Kimlerle sağlıklı istişare yapılamaz?

Biz Nurcuların bütün hareketleri, Risale-i Nur Külliyatı’nda belirtilen esaslar çerçevesindedir.

İster talebe, ister kardeş veya dost olsa fark etmez. Hangi Nurcu olsa bu kural değişmez. Haricindekilere bir sözüm olmaz ve olamaz. Lâkin Nurcular yaptıkları iman, Kur’ân hizmetinde harici tesirlerden etkilenmemelidir. Çünkü za- man çok dehşetlidir. Eğer çizgilere dikkat etmezsek Allah korusun savruluruz.

Üstadımız; “İhtiyat ve temkin ve meşveret etmek lâzımdır” diyor. Demek bazı za- manlar gevşek davranmak pahalı düşüyor ve iman hizmeti zarar görüyor. Meşveret etmek bizim birliğimizi sağlar. Reylerimizi teşeddüdden korur, insicamı temin eder. “Medâr-ı nizâ bir mesele varsa meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız; herkes bir meşrepte olmaz. Müsamahayla birbirine bakmak şimdi elzemdir” ifadesinden anlıyoruz ki; beğendimizde ısrar ve ‘daha iyi yapıyorum’ diye çok sıkmak hizmete zarar veriyor.

O yüzden müsamahayı da meşveretle belirlemek lâzım. Ama bunu yaparken Üstadımız’ın hassas davrandığı noktalara çok dikkat etmemiz şarttır. Meselâ; “Ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenâb-ı Hakk’a çok şükür, beni kendime beğendirmemiş” diyen bir Üstadımız var. Ve devamında; “Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimî sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır” demektedir.

O halde, kendini beğenenlerle bir yere varmak mümkün değil. Kişinin burnu ‘Kaf Dağı’nda ise ve kendinden başkasını hakir görüyorsa onunla istişare etmek sağlıklı olmaz. Çünkü olabilecek en güzel şeyi değil kendi güzelini arayacaktır. Herkes kendi güzelini ararsa onun adı meşveret olmaz.

İstişare ortamında sizin sözünüze taraf çıkılabilir, bu sözün güzelliğini gösterir, ama taraftar ararsanız hizipçilik olur. Dile getirdiğiniz fikir beğeniliyor ve onun etrafında kamuoyu oluşuyorsa güzeldir. Fakat siz önceden manipülasyonla çoğunluk sağlamaya kalkarsanız, tahakküme ve zorlamaya girer. Bu da meşveret değil alet etmek olur.

Öte yandan hırslanmadan, sabırla istişare etmek gerekir. İşi oldubittiye getirmekten kaçınmak şarttır. Aksi hâlde, aksülâmel ile neticesiz kalır. Üstadımız; “İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husûmetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz” dediğine göre, ne husûmet ne de tarafgirlik bize hiç, ama hiç yakışmaz. Biz hepimiz bir tarafız, yani hak taraftarıyız. Ancak, fikir ve gönül birliği için vasatı bulmak mecburiyetimiz var.

Öncelikle iyi niyet, sonra da iyi âkıbet lâzımdır. Her zaman iyi niyet işe yarar diye bir şey yoktur. Niyetin iyi, ama sonuç berbat ise iyi niyetliyim tesellisi işe yaramaz. Düşmanın yapamadığını sen ‘iyi yapıyorum’ zannıyla yapıyorsan, zaten bizim düşmana ihtiyacımız olmaz. Senin o iyi zannettiğin niyetin yeter de artar bile. Çünkü Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî; “Çok iyiler var ki, iyilik zannıyla fenalık yapıyorlar” diye ikaz ediyor.

Sonuç olarak; en kötü şartlarda bile en iyi neticeye ulaşmak için istişare etmek lâzım. Kafasına koyduğunu elde etmek için gayret edenler istişare ruhunu da katletmiş olurlar. İfrat ve tefritten uzak, muhabbet-i umumiyyeyi temin etmek bizim en büyük görevimizdir.

Allah yar ve yardımcımız olsun. Âmin.

Sabahattin Boyacı