“Menfaat üzerine dönen siyaset”in “fenâ neticeleri”

Türkiye’nin ağır krizdeki ekonomiden savrulan dış politikaya, yeniden tırmanan teröre, devasa problemleri dururken, siyasî iktidarın ve “ilişik mdya”nın gerçek gündemi sahte sunî tartışmalarla canhıraş perdeleme çalışmalarına rağmen çöküşün tezâhürü garabetler bir bir ortaya çıkıyor.

Cumhurbaşkanı’nın “özellikle bir siyasî ayağında bizim olduğumuz, bir siyasî ayağında da mâlum zât var” dediği partisinin eski genel başkanını ve Başbakan’ı ile önemli bakanlıklar yapmış bazı siyaset arkadaşlarını “tezgâh başka; hani dürüsttünüz? Eğer sizin dürüstlüğünüz buysa bu ülke batmış, bu ülke yanmış” ithamıyla “dolandırıcılık”la ve “öksüz yetimin hakkını kalkıp kurdukları üniversiteye tapu devri”yle suçlaması, AKP iktidarında ülkenin siyasî ihtiras ve rant uğruna düşülen vartada “devlet düzeninin geldiği nokta”nın en üst düzeyde ikrarı olarak kayıtlara geçiyor.

Buna mukabil, “mâlum zât”ın “2003’ten 2016’ya kadar çeşitli konumlarda ve üst düzeyde birlikte çalıştığımız Sn. Cumhurbaşkanının, şahsım ve Başbakanlık yaptığım dönemde hükümetimde birlikte görev yapmaktan onur duyduğum bazı bakan arkadaşlarım hakkında en temel nezâket kurallarına bile uymayan, bu yüksek makama yakışmayan bir üslûp ile dile getirdiği ağır ithamları” bir “devlet ahlâkı meselesi” olarak nitelendirmesi; ve “hiçbir şahsî hakkımın ve çıkarımın olmadığı, kızıma, oğluma, damadıma, gelinime bırakmayacağım…” cümlesiyle cevaplaması, bahse konu arsa üzerinden siyasi iktidarın içinden “rant ve arazi kavgası”nı açığa çıkarıyor.

“HAMASET, HUSÛMET, HAKARET”LE

Görünen o ki sözkonusu isimlerin AKP’den koparak kendi partilerini kurma aşamasında ve siyasî mahfillerde sözü edilen yedi kişilik parti arabulucu heyetin “parti kurmamaları” baskı ve önerilerinin kabul edilmemesi üzerine fevkalâde muhataralı yola sapılmış. Uzun yıllar AKP hükûmetlerinde Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve en önemli bakanlıklarda bulunmuş isimlerin partilerini kurma aşamasında kumpaslarla susturulmak isteniyor.

Cumhurbaşkanı’nın ikrarıyla iktidar partisindeki “metal yorgunluğa” karşı “hamaset, husûmet ve hakaret söylemleri”yle sürekli toplumu kamplaştıran, kavgayla kutuplaştıran iç “tahrik politikası” bu kez AKP’nin içine yönelmiş. Ne var ki siyasi iktidarın rakiplerini bölüp parçalama, aykırı seslere tahammülsüzlükle fırsat verdirmeme operasyonları artık ters tepiyor.

Bundandır ki iktidar partisinin genel başkanı olarak Cumhurbaşkanı’nın ve parti sözcülerinin partisinin üçüncü başbakanının, ikinci genel başkanının bir parti kurduğu sırada başlattığı “karalama kampanyası” ve parti MYK’sında mevzubahis üniversiteye “kayyum kararı” çıkarılması, “parti devleti” eleştirilerini haklı çıkarırken, “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” paravanındaki “tek kişilik sistem”de yürütmenin yanısıra millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in ve yargının devre dışı bırakıldığının âdeta itirafı oluyor.

Özetle, muhalefetin en akılcı önerileri, milletin menfaatine en vicdani teklifleri bile Saray’dan gelen “tâlimlatlar”la reddediliyor. O denli ki Meclis kürsüsünde, “Erdoğan’ın, ‘İki kere iki beş” demesi halinde, AK Parti Grubu’nun, ‘Reis kerrat cetvelindeki tarihî hatayı düzeltti. Önceki dönemlerden kalan bir hatadan kurtulduk, çarpım tablosunu reisimiz düzeltti’ derler” ironileri yapılıyor!

“ŞEYTANI MELEK, MELEĞİ ŞEYTAN” GÖSTEREN SİYASET!

Ve bütün bunlar, siyasî iktidarın hâlâ siyasi rant devşirme ekonominin çöküşünden dış politikadaki fiyaskolara, Suriye’de yanlış politikalarla saplanılan çıkmaza karşı yapay – nevzuhur gündemler ortaya atıldığı süreçte, Ankara’nın “yolsuzluklarla mücadele” taahhüdlerinin aksine, Meclis’e gönderilmeyen Sayıştay denetçi raporlarında da su yüzüne çıktığı gibi kamuda rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık ve suiistimallerle, ihâleye fesad karıştırma, savurganlık, özelleştirmede kayırmacılığın nereye vardığı vahametini deşifre ediyor.

Bediüzzaman’ın tesbitiyle, “hâkimiyet-i milleti” temsil eden, “yani efkâr-ı âmmenin misâl-i mücessemi (âdeta cisimleşmiş hali)” olan Meclis yerine “rey-i vâhid” dediği “milletten suâlin ve meşveretin olmadığı”, demokratik temel hak, hukuk ve hürriyetleri ıskartaya çıkaran “ucûbe sistem”de bütün karar ve gücün “tesirât-ı hâriciyeye (dış etkilere) kapılma” tehlikesine gelen, dayatılan ifsad plânlarına ve projelerine, tehdit ve şantajlara gelebilen “lâ-yüs’el – sorumsuz kek kişi”nin uhdesine verilmesi üzerinden ülkenin ne hale düşürdüğünü gösteriyor. (Münâzarât, 41-42)

Özetle, Bediüzzaman’ın istiâze ettiği, “garazkârâne tarafgirlik”le “şeytanı melek, meleği şeytan” gösteren “menfaat üzerine dönen canavar siyaset”in “fenâ neticeleri”nin yeni versiyonu sahneleniyor. (Mektûbat, 258; Tarihçe-i Hayat, 107)

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

1 Yorum

  1. Ülkemizde demokrasi var çok şükür. Cumhurbaşkanını ve hükümet sistemini millet seçti, istibdat ile gelmedi. Şimdiye dek beklenen liderdir o, milletin yanında oldu, sözüne değer verdi, hizmet etti ve ediyor. Şimdiye kadar yapılamayanları yaptı. Yıllarca batı toplumunun sevgisi aşılanmaya çalışıldı bize, şimdi özümüze dönüyoruz çok şükür, dini ve milli değerlerimizi artık rahatça yaşayabiliyor, konuşabiliyoruz,daha pekçok hizmet.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*