İyi Bir Zevce Nasıl Olunur?

Şimdi mevzua gelelim. Benden soruyorsun: “İyi bir zevce olmak istiyorum, nasıl bir kadın olmalıyım? Neler yapmalı; neler yapmamalıyım?” diyorsun. Madem ki sordun, ben de cevap vermeğe çalışayım.

-Bir Hocaefendinin, kızına bu mevzuda iki mektubu-

( BİRİNCİ MEKTUP ) 05.04.1976

Kızım, İslâmî prensiplere bağlılık ve sadakat göstermeden iyi bir insan olmaya da imkan yoktur, iyi bir zevc ve iyi bir zevce de.. Çünkü İslâm dini her hususta olduğu gibi, bu hususta da hakikî bir rehberdir. İslâm dininin iki mühim kaynağı olan Kur’an ve hadis, bu mevzuda da kıyamete kadar beşeriyete rehberlik ederler.

Kadının en mühim iki vazifesi:
1 – Erkeğini mesut etmek;
2 – Çocuklarını iyi yetiştirmektir.

Kadının bu iki vazifesi de mühim olmakla beraber, birincisi daha mühimdir. Kadın, erkeğine karşı vazifelerini yerine getirdikten sonra sıra çocuğuna gelir. Erkek hiçbir zaman ikinci sıraya düşürülmemeli, çocuğa karşı olan vazifelere öncelik verilerek, erkeğe karşı olan vazifelerde ihmal ve kusur gösterilmemelidir. Bu, yaradılış programına ters düştüğü için, normal bir erkek, kadının böyle davranışını kabullenemez. Kocasına karşı ve çocuklarına karşı bu vazifelerini ehemmiyet sırasına uyarak yapan; yani öncelikle erkeğini kendinden memnun etmeyi ihmal etmeden, sıhhatli, terbiyeli, imanlı, istikametli evlat yetiştirmeğe çalışan evli bir kadın, en mühim vazifelerinden ikisini yapmış olur.

Evli bir kadının tabii ki, başka vazifeleri de vardır. Kocasına hayırlı ve meşru her işinde yardımcı ve destek olmak, o­nun akrabalarına da hürmette kusur etmemek, diğer vazifeleri arasındadır. Kadın, erkeğin en buhranlı günlerinde de o­na yardımını ve desteğini devam ettirecek; o­na yük olmamağa, sıkıntı vermemeğe; aksine, o­nun yükünü ve sıkıntısını hafifletmeğe çalışacaktır. Kocasının yapmak istediği hayırlı işlerde o­nun cesaret ve azmini kırmayacak; aksine o­nu cesaretlendirmeğe ve azmini pekiştirmeğe çalışacaktır. Kocasına güvenemediği hallerde bile, bunu asla açığa vurmayacak ve o­na inanmış görünecektir. Çünkü, kocasına karşı itimatsızlığını belli etmenin o­na hiçbir faydası yoktur. Kadın, hayatını birleştirdiği erkekle yollarını ayırmamağa çalışacaktır. Mümkün olduğu kadar o­nu anlamağa, o­nun ideallerini, alâkalarını, hislerini, zevklerini paylaşmağa ve o­ndan kopmamağa çalışacaktır. Böyle yapmadığı takdirde, o­nların hayat arkadaşlıklarındaki birliktelikleri gittikçe birbirlerinden uzaklaşma haline girer ve bu uzaklaşmaya karşı tedbirleri zamanında kadın almazsa, aralarındaki birliktelik, kopmağa kadar gidebilir. Bu husus, bilhassa ihtiyarlıkta kendini daha acı bir şekilde gösterir. İhtiyarlık yaşına gelinceye kadar, kocasını anlamağa, o­nunla müşterek hayatlarını paylaşmağa çalışmamış olan evli bir kadın, ihtiyarlıkta yalnız kaldığını biraz da hayretle görür; işin fecaatını o zaman anlar ama, iş işten de geçmiş olur..

Kadın, erkeğin sinirlendiği anlarda da çok dikkatli olmalıdır. Aksi halde, her sinirlenme anında erkek karısından biraz daha uzaklaşabilir ve aralarındaki beraberlik en sonunda bir kopma noktasına kadar gelebilir.

Evli bir kadının dikkat etmesi icap eden diğer bir husus ta şudur: Bütün erkekler pasaklı kadınlardan nefret ederler; hatta en pasaklı, en pis erkekler için bile bu böyledir. O halde, kadın daima temiz, tertipli ve daima çiçek gibi olmalıdır.

Yaradılışları icabı erkek, kadının zekasına, bilgisine, tecrübesine de ihtiyaç duyabilir. Hatta iki cihan serveri Peygamberimiz(SAV) en büyük mürşid vasfında bir insan olduğu halde, vahiyle kendisine bildirilmemiş mevzularda ashabı ile istişare etmiş, bazen zevcelerinin fikrini aldığı da olmuştur. Zevcelerinden Hz. Hatice validemizin ilk vahiy geldikten sonra ve Hz.Ümmü Seleme validemizin Hudeybiye Müsalahasında Peygamberimiz (SAV)’e fikrî desteği buna misal olarak verilebilir. Ancak, kadın kocasına herhangi bir mevzuda fikir ve tavsiyede bulunurken de o­na hürmetin dışına çıkmamalı, o­na itimatsızlık göstermemeli o­na nasihat vermek tavrına girmemeğe dikkat etmelidir; çünkü erkekler zevcelerinden nasihat almaktan hiç hoşlanmazlar.

Kadın, kocasını kendisinden memnun edebilmek ve o­nun rızasını kazanabilmek için, bütün meşru isteklerini zamanında ve harfiyen yapmağa ve o­nu kızdıran şeyleri de yapmamağa çalışmalıdır. O­na inanmalı, güvenmeli, hayırlı ve faydalı işlerde o­na şevk, enerji ve gayret kaynağı olabilmelidir. Bu şekilde hareket etmemesi sebebiyle, hem kendisi hem de kocası için evliliği, aslında küçük manevî bir cennet olabilecekken manevî bir cehennem haline getiren kadınların sayısı hiç de az değildir.

Birçok kadının, evlilikte mutluluğu elde edememesinin temelinde, kocalarına değer vermemeleri bulunmaktadır. Halbuki koca, kadının hem cenneti hem de cehennemi olabilir. O­nun meşru dairede rızasını alabilirse, bunun yanında Allah(CC)’a kulluk vazifelerini de yapıyorsa, kadın cenneti kazanabilmekte; kocasının meşru şekilde rızasını alamayan kadın ise, âhirette kurtuluşu elde edememektedir. Bu sebeple kadın kocasına, hem ebedî cenneti kazanmasına hem de cehennemde yanmasına vesile olabilecek bir kişi nazarıyla bakarak, icap eden ehemmiyeti vermelidir.

Resulullah(SAV)’in bu mevzuda bize ne söylediğine dair birkaç hadisi hatırlayalım:

1 – “Kadın ya malı, ya güzelliği, ya soyu, ya da dini için alınır. Siz dindar olanını tercih edin.”

Bu hadisteki “dindar” kelimesinin, güzel ahlâk, itaat gibi erkeği mesut edebilecek tüm kadınlık vasıf-larını da içine aldığını belirtmekte fayda vardır.

2 – “Kadın kocasının malını korumalı ve çocuğuna şefkat beslemelidir.”

3 – “Kadınlar kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmamalı ve ‘Şimdiye kadar senden ne gördüm ki?’ dememelidir.”

4 –“Kocasının isteği hilafına, o­nun yatağına girmeyen kadına melekler lanet ederler.”

5 –“İyi kadın, kocasına karşı itaatli, çocuklarına karşı şefkatli olandır.”

6 – “Kadının fenası, kötü huylu olanıdır.”

Yukarıda bazılarından hatırlatmalarda bulunduğumuz hadislerle Peygamberimiz(SAV), bize hayırlı bir kadının tarifini yapmaktadır. Peygamberimizin (SAV)’in takdirle bahsettiği kadınlardan olmak isteyenler, bu hadislerdeki ölçülerle kendilerini ölçüp tartmalıdırlar.

Saliha kadının özelliklerinden bahsettiği diğer bir hadis-i şeriflerinde ise, Peygamberimiz (SAV) şöyle demektedir:

“Saliha kadın, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir, kocasının meşru isteklerini yerine getirir ve onun gıyabında hem malını hem de namusunu muhafaza eder.”

Acaba gerçekten kaç kadın vardır ki, kocası o­nun yüzüne baktığında mesut ve bahtiyar olsun? Bütün kederlerini unutsun? Kendini sanki başka bir âlemdeymiş gibi görsün? Evet, evli her kadın elini vicdanına koymalı ve Peygamberimizin(SAV) ‘in “saliha kadın” tarifine ne kadar uyduğunu kendi kendisine sormalıdır

Sahabeden Ümmü Süleym validemizden bahseden bir hadis te, “İyi Bir Zevce Nasıl Olunur?” sorusunun cevabı ile alâkalıdır.

Buharî’deki bu hadis şöyledir:

“Ebu Talha’nın ağır hasta olan oğlu, kendisi evde yokken ölmüştü. Ümmü Süleym, çocuğun öldüğünü görünce o­nu gasledip kefenledi. Ebu Talha gelince, ‘Oğlan nasıldır?’ diye sordu. Ümmü Süleym; `Çocuğun ıstırabı sakin-leşti, istirahat ettiğini zannediyorum.’ dedi. Ümmü Süleym ev halkına: `Sakın Ebu Talha’ya oğlunun öldüğünü söylemeyin, ta ki ben söyleyinceye kadar’ diyerek sıkı tenbihatta bulundu. Sonra kocasının yemeğini getirdi. Ebu Talha yemeğini yedi. Ümmü Süleym o vakte kadar yapmadığı tuvaletini yapıp, süslenip zevcesine göründü. Beraberce yattılar. Sabah olunca, Ebu Talha gusledip evden çıkmak istediği sırada Ümmü Süleym, Ebu Talha’ya çocuğun öldüğünü bildirdi. Ebu Talha mescide gidip, Hz.Peygamber (SAV) ile namaz kıldı. Sonra da o gece evinde olan bitenleri anlattı. Resûlullah(SAV) de; ‘Cenab-ı Hak bu gecenizi mübarek kılsın.’ buyurdu.”

İşte benim güzel kızım! Sen de kendini bir mihenge vur bakalım; Ümmü Süleym’in taşıdığı imanın, kocasına karşı muhabbetin, hürmetin acaba ne kadarını gösterebilirsin? Ümmü Süleym, İslâm kadınına verilebilecek örneklerden sadece bir tanesidir.

Evet, İslâm kadınının hayatında, kocasının böyle bir yeri vardır. Kocası o­nun için, Allah(CC)’ın rızasını kazanıp ebedî âhiret saadetini elde edebilmesinin bir vesilesidir. İslâm kadınının kocasıyla evlilik hayatındaki bütün hal ve tavırlarının temelinde bu iman, bu şuur, bu şevk, bu gayret bulunur. İslâm kadını için kocasının emri, Allah’ın emridir; çünkü Allah o­na, kocasına itaati emretmiştir. Kocasına itaati bu manâda anlayıp yaşamayana Allah(CC), dünyada da âhirette de saadet nimetini tattırmaz. Bu iman, idrak ve yaşayış içindeki İslâm kadını, erkeğini katiyen üzmez, o­na karşı benlik davası gütmez, her meselede kendi isteklerini kabul ettirmeğe çalışmaz, o­nu ikinci plana itmez. Erkeğinin isteklerini kendi isteklerine üstün tutarak yaşar. Çünkü Allah(CC) böyle emretmiştir; Allah(CC)’ın rızasını ve ebedî cennet saadetini kazanabilmesi buna bağlıdır. Fani dünyada, kocasının isteklerine karşı kendi isteklerini kabul ettirmek için direnmesinin, geçimsizlik, huysuzluk, isyan hallerine girmesinin o­na dünyada da âhirette de faydası olmadıktan başka, çok büyük zararı olabileceğini düşünür. Görenek belasıyla, kocasına fuzulî masraflar yüklemez, o­nun yükünü arttırmak yerine, hafifletmeğe çalışır. Kocasını mesut ve kendisinden razı edebilmek için, meşru dairede her şeyi yapar.

Bu hususta o­nun rehberi: Kur’andır, hadislerdir, Kelamullah’tır, hududullahtır; Allah ne demiş, kendisi için hangi ölçü ve sınırları koymuş, o­nu esas alarak yaşamasıdır.

 

( İKİNCİ MEKTUP ) 31.3.1979

Yavrum! Şu ana kadar sana hep bir baba, bir ata olarak hitap ettim. Ama bu mektubumda bir kardeş, bir arkadaş, bir sırdaş ve aile dostu bir hekim gibi hitap edeceğim. Buna mecburum. Mektubumu bu üslupla yazmanın zorluğunu da idrak etmiyor değilim. Ama, 60 senelik hayat tecrübemden seni haberdar etmezsem, Allah indinde mesul olurum. Hem de sen, bu mektubumu babanın bir hatırası olarak da saklar, okudukça hem istifade eder ve hem de bana, ümit ederim ki, hak verirsin.

Sevgili kızım! Yarın evlenecek, bir erkeğin zevcesi ve bir yuvanın annesi olacaksın. Bir erkekle hayatını birleştirmen, birkaç aylık, birkaç senelik hatta tüm dünya hayatından da ötede, ebedî âhiret hayatı da düşünülerek yapılması icap eden bir evlilik aktidir.

O halde, bir evliliğin sağlam prensipler üzerine kurulması ve devam ettirilmesi icap eder. Peki, nedir o sağlam prensipler? Bir yuvayı huzur ve saadet içerisinde devam ettiren nedir? Yuvayı, ancak karşılıklı sevgi ve saygı ayakta tutabilir. Taraflar birbirlerine sevgi ve saygı besledikleri müddetçe, yuva yaşamakta devam eder. Karşılıklı sevgi ve saygı kalmadığı zaman, yuva da artık yıkılmış demektir; zahiren nikah akti devam etse bile… Evlilikte her iki tarafın da bu hususta çok dikkatli ve çok itinalı davranması gerekir. Aksi halde, dünyada manevî bir cennet olması gereken aile hayatı, dünyada manevî bir cehenneme dönüşür, âhirette ne getireceği de ayrıca ciddiyetle düşünülmelidir.

Allah, erkek ve dişi olarak iki cinsten yarattığı insanlara, yaradılışlarından bazı farklı hususiyetler de koymuş, bunlarla alâkalı vazife ve mükellefiyetler de yüklemiştir. Bu yaradılış hususiyetleriyle dünyada bulunan insanlar, evlendikleri zaman yaradılışlarının dışındaki rollere girmemeğe dikkat etmelidir. Evlilik, insanları yaradılış hususiyetlerinin dışına çıkaran değil, o hususiyetlerine sımsıkı bağlı olarak yaşamalarını icap ettiren bir müessesedir. Yanlış bir feminizm anlayışının kurbanı olarak, evlilikte erkek kadınlaşmamalı, kadın da erkekleşmemelidir. Her ikisi de, yaradılışlarına ve kendileri için Yaradan tarafından çizilmiş hayat programlarına uygun olarak erkek,”hakikî erkek”, kadın ise “hakikî kadın” olmayı hedeflemelidir. Bunun hülâsası şudur: Aile içinde erkek âdil, kadın ise itaatli olacaktır. Erkeğin adaleti ve kadının itaati ile huzurlu bir aile yuvası devam eder ve hem dünyada hem de âhirette semerelerini verir.

Evli bir kadının madem ki kocasına itaat mükellefiyeti olacaktır, evlenecek olan kızlar ve kadınların bir erkeği kendilerine eş olarak kabul ederken, eş namzedi hakkında, “Kendisine karşı, başta itaat olmak üzere, her türlü kadınlık vazifelerini yapabileceğim bir kişi mi?” sualinin cevabını vermeğe çalışmalı; bunun için araştırma yapmalı, yaptırmalı ve karar öncesi değerlendirmelerde bu ölçüye büyük ehemmiyet vermelidirler. Bunun aksine, sadece gelip geçici hislerinin esiri olmamalıdırlar; evlilikleri, başlangıçta bu sualin de cevabını kendi kendilerine vermeğe çalışacakları bir “mantık evliliği” olmalıdır.

Evli erkek, karısının hem kalbine hem de kafasına hâkim olabilmelidir. Bu da, bilgi, adalet, cesaret ve sevgi ile olur. Bilhassa bilgi itibariyle karısından üstün olmayan bir erkek, karısının kafasına da, kalbine de hakim olamaz. Kadınlar âciz erkeklerle evlenirlerse o­nlara acırlar, fakat sevemezler. O halde, sevemeyecekleri ve hürmet edip o­na her türlü kadınlık vazifelerini hakkını vererek yapamayacakları bir erkeği, hayat arkadaşlığı seçiminde yeterli olmayacak bazı vasıfları için kendine koca olarak kabul etmek, kadın için büyük bir mesuliyet ve hata olur.

Evli bir kadında, meziyet olarak en başta “kocasına itaat”ın bulunmasının lüzumu üzerinde yukarıda durmuştum. Evli bir kadının kocasıyla iyi geçiminin ve mutluluğunun bütün düğümleri, “kocasına itaat”ta toplanır. Zira, kadının sessiz sedasız kocasına itaati, aralarındaki yüzbin ihtilafı halledebilir. Kadının kocasına bu itaati, o­na din ve dünya bakımından yüzbin fazileti de kazandırır. Tıpkı, camilerdeki büyük âvizelerin bir tek demir çubuk tarafından taşınması gibi. O demir çubuk tektir; fakat taşıdığı pırıl-pırıl âvize taşları ise, yüzlercedir. Ancak, evli bir kadının kocasına itaatinin o­nda aranacak vasıflar bakımından tek başına kafi olmadığını da kaydetmeli, aranacak diğer vasıflara bir misal olarak da, mükemmel bir ev kadınlığını, burada belirtmeliyim..

O halde, “iyi bir zevce“ nasıl olunur? Sana bunu anlatayım. Bu hususta şu anda aklıma gelenleri maddeler halinde sıralamağa çalışayım:

1 – Evli bir kadın, kocasına karşı çok, ama çok terbiyeli olmalıdır. o­na çok hürmet etmelidir. Hattâ, erkek fahiş bir hata yapsa ve karısına karşı terbiyesizce davransa bile, karısının buna tepki göstermeyip sakin ve terbiyeli halini muhafaza etmesiyle kadının değeri, hem Allah hem de kul yanında artar; erkek de o kadına karşı hem mahcubiyet hem de meclubiyet hissi içerisinde kalır. Kadının bu tavrı, kendisini de, kocasını da, yuvasını da korur. Bunun aksine, kendini haklı görerek tartışmalara, kavgalara girmesinden, elde edebileceği bir fayda yoktur.

2 – Kızım! Evlenirsen, kocanı başkalarının yanında sakın tenkit etme ve o­na nasihatta bulunmağa kalkışma. Ne kadar hatalı da olsa, o­nu mahcup etme, o­nun hatasını teşhir etme.

Bir de bunun aksinin yapıldığını bir düşün; başkalarının yanında kocasının hatasını yüzüne vuran ve o­na nasihat eden bir kadını göz önüne al. O kadın kendini haklı zannederek böyle yapar ama, kocasına bu şekildeki hürmetsizlik kusuru bir yana, ya bir de zannettiği gibi kendisi haklı değilse, yani kocasının hareketi aslında doğru ise.. Halk bu işe ne der; Hâlık bu işe ne der? Ve o erkek, o andan sonra karısına hangi hislerle dolu hale gelir? Hayır! Hayır! Kocanla aranızdaki mesafeyi açabilecek ve soğukluk sokabilecek hiçbir davranışa girmemeğe çok dikkat et! o­na hürmette kusur etme!

3 – Kocanın meşru işlerinde, daima o­nun yanında ol. o­nu hayretinde, tefekküründe, şevkinde, heyecanında, neşesinde, üzüntüsünde yalnız bırakma. Hayret, tefekkür, şevk, heyecan, neşe gibi müspet hissiyatın paylaşıldıkça artacağını; üzüntü gibi menfî hislerin ise paylaşıldıkça azalacağını düşünerek hareket et. Unutma ki, evlendiğin erkeği sen ebediyet yolculuğunda hayat arkadaşı gibi seçmiş olacaksın… Böyle bir yol ve hayat arkadaşlığında nasıl hareket etmek gerekiyorsa o­nu yap!

4 – Önceki mektubumda da söylediğim gibi, evlendiğin erkeği aile içinde ikinci, üçüncü… sıralara düşürme. Birinci sırayı daima o­na ver. Evlendiğin erkeğe ikinci, üçüncü sıraya düşürmen –birinci sırayı müşterek çocuklarınıza vermiş olsan dahi– o­nu derinden derine yaralar. Her türlü hizmetlerinde önceliği daima erkeğine ver; önce o­nun karnını doyur, o­nun sevdiği şeylerden o­na ikram et, önce o­nun çamaşırını yıka ve ütüsünü yap, önce o­nunla meşgul ol. Bu şekilde o­nunla beraber geçen hayatında hep ek… ek… ek… Bir gün gelecek bu ektiklerinin mahsulünü mutlaka alacaksın…

5 – Kadın, kocasının yanında daima temiz, tertemiz bir çiçek gibi olmalıdır. o­nun yanında, o­na gözünde hoş görünmeyecek her türlü görüntüleri vermekten dikkatle ve hassasiyetle kaçınmalıdır. Birlikte geçirecekleri her zaman dilimi için bu geçerlidir. Bütün bunları bilmek kâfi değildir; tatbikinde de hiç ihmalkârlık göstermemelisin. Sözlerimi dinle!…

6 – Şimdi maalesef pek moda haline geldiği gibi, evlendiğin erkeğin senin her emrine boyun eğmesi için mücadele vermekten kesinlikle uzak dur! Zira, bu cemiyete bu zamanda ârız olan manevî hastalıklardan en başta gelen bir tanesi de budur. Belki de, bize batıdan bulaşmış menfî bir feminizm hastalığına kapılmış olduklarından kadınlar, bu devirde ve bizim cemiyetimizde, kocalarına mutlak surette hâkim olmayı, kadınlıklarının icabı zanneder gibi davranıyorlar. Aslında ailede hâkim durumunda olması icap eden erkek, yaratılıştan kendisine verilmiş hak ve vazifelere bağlılıkla hareket eder de, kadının bu haksız davranışına boyun eğmezse, aralarındaki uçurum her gün değil her an artabilmekte; boyun eğdiğinde ise bu, “hakkından feragat” şeklinde masum bir davranış görüntüsünde kalmayıp vazifesinden kaçmayı da beraberinde getireceği için, o­nu Allah indinde mesul duruma düşürmektedir. “Kadın hakları” gibi isimler altında, aile içinde kadını kocasına karşı dik başlı ve âsi haline getirme propagandalarının nefsini okşayabilecek yaldızlarının tesiri altında kalmamak, bu devirde ve bu cemiyet ortamındaki kadın için mühim imtihan mevzularından biri haline gelmiştir. Yaradılışın kanunlarına aykırı hiçbir şeyin zaten başarı şansı da yoktur. Kadın, aile içinde bu şekilde haksız ve yaradılışına aykırı bir davanın mücadelesine girerse ve erkek de kadının bu haksız mücadelesinde o­na boyun eğmezse, aile yuvalarının bağı her gün çözülmekte devam eder; hem yuvaya hem de varsa küçük çocuklara yazık olur.

Diyelim ki, kadın bu mücadelesinde muvaffak oldu ve erkeği kendisine esir etti; önce şunu söylemek lâzımdır ki, ne kadar âciz olursa olsun, erkek bunu affetmez. Sonra da –mütehassis hekimlerin söylediğine göre– hem kadın hem de erkek, bu durumda maddî ve manevî hasletlerinden kayba uğrarlar. Kadın bunun cezasını, daha sonra bütün acılığı ile çeker. Böyle bir mücadele, evli eşlerin arasını da açtıkça açar. Bilhassa ihtiyarlık zamanında, kadın kendisini yalnızlık içinde bulur. Artık, o zamana kadarki hayat arkadaşı erkeğinin o­na sevgisi de saygısı da kalmamış olduğunu geç de olsa fark eder, fakat bir ömür bitmiştir. Bir badem kabuğunda iki badem içi gibi değil de, karşı karşıya gelmiş ve birbirine hırlayan iki varlık gibi olduklarını görürler.

Sen, sen ol; böyle âdi bir yola sakın girme!…

7 – Kocanın kusurlarını, buna mukabil başka erkeklerin de meziyetlerini görme. Kocana başka erkeklerin meziyetlerinden bahsetme. o­nun sevdiği şeylerden o­na ikram et. Yemeğin daima en iyi yerini ve meyvenin en güzelini o­na ver. o­nsuz güzel bir yemeği, meyveyi yeme. o­na karşı hareketlerin erkek gibi olmasın; kadınca hareket et. Hattâ hareketlerin, görünüşte çocukça olsun. Erkekler bilhassa, çocuklara benzeyen kadınlara daha çok itibar ederler. Kocanı hiç kimseye, annesine ve babasına bile olsun, şikayet etme. o­nu hiç kimsenin yanında müşkül duruma düşürme. Aranızdaki ihtilafları başkalarına aksettirmek yerine kendi aranızda halletmeğe çalış. o­nu kırma, sevgisini yok etme. Ailenin devamının sağlanmasının, karşılıklı sevgi ve saygının devamlılığı ile yakından ilgili olduğunu katiyen hatırından çıkartma. Yalnız kocanı sevmekle kalmayıp o­nun yakın akrabalarına da, İslâmî ölçüler dahilinde yakınlık göster. Senin bu davranışının kocanı memnun edeceğini düşün. Fakat mahremiyet sınırlarına uymakta da asla kusur ve ihmal gösterme. Kocanın nikah düşen hiçbir akrabasını ve arkadaşını, sen evde yalnız bulunuyorsan, karısı olmadan evine alma, bekarsa hiç alma. Kimsenin hüsnüniyetine inanma. Lekelenmekten daima uzak dur. Zira kadınlar, beyaz, bembeyaz elbiselere benzerler; hemen leke alırlar. Hele cemiyet, böyle çirkef bir hale gelmişse…

8 – Bütün hayatın boyunca daima, kocanın yanında neşeli olmağa çalış. Bunu hiç, ama hiç ihmal etme. Yorulan erkeğini, senin o­na karşı neşeli halinin dinlendirebileceğini, neşeli bir eşe sahip olmasının o­nu hastalık kaynağı olabilecek stres hallerinden uzaklaştırabileceğini unutma. O evden çıkarken o­nu uğurla, eve geldiğinde de karşıla. o­nun ruh haline iştirak et. Sen yorgun olsan bile, o­nun yanında bunu hiç belli etme; hele şikayeti hiç yapma. o­nun yanında, o­nu rahatlatabilecek tebessümünü esirgeme. Alınganlık hallerinden vazgeç. o­nun sana yapabileceği şakalara tahammül et. o­nu mesut edebilecek hiçbir şeyi ihmal etmemeğe çalış. o­nun meşgul olduğu ilim nevilerinden sen de, mümkünse ve faydası olabilecekse, en azından o­na muhatap olabilecek seviyede bile olsa, öğren (Edison, gençlik devresinde çıkardığı bir gazete nüshasını ihtiyarlığında arayıp bulan karısına min-nettar olmuştur.).

9 – Peygamberimiz(SAV), kendisinin peygamberliğine ilk inanan olduğu için, ilk zevcesi Hz.Hatice’yi diğer zevcelerinden üstün tutardı. Bu, zevcesinin kendisine itimadının bir erkek için ne kadar mühim olduğunun delilidir.

Kızım, bu söylediklerim, bu mevzuda ilk aklıma gelenlerdir. Bunlara ilave olarak, tabii ki başka şeyler de söylenebilir. Şimdilik bu bahse dair söylediklerimi şöyle özetlemek istiyorum: Sev ki, sevilesin. Say ki, sayılasın. Fedakâr ol ki, sana karşı da fedakâr olsunlar. Ama bütün bunlar, evvela kadından gelmelidir; yani, bu hususlarda ilk adımı daima kadın atmalıdır.. Tabii, kendini kocasına sevdirmek istiyor ve saadet yolunda o­nunla birlikte bahtiyar olmak istiyorsa…

– SON –

1. Mektuptan sonra gelen yorumlar hakkında:

Bir hocaefendimizin kızının sorusuna cevap olarak, iyi bir zevcenin nasıl olunacağına dair iki mektubunu bir kitaptan naklen aldım. O kitabın ismini ve bu mektupların bulunduğu sayfa numaralarını verebilirim. İyi bir zevce ve iyi bir zevc nasıl olunabileceği mevzularında çok neşriyat vardır, aransa bulunabilir. Bu mektupların özelliği ise, bir hocaefendinin kendi öz kızına tam ve katıksız bir samimiyet, babalık sevgisi ve şefkati ile o­nun dünya ve âhiret saadetini temin için tavsiyeleri oluşudur. Yalnız o hocaefendinin kızı için değil, o­nun tüm hemcinsleri için de faydalı tavsiyeler olduğu için, bir kitap o gerçek mektupları hocaefendinin ismini vermeden neşretmiştir. Erkekler için de, Peygamberimiz (s.a.) asıl örnek olmakla beraber, bunun gibi bir doküman bulunduğunda neşredilmesi elbette çok faydalı olabilir.

1 – Her makinenin bir kullanma talimatı o­nu yapan tarafından verildiği gibi, kainatın en mükemmel makinesi olan insanı yaratan Allah (c.c.) o­nun kullanma talimatını (âyetlerle) insanlara bildirmiştir. Zaman Ailem dergisindeki bir yazımda bunu kısaca açıklamıştım. Kullanma talimatımızı beğenmemek ve tenkit etmek hakkına sahip değiliz. Okuduğunuzu söylediğiniz yazım, bir hocaefendinin âyet ve hadislerdekileri kızına anlatmasıdır, hafife alınamaz ve ilk anda sebep ve gerekçeleri anlaşılmaması halinde, tenkit edilemez. Ayni konuları ders veren çok sayıda kitap vardır.
İslam, bir kadına nasıl olması gerektiğini söylemekle o­nun ebedî hayatının saadet şifresini vermiş olmaktadır; yani o­nun işini kolaylaştırmaktadır.
2 – Evlenilen her erkeğin kusursuz, tam manasiyle saygıya değer olduğu, bilhassa içinde bulunduğumuz bu âhir zamanda, elbette söylenemez. Erkeğin kendine ait vazife ve mükellefiyetleri o­nu ilgilendirir. Kadın bunları nazara verip kendi vazifelerinden geri duramaz. Başlangıçta tercihini hakikî dindar bir erkeğe zevce olmakta kullanmamışsa, erkeğin noksanlıkları ve kusurları kadının da noksan ve kusurlu davranışlarının haklı gerekçesi ve mazeret olamaz. Bediüzzaman Said Nursî Hanımlar Rehberi adlı küçük risalesinde ve Lem’alar adlı eserinde Tesettür Risalesinin sonundaki İKİNCİ NÜKTE’de burada bahsettiklerim gibi çeşitli durumlarla ilgili olarak kadınlara ve genç kızlara ders mahiyetinde tavsiyelerde bulunmaktadır. O bahsi daha önce okumuş olsanız bile, tekrar üzerinde durarak okumanızda fayda olabilir.

3 – SaidNursi.de sitesindeki KADIN NASIL OLMALI yazımda da kısaca belirttiğim gibi, feminist propagandaların tesirinde kalmamak ve ACABA ALLAH BENDEN NE İSTİYOR? sorusunun cevabını arayarak yaşamak, şimdilik sözlerimi bağlamak için kadın ve kızlarımıza faydalı olacağına inandığım bir tavsiyemdir.

Allah (c.c.) cümlemizi hakkı hak bilip o­na tabi olan ve bâtılı bâtıl bilip o­ndan sakınanlardan eylesin. Âmin.

İlginize teşekkürler…

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

5 Yorum

  1. [i]güzel[/i] nasıl zevce olunur yazısı cok güzel okudum beğendim gercekten cok güzel hoş bir site sizlerden allah razı olsun

  2. Allah (c.c.) nur talebelerinin hepsinden razı olsun daima güç kuwwet wersin Allah yardımcınız olsun bu sitede emeği geçen herkesten Allah razı olsun…

  3. GÜZEL NASIL ZEVCE OLUNUR.
    Bu yazıda emeği geçen herkesin emeğine sağlık.
    Bu bilgilere daha önce ulaşmış olmayı yeğlerdim.Evlenmeyi düşünen herkesin bunları bilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnşallah ihtiyacı olan herkes istifade edilir. Ümit ederimki benim kadar geç kalmazlar.
    ALLAH(cc) razı olsun.

  4. Guzel zevce nasil olunur

    Iyi ki risaleleri sizin dilinizle okumamisim, Allah erkekle kadini esit olarak (hak noktasinda)yarattigi halde, takvanin en onemli unsur oldugu bilindigi halde, hala bu tarz kadini ikinci, ucuncu sinif duygulari olmayan bir robot gibi gosterilmeye calisilmasi cok aci.Donemi ve ihtiyaclari anlamayan insanlarin, dini degerleri ve argumanlari kullanarak insanlara nasihat vermeye calismasi olayin baska bir yonu. Din yasanmaz bisiy olmadigi gibi, evlilik de dinimizi korumamiz acisindan yasanmaz bisiy degildir. Bunu yapmak icin kadini ezip, ozsaygisini kaybettirerek elde edilemez.Evlilik bir antlasmadir. Dikkat ediyorum, bir cok sitede kadini gercekten robot ya da cinsel bir objeymis gibi gosterip sonrasinda da cennet vaad eden bir anlayis var. Yazik diyorum, bunlari okuyanlar evlilikten, dinden imandan soguyorlar.

  5. Gerçek İslâm’ı yaşamak isteyen bir bayan, “İslâm’da kadının yeri ve mükellefiyetleri”ni İslâm dininin kaynaklarından öğrenmelidir ve o öğrendikleriyle yaşamalıdır. İslâm’da “feminizm” yoktur ve “feminizm” saplantılarıyla yazılmış yorumların da hiçbir değeri yoktur! Ayrıca, inkâr edilemez İslâmî gerçekleri hafife alan ve karşı çıkan ve hattâ o gerçekleri nakledenlere hakaretler de eden, “yorum” olmaktan çok uzak yazılar, onları yazanlara büyük manevî mesuliyetler yükler. Zilzâl Sûresi’nin son âyetleri zerre kadar bile hayrın ve zerre kadar bile şerrin, Allah tarafından karşılığının mutlaka verileceğini bildirmektedir. “Yorumlar” kısmında yazılmış olanlara daha önce verdiğim cevapta da açıkladığım ve burada tekrar söylediğim gibi, bir hocaefendinin kendi kızına, onun “Baba, iyi bir zevce nasıl olunur?” sorusuna cevap olarak, 5.4.1976 ve 31.3.1979 tarihli gerçek iki mektubunu bir kitaptan alarak aynen nakletmiş bulunuyorum. Bu iki mektubu bir broşür halinde de matbaada bastırmış ve dağıtmıştım. O broşürden bu iki mühim mektubu okuyan bazı bayanlar, yıkılmak üzere olan yuvalarını o broşürle kurtardıklarını söylemişlerdir. O iki mektubu, onlarla ilgili “yorumlar” kısmında yazılanları ve o yazılanlara daha önce verdiğim cevabım ile bu cevabımı dikkatle ve İslâmî ölçülerle karşılaştırarak okuduktan sonra hâlâ “feminist saplantıların esareti”nden kurtulamayacak bazı bayanlar olursa, onlar “zarara rızaları ile girmiş” olurlar. Zarara rızaları ile girenlere ise bakılmayacağı ve öylelerinin merhamete lâyık olmadıkları da İslâmî kaidelerden biridir. Allah (C.C.) cümlemizi hakkı “hak” bilip ona tabi olan ve bâtılı da “bâtıl” bilip ondan sakınanlardan eylesin.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*