İman ve tevekkül

Tevekkül dinimizde Müslümanların, bütün işlerinde Allah-u Teâla’yı vekil etmeleri; bir işe başlarken sebeplere dayandıktan sonra Allah-u Teâla’ya güvenmeleri; bütün işlerini Allahü Teâla’ya ısmarlamaları; kalben O’na itimat etmeleri mânâsına gelir.

Bir kimse, hareketlerinde, işlerinde Allahü Teâla’dan başkasının tesirini düşünürse imanı noksan olur. Sebepleri araya koymaya ihtiyaç yok derse akla uymamış olur. Böyle düşünenlerin sandıkları gibi tevekkül, her işi oluruna bırakmak, hiç çalışmamak, yılandan, arslandan, düşmandan sakınmamak, hasta olunca ilâç içmemek, dinini öğrenmek için gayret etmemek demek değildir. Tevekkülün esası; gerekli sebeplere baş vurduktan sonra insanlardan bir şey beklememek, sebeplere güvenmemek, herşeyi yalnız Allahü Teâlâ’dan beklemektir.

Allahü Teâlâ, kimseye muhtaç olmamak için çalışmayı, hasta olmamak için önceden tedbir almayı, hasta olunca ilâç kullanmayı, görebilmek için ışığı sebep kılmıştır. Sebebi, istenilen şeye kavuşmak için, bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin hasıl olmasına sebep olan şeyi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeye benzer ki bu akla ve dine uygun olmaz. Allahü Teâlâ insanların ihtiyaçlarına kavuşmak için bu sebeplere dayanma kapısını yaratmış ve açık bırakmıştır.

Bir gün, Resulullah (asm) Efendimizin yanına bir köylü geldi. “Deveni ne yaptın?” buyurdu. Köylü; “Allah’a tevekkül edip, kendi haline bıraktım!” deyince, “Bağla ve sonra tevekkül et!” buyurdular.

Allah’tan başka hiçbir şeye ümit bağlama! Allah’a tevekkül eyle. Bir arzun varsa, Allah’tan iste! Bir iş için sebebine yapışmak ve sonra Allahü Teâlâ’nın yaratmasını beklemek lâzımdır. Tevekkül de bundan ibarettir.

İslâmiyetin emrettiği tevekkülü iyi anlamayan bazı kimseler, Hıristiyan, Yahudi ve dinsizlerden İslâmiyete düşmanlık yapanlar, tevekkülün tembelliğe, geriliğe, ahlâksızlığa ve çeşitli fenalıklara sebep olduğunu ileri sürmektedirler. Bundan kurtulmak için ise, insanın yalnız kendine güvenmesini, itimad-ı nefsi tavsiye etmektedirler. Halbuki yalnız başına itimad-ı nefs, dinimizde bildirilen tevekkülün tersi ve tevekkülü bozan bir şeydir. Ayrıca egoistliğe, kendini beğenmeye yol açar.

İslâmiyetin aleyhinde bulunanların tevekkülü kötülemeleri, bunu anlayamadıkları için olmaktadır. Çünkü tevekkül eden kimse, Allah’a güvenip de kendisi boş oturacak değildir. Şu kadar var ki, kendine güvenen adam, kimsesizdir. Tevekkül eden bir Müslüman, önce çalışır, gerekli tedbirleri alır, sonra işini Allah’a bırakır.

Tevekkül, Müslümanlarda bir zaaf değil, bir kuvvettir. Müslümanlar, dinleri emrettiği için tevekkül etmektedirler. Tevekkül, iş yapmayıp tembel olmak için değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül edilir. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için tevekkül edilir. “(Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever”1 âyet-i kerimesi, tevekkülle beraber, yalnız çalışmak değil, çalışmanın üstünde olan azmin de lâzım olduğunu gösteriyor. Demek ki, her Müslüman çalışacak, azmedecek sonra da tevekkül edecektir.

Tevekkülü bırakanların; işlerini başarmak, menfaat ve arzularına kavuşmak için çok defa diğer insanlar karşısında yalancılık, yaltakçılık, tabasbus ve tezellüle düştükleri de görülmektedir. Tevekkül, Müslümanları bu gibi bayağılıklardan ve fena durumlardan korumaktadır. Yazımı Bediüzzaman Hazretleri’nin bir sözü ile sonlandırmak istiyorum: “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder.”2

Hesna Nur Erdoğdu

Dipnotlar:
1- Âl-i İmran, 159.
2- Sözler, 23. Söz.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*