’minler doğru yolda hidayete binerek kemâlât zirvelerine yürürler. Onlar safların evvelindedir, önlerindedir. Mertebeleri azametlidir, makamları yücedir. Sanki uzun boylular gibi, ilk önce onlar gözükür. Onlar mümtaz, seçkin, müstesna, standart dışı insanlardır. İnsanlık içinde gözünü açıp bakanlar ilk önce onları görürler, ilk önce onların parıltıları göze çarpar. Onlar bilinen kimselerdir; zihinlerde onlar vardır, akıllarda onlar vardır, hayallerde onlar vardır.

Hidayet aynı zamanda meyvenin, sonucun ta kendisidir. Hidayette saadet-i dareyn vardır, iki dünya mutluluğu vardır, hem bu dünya iyiliği hem de ahiret iyiliği vardır. Hidayetten kaynaklanan o güzel vasıfları ve o güzel sıfatları elbise olarak giyenler kimlerdir? O adamlar ne yapmışlardır da kendilerine hidayet verilmiştir. Bu hidayetin kendilerine verilmesine hangi illet, hangi temel gerekçe, sebep olmuştur?

Onlar yakîn ile kesin bilgi ile iman eden kimselerdir. Onlar İlâhî adâletin tam mânasıyla tecelli etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya, büyük mahkemeye lüzum vardır ki; zalimler cezasını, mazlûmlar mükâfatını görsün inancını taşıyanlardır. Kâinattaki nizamın bunu gerektirdiği bilgisiyle imanlarını sürdürenlerdir. Onlar bilirler ki, bütün nimetlerin, rahatlıkların ve lezzetlerin ruhu saadet-i ebediyedir, sonsuz mutluluktur.

Onlar, ruh cevherlerinde ekilen sayısız istidatlarını ve ona bağlı hesaba gelmeyen kabiliyetlerini, meyillerini, efkâr ve tasavvurlarını cismen gerçekleşecek haşrin arkasındaki ebedî sevinç için planlar, o doğrultuda kullanır. Kâinat saatine baktıklarında yarının geleceğini bildikleri gibi din gününün geleceğini, onun sahibinin huzurunda hesap vereceklerinin farkındadır. Onlar, rahmetlerin en büyüğünün saadet-i ebediye4, ahiret hayatındaki nihayetsiz mutlulukta olduğunun şuurundadır. Onlar, Allah’a imanın “Allah’ın varlığına iman” olduğunu bildikleri gibi ahirete imanın “ahiretin gelmesine iman” olduğunun şuurundadır. Onlar, Kur’ân’a imanın da “Allah’tan nüzulüne iman olduğu”5 bilincindedir.

Onlar ki, tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadetin Kur’ân’ın temel unsurları6 olduğunu anlamışlardır. Onlar ki makam, mevki ve konumlarının yüksekliğiyle tekebbüre, gurura, zulme, tahakküme ve tahkire yönelmezler aksine ihsan, taltif, tevazu ve terahhum ile davranışlarını süslerler. Cisimleşen hidayet nurundan Kur’ân cevherlerinin meydana geldiğini bilirler. Bu cevherlere sahip olmak için Rablerinden yardım isterler. Duâlarında, “bizi doğru yola ilet. / bizi dosdoğru yola hidayete erdir.”7 derler. Bu isteği her gün defaatle yinelerler.

Onların ısrarla talep ettikleri “sırat-ı müstakim / dosdoğru yol”8 nedir? O, Kur’ân’dan bir cevherdir. O, hidayet nurunun cisimleşmiş bir cevheridir. O, bir macundur. O, bir karışımdır. O, rastgele bir karışım değildir. O, şecaat, iffet ve hikmetin karışımından meydana gelir. O, şecaat, iffet ve hikmetin karışımından meydana gelen “Adl ve Adalettir.”9

İşte onlar, Allah’ın varlığına inanırlar, gönderdiği peygamberlerine iman ederler ahiretin geleceğini yakinen bilirler. Kur’ân’ın adl ve adalet cevherine sahip çıkarlar; başlangıçtaki adımı kendileri atarlar, adl ve adalete sahip çıkarlar, hidayet nurunu Rablerinden ümit ederler.

Sadettin Önal

Dipnotlar:
1- Bakara Sûresi 5. Âyet.
2- İşaratü’l İ’caz, s. 105.
3- Nursî, Bediüzzaman Said. İşaratü’l İ’caz, Yeni Asya Ocak 2008, s. 102.
4- Nursî, Bediüzzaman Said. İşaratü’l İ’caz, Yeni Asya Ocak 2008, s. 94.
5- Nursî, Bediüzzaman Said. İşaratü’l İ’caz, Yeni Asya Ocak 2008, s. 82.
6- Nursî, Bediüzzaman Said. İşaratü’l İ’caz, Yeni Asya Ocak 2008, s. 28.
7- Fatiha Sûresi (1), Âyet: 6.
8- Fatiha Sûresi (1), Âyet: 6.
9- Nursî, Bediüzzaman Said. İşaratü’l İ’caz, Yeni Asya Ocak 2008, s. 45.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*